19 Nisan 2012 Perşembe

HAMİLEYSEN GÜZELSİN!

Her kadın kendini biraz beğenmiştir. Hele hamile kadın kendini beğenmişliğin ve beğenmemişliğin en üst boyutundadır. Bir gün bir uyanırsın dünyanın en güzel kadınısındır Adriana Lima bok yemiştir yanında, diğer gün bir uyanırsın o nasıl bir ucubeliktir, aynaya bir kez baktın mı o gün bir daha barışamazsın aynayla. Hayatında hiç bitöeyecek bir günmüş gibi gelir o gün sana. Benim bir kaç kez başıma geldi...
Yataktan çıkmak istememekle baş gösterir ilk o ruh hali. Daha sonra ''kalkmam lazım'' dersin, içmen gereken ilaçların seni bekler. Elini yüzünü yıkamak için lavobaya girersin, aynaya bir bakarsın ''AMAN ALLAHIM'' o nasıl bir sıfattır! ''Evet o gün bugün, ben bugün çirkinleştim, kızım aldı bütün güzelliğimi'' diyerek çirkin hissetmenin vermiş olduğu o negatif enerjiyi karnındaki meleğin aldığını düşünerek hafifletirsin az da olsa. Mutfakta işler seni bekler, yatak odasında çoraplar bir yandadır, yatak dağınıktır, yemek yoktur... Ve sen hiç birini yapmak istemez, kendini yaşam alanındaki koltuğuna devirir, üzerine pikeni alır, elinde kumandan zaping yapar durursun boş gözlerle. Her geçen saat aleyhine işler, çünkü bugünün işini yarına bıraktığın zaman yarının işleride birikir ve işinden çıkılmaz bir hale gelir, karnın burnunda halinle... Kalkmak gerekir. Ruh bozukluğunun, aynaya bakınca hissettiğin çirkinliğin tamamen elden ayaktan keser seni. Ama sonra bir güç dokunur omzuna ''hadi melek uyan, gün senin günündür'' Evet 9 ay boyunca her gün benim günümdür diyerek bir gaza gelişle kendini önce duşa atarsın. Güzelce ılık bir duş alır, en sevdiğin vücut losyonların, şampuanlarınla bakımını yaparsın. Banyodan çıkıp üzerini giyer, saçlarınla uğraşır, tırnaklarına bakım yapar, makyaj yaparsın. Ve işte hazırsın! Evet şimdi evinde seni bekleyen işleri neşeyle yapabilirsin.
Dünya güzelisindir, evin en güzel ev, yemeklerin en lezzetlidir. Aynalar seni çağırır sürekli...
Karnına daha bir güzel bakar, daha bir şevkle okşar, kızının senden güzel olacağının hayalini kurarsın.

Hamilelik güzel şey... Sanırım ben bu halimi çok özleyeceğim.
Kadının kendini en kadın hissettiği, hiç hissetmediği kadar güzel hissettiği ve hissettirildiği bu cennetlik dönemde cehennemlik bir kaç dakika umrunda bile olmaz.
Bir gün kendimi rezil gibi hissettiğim an'da oturup o 'an birebir neler hissettiğimi kaleme alacağım. :)
Emin olun kendimi kötü hissettiğim o an'lar dakikalar sürecek ve ben yazımın ortasında ılık bir duşa girip, kendime gelmiş olup, yazıma öyle devam edeceğim...

İnsanlar 'aaa sen güzelleşmişsin, nasıl senin kızın oluyor, çirkinleşmen lazım'' dediklerinde kendini kötü hissedersin. Az kilo almışsın dediklerinde kendini senden büyük karınlı hamişlerle kıyaslar kendini kötü hissedersin. ''Acaba benim kızım gelişemiyor mu'' diye... Aaa çok kilo almışsın diyenler olur moralin bozulur ''ah bu kilolar nasıl gider sonra'' diyerek...
İNSANLARA KULAK ASMAMAYI 3. AYINDA ÖĞRENİYOR HAMİLE BİR KADIN:)
Çünkü biliyor; bazısı konuşmak için konuşuyor, bazısı gördüğünün tersini söylüyor, bazısı seni mutlu etmek için bazısı mutsuz etmek için yalan söylüyor.
Ondan dolayıdır ki DOKTORUN, KENDİN ve KOCAN hariç herkese gülümsemek, ''evet ya' deyip geçmek.

Yüzün çirkinleşse de, fiziği bozulsa da SEN KİMSENİN KOLAY KOLAY SAHİP OLAMAYACAĞI EN ÖZEL HİSSİYATA SAHİPSİN. ''ANNELİĞE''... Ana rahmine düştüğü an'dan sonra, kalp atışlarını duyduğun o an'dan itibaren HERŞEYİN EN GÜZELİ ONA OLSUN, BENDEN ALSIN EVLADIMA VERSİN diye düşünmeye başlıyorsun.

Yaşayanlar derdi, güler geçerdim. Şimdi gülenlere diyorum ki ''YAŞAYINCA ANLARSINIZ''...

Hele bi tekme yiyin bakalım karnınıza, karnınız mı umrunuzda oluyor, yüzünüz mü, eliniz mi, kaşınız mı? :)

Herkesi seviyorum, dünyayı seviyorum, kendimi seviyorum, kocamı seviyorum
AMA EN ÇOK KIZIMI DURU BELİS'İMİ SEVİYORUM.

Benim prensesim artık annesinin göbişinin içinde 7 aylık:)

Sevgiler;

15 Nisan 2012 Pazar

ESKİSİ YENİSİ FOÇA GEZİSİ:)

Muhteşem bir pazar günü...

Sabah erkenden kalktık, kendimizi Foça yollarına attık. Önce Eski Foça'ya gidip serpme kahvaltımızı yaptık, hafif yağan yağmur eşliğinde... Daha sonra Yeni Foça'ya doğru yola çıktık. Arabayla geçtiğimiz yollarda arabanın içinden fotoğraf çekmeye çalışmak biraz kabus olsa da, başarılı kareler elde edebilmenin hazzı içindeyim:) 
Canım kocam ''hadi in çekeyim seni dediği an, o arabadan çocuk gibi inişimi ve mutluluğumu sizlere anlatamam. Bu poz belki orada verilen 15 pozdan 1 tanesidir sadece:) O kadar güzeldi ki o an, ben orada şekilden şekle girerken, kocacığım bir taraftan fotoğraf çekerken, diğer taraftan 'ay düşeceksin, aman bu tarafa gel'' diye söylenio duruyordu:) Ama dinleyen kim, poz vermek, manzara izlemek, fotoğraf çekmek olsun bana... Tehlike işlemez!


Arabayla giderken çekmeye çalıştığım bu kareler, eşimin frene basma oyunları, güneşin bir açıp bir kapama hali, her şey çok güzel çok eğlenceliydi...
Yeni Foça'ya vardığımızda o denizin dinginliği, kulpsuz fincanda içtiğimiz kahve, ezan sesinin içimize doldurduğu hüzün, ve çoğu insanı utandıracak şekilde bir köpeğin ezan sesinde resmen dua ediyor oluşu...
Resmen huzur...
Bir taraftan etrafı izliyor, diğer taraftan ileride orada yaşamanın ya da yazlık alabilmenin hayalini kurduk. Denizin rengi o kadar güzeldi ki, denize taş atmaya çalışan çocukları görünce hemen doğumuna 2 buçuk ay kalan kızımızı düşünmeye başladık...
Birden bire ''ben ayaklarımı suya sokacağım, sende fotoğraflarmı çeker misin'' dediğim eşimin ''mikrop kaparsın'' deyişiyle bir yandan gülmeye, diğer yandan açıklama yapmaya başladım. ''Bak aşkım denize girmeyi bütün doktorlar hamilelere tavsiye ediyorlar. Hem şişen ayaklarıma şimdi buz gibi tuzlu su inanılmaz iyi gelecektir derken ''hem de vücudundaki statik enerjiyi atarsın, hadi o zaman'' deyince ben yine çocuklar gibi atlayıp zıplamaya başladım ve ayaklarımı cuppadanak daldırdım berrak sulara...

Suları şıpırdatmaya başladım, su hem soğuk hem inanılmaz rahatlatıcıydı...
Tabi bu kadar az değil fotoğraflar ama buraya koymaya kalkarsam sayfalar bitmez:) 
Bir duvarın üstüne oturup çakıllı, kumlu ayaklarımı temizlemeye koyuldum.
Baktım ki benim canım kocam hala fotoğraflarımı çekiyor başladım şımarmaya:)

Eh tabii bizim bir evimiz vardı ve evli evine köylü köyüne olmak zorundaydı. Oradan ayrılmak ne kadar hüzün verici olsa da, evimize dönmek de ayrı bir keyifti:)
Dönüş yolunda yine sürüsüyle fotoğraf çektim durdum. Eşim yine benimle oyun oynadı, frene basarak, durup kalkarak:)




Nihayetinde şuan evimizdeyiz ben ''Umutsuz Ev Kadınlarını' mutfakta izlerken, canımın içi kocam tam karşımda yüzü bana dönük Survivor izliyor. 

Şimdilik herkese güzel geceler:) 
Dipnot: Benim olduğum fotoğraflar kocişime, diğerleri bana aittir. Sevgiler:)

HARAM DEĞİL, ÇOCUĞUMUN SADAKASI OLSUN!

Herkese pazar gecesinden selamlar, sevgiler:)
Kimi için kabus bir gece çünkü yarın iş var, kimileri için çok güzel bir gün çünkü yarın iş güç yok,
benim gibiler içinse hem güzel, hem kabus... Çünkü yarın ne pişirsem sıkıntısı başladı bile:)
Neyse konumuz bu değil...

Daha evvel temizlikçimin kumbramı patlatıyor olabileceğinden bahsetmiştim. Ve bu hafta perşembe günü bu onaylandı!!! Kısaca özet geçmek istiyorum: Ekim ayında 180 lira olan kumbaramıza hemen hemen her gün para attık taa ki geçen hafta bir sayalım diyene kadar içerisinde 400 lira falan biriktiğini düşünüyorduk. Duru Belis'imiz adına hesap açacak ve onun için bankaya yatıracaktık... Geçen hafta saydığımızda tam tamına 78 lira kaldığını görünce şoka girdik. Günah almak istemedik ama evimize her hafta giren yardımcımızdan şüpelenmekte haklıydık. Ama tabi günah almamamız da gerekiyordu. Neyse... Bu hafta bir plan kurduk. Emin olmamız lazımdı. Çarşamba akşamı oturduk bir güzel saydık 1 hafta içinde 102 lira yapmıştık yine kumbaramızı. Ertesi gün bakalım 102 lira mı olacaktı yoksa yine azalacak mıydı? Bu kadar uyuyor olmamız, ona bu kadar güvenmemiz boşuna mıydı... Geldi.''Başım ağrıyor, kemiklerim ağrıyor, adet oldum karnım ağrıyor ilaç var mı'' diyerek güne merhaba dedi her hafta olduğu gibi. Apranax Fort verdim, 2 tane istedi. İlacın kuvvetli olduğunu ve 1 tane içmesinin ağrılarını keseceğini söyledim. Bu arada anlamadığım şey ''bitmeyen bir adet döngüsü olduğu''... Her hafta bana geldiğinde adet sancısı çekiyor olması ayrı bir tuhaflıktı.
Çayı koydu, 2 bardak çayını içti, başladı temizliğine. Camları sildirmedim bu hafta yağmurlu geçecek diye. Eşimle aynı dolapta sıkıştıkış duran eşyalarımı ayırdık beraber, yan odadaki gömme dolaba. Kışlık ayakkabılarla yazlık ayakkabaları yer değiştirdik portmantoda. Çamaşırlar yıkandı, ütü için yatağın üzerine konuldu. O sıra ona para vereceğim için cüzdanıma baktım ki bozuk param yok. Bozuk parasının olup olmadığını sorunca 'bende para ne arar abla'' dedi. Heh dedim bana bahane çıktı. Bakkala inmeliydim...
Ben evdeyken kumbarayı patlatan kadın ben yokken asla boş duramazdı değil mi?
Bakkala indim ve geldim aradan 1 saat sonra işi bitti ve giyindi. O arada üzüldüğümden kızına 1 poşet elbise verdim. Allah razı olsun dedi... Bir de normalde aldığı paradan 10 lira fazla verdim... VİCDAN...
(Hala almamıştır ya)falan diyordum içten içe...

Eşim aradı 'gitti mi'' diye... Dedim gitti... Kumbara ne alemde diye sordu. ''sen gel beraber sayalım, dokunmadım'' dedim. Oturduk yatağın üzerine döktük. Eşim görür görmez ''Begüm almış'' dedi. 'Dur dedim, günah alma hemen, sayalım...' Bir saydık ki 70 lira kalmış! 30 lira yine gitmiş... Sayarak almadığı kesin. O arada dökebildiği kadar döküyor, neresine olursa! Ama HARAM ETMEDİK! ''ÇOCUĞUMUZUN, BAŞIMIZIN GÖZÜMÜZÜN SADAKASI OLSUN'' dedik. Geçen hafta şüphelendiğim zamanki sinirim yoktu üzerimde. Giden gitmişti. Her hafta aldığı paralarla toplam 300-400 lira götürmüştü ufak ufak...
Yazıklar olsundu!
O kadar iyi niyetimize gerçekten haketmemiştik. Peki ne yapmak gerekirdi? Kadın neden küpelerime, kolyelerime dokunmuyordu? Dikkat çekecekti tabi, od da haklıydı kendi çapında!
Hemen Tufan'ın teyzesini aradık. Tufan'ın teyzesi ayarlamıştı bize o kadını. Kendisine de o gidiyordu 2 haftada 1 memnun olmasa da... Tufan'ın teyzesi çok sinirlendi, ve onu arayıp yerin dibine sokacağını vs söylüyordu. Bende katılıyordum. Çünkü eğer biz ona onu ne yaptığını bildiğimizi söylemezsek başkalarının canını gerçekten yakabilirdi. Biz madur olmuştuk belki ama ihtiyacımız yoktu şuan kumbaradaki paraya. Kendi yağımızda kavruluyorduk. Ama ya başkalarının canını yakarsaydı!
Tufan'ın eniştesi ''elinizde delil yok, görüntü yok, ispatla derse ne diyeceksiniz'' deyince bu kez teyze arayıp ''bundan sonra ne benim kapıma, ne de Tufanların kapısına gitmiyorsun'' deyince ''neden abla'' demiş. Teyzemde ''sen biliyorsun terbiyesiz deyip telefonu kapatmış. Ve ne Nurten teyzemi, ne beni arayıp ''ne oldu, neden böyle dediniz' diye sormadı! AŞAĞILIK PİSLİK!

Neyse ki soğana dönmeden soyulduğumuzu anladık da yolumuzu verdik. Şimdi umarım yeni bulacağımız kadın güvenilir, HELAL SÜT EMMİŞ biri olur. İhtiyaçtan almıştır deyip vicdan yaptığım an ''ya bizim ihtiyacımız olsaydı o paraya, ya aç kalaydık'' diye düşünürken buluyorum kendimi. 400 lira az para mı ya? İhtiyacımız şuan yoktu ama biz o parayı yazın doğacak kızımız için biriktiriyorduk.
BAK YİNE SİNİRLENDİM!!!
Neyse...
Böyle işte.
Allah herkesi helal süt emmiş, Allah korkusu olanlarla karşılaştırsın.
Yüksek sesle dua eden, Allah'a şükrederken yanındakine duyurmaya çalışan insanlardan bir kez daha korkulması gerektiğini anladım!
Lütfen bu yazıyı okuyan kim varsa benim yanımda sesli ALLAH, DİN, KİTAP'tan bahsetmesin!
Çünkü ASLA inanmam.

11 Nisan 2012 Çarşamba

GÜNLÜK OLMUŞ HAFTALIK:)

Blogumu ne kadar ihmal ettiğimi görünce hüzünlendim. Oysa dakika dakika rapor veririm diye açmıştım ben sayfamı:) Okuyanlardan ziyade, bir nevi kendim için, ileride okumasını istediğim kızım için günlük tutmaktı niyetim. Ama bakıyorum da haftalık olmuş benim sayfam:(

Bu ara Temmuz 2012 anneleriyle bayağı bir meşgulüm... Kimine göre 'ne kadar gereksiz' gelse de ben ve benim gibi tecrübesiz anne adayları için bayağı bir gerekli paylaşımlarda bulunuyoruz. Sonuç olarak hepimiz 6 buçuk aylık hamileyiz. Endişeliyiz, heyecanlıyız, mutluyuz, bazen mutsuzuz, kırılganız, neşeliyiz... Paylaştıkça büyüyoruz... Kadınlar Kulübü'nde iki çizgiyi birlikte görüp, bugünlere birlikte geldik. İlk haftalarımız, bebeklerimizin kalp atışlarını duyduğumuz o an'lar, fasülyelikten insan kıvamına giren minicik bedenler, cinsiyet heyecanları, öğrendikten sonra hazırlıklarımız, yaşadığımız fizyolojik ve psikolojik sıkıntılar, ağrılarımız, sancılarımız, büyüyen karınlarımız... Biz çok şey paylaştık bu kısa sürede. Ve inanıyorum ki daha paylaşacak o kadar çok şeyimiz var ki...  Bu arada aşağıda ki fotoğraf sadece bir elin parmakları kadar. Bu kadar değiliz, daha fazlayız...



Aldığım yeni hamile haberleri ise beni inanılmaz heyecanlandırıyor. Evlenip o mutluluğu yaşadığım zaman ''herkes evlensin, evlenmeyen kalmasın' diye basbas bağıran ben, şimdide 'isteyen herkes hamile kalsın' diye dua eder oldum. Ve ilk olarak Tebessüm'den aldığım haber beni çok mutlu etti. İkimiz aynı zamanda istiyorduk, ve şimdi nasipse bebeklerimizin arası 5 ay olacak:) Tebessüm 2 aylık hamile... Ve Aylin. Tufiko'nun arkadaşının eşi. O da bizimle beraber istiyordu, şimdi o da 1,5 aylık hamile:) Yaşasın benim güzel kızımın ne kadar çok arkadaşı olacak... Bu arada sadece 7 hafta aramız olan ilk hamile arkadaşım Şeyda 33. haftasını bitirmek üzere. Onun için geri sayım başladı bile. Allah hepimize bir avazda, sağlıkla kucaklarımıza almayı nasip etsin. 

Bu arada ''anne'' olan bir çok arkadaşım daha var. İsimlerini paylaş paylaş bitmez. 2011-2012 yılında çocuk patlaması olduğunun inancındayım:) Ya da ben hamileyim diye her yerde hamile görüyor, her yerde doğum yapmış kişiyle karşılaşıyorum. Bilemeyecüğüm:))) 

Bana gelecek olursak 25+4 yani 26 haftalık oldum. Yolun yarısını geçtim. 
Eğer zamanında doğarsa 13 haftalık yolumuz kaldı. İyice ağırlaşmaya başladım. Karnıma bakanlar ''aa hamile'' diyebiliyor artık. Bende göbeğimi gere gere gezebiliyorum. Bebeğim hızla büyüyor. Sesime tepki veriyor. Babasının elini bile hissetmeye başladı artık. Konuştuğum zaman, eğer uyanıksa resmen karnımı deliyor. Bazen korkuyorum göbeğimi delecek diye:) Benim mercimek kızım artık kocaman abla oldu karnımda. Bu cuma günü doktor randevumuz var. Bakalım boyu posu ne alemde:) Annesinin bunca yedikleriyle kilosu ne kadar olmuş benim prensesimin... Uykularımızdan uyanmalarımız da başladı. Gerek idrar yollarıma kızımın yapmış olduğu baskıyla, gerek dönememenin vermiş olduğu huzurlu huzursuzlukla. Sabahları ezan saatinde mutlaka uyanıyoruz. Son bir kaç gündür erkenden yatıyoruz. Sağlıklı yaşam moduna geçtik:) 7/24 uyayabiliyoruz:) 
Her hamilede olur muydu bilmiyorum ama benden büyük göbek gördüğüm zaman ''acaba benimki küçük mü'' diye üzüntüye kapılıyorum. Ama sonra mantıklı düşününce hemen geçiyor. Herkesin karın yapısının, vücudunun bir olmadığını hatırlıyorum. 

Bu arada daha mutlu bir haberim var; ayaklarım artık tam 35 oldu:) 34 numarada sadece terlikler oluyor:) Hedefim 36:)

Bu arada çöp adam çizemeyen ben resim yapmaya başladım. Hem güzel vakit geçiriyorum, hem rahatlıyorum. Ben beceremem diyen herkese tavsiye ederim:) Çünkü beceremem diyerek başladığınızda, döktüğünüz, bulaştırdığınız boyalar için kendinize kızmıyorsunuz, tam tersi keyif alıyorsunuz. Ne de olsa yetenek'sizsiniz:)





Okumam gereken kitaplarım birikti... Bir de hiç kitabım yokmuş gibi 3 adet daha kitap aldım:) 










Temizlikçi konumuzu merak ediyor olabilirsiniz; hemen aydınlatayım sizleri... Zamana bıraktım, ama asıl önemli olan gün YARIN! Çünkü ona yarın bizden gittikten sonra ya aramayacağım devam edecek, ya da 'bir daha gelme' deyip herhangi bir sebep belirtmeyeceğim. Ama önce bazı şeylerden iyice emin olmam gerekir. Ki aslında eminiz de... Neyse. Bu konu hakkında çok fazla konuşmak istemiyorum. 


BUGÜNLÜK HEPİNİZİ BENİM BEBEKLİĞİME BENZETİLEN, İNŞALLAH BEBEĞİME BENZER DİYE BAKTIĞIM, BU DÜNYALAR GÜZELİ BEBEĞİN ÖPÜCÜĞÜYLE ÖPÜYORUM:)



3 Nisan 2012 Salı

EVİMİN EŞİ, İŞİ, GEZİŞİ BİR DE BEBİŞİ:)

Sanırım artık iyice ağırlaşmaya başladım. 24+2 haftalık demek 25. haftaya girmiş olmamız demek.
Karnımı seviyorum, çok güzel büyüyor ve aynaya baktığımda o fit zamanlarımdan daha çok beğenir oldum kendimi laf aramızda:) Daha bir kadın, daha bir anne, daha bir sexi sanki:)
Geçen hafta temizlikçi krizimden sonra yazmaya pek fırsatım olmadı. Bol bol dinlendim, hafta sonu Tufikomla gezdik. Yorulduk. Dinlendik... Pazartesi günü, perşembe günü kadının gelecek olmasına rağmen bayağı bir temizliğe kağtırdım kendimi. Ütülerimi yaptım, dağınıklıkları topladım, yemek yaptım... Bunların acısı gece yattığımızda çıktı. Önce soluma dönmeye çalışırken sağ göğsümün altından giren kramp, kaburgalarımın o sıkışır hissiyatı resmen nefesimi kesti. Daha sonra o sancıyı geçirdik derken bulanıklaşan gözlerim, yüzümün renginin atması, ve soğuk terler dökmem... Bulantı ve baş dönmesi. Ben bunları ilk 3 aylık dönemde yaşamamıştım diye ağladım gece... Benim cefakar kocam ben uyuyana kadar uyumadı.
Bu sabah her sabahki gibi Tufiko işe giderken uyandım ama yataktan sadece Tufikom ilacımı içirirken kafamı kaldırdım. Taaa ki saat 14:30'a kadar çıkmadım yataktan. Tv izledim, instagram'a fotoğraf yükledim. Bir sağa yattım, bir sola yattım iyice dinlendim. Sıkılınca yatmaktan aldım ojemi elime... Nereden bileyim ayaklarıma sürerken bu kadar nefes darlığı çekebileceğimi:) Zorlana zorlana bitirdim. Ellerimi bir çırpıda bitirirdim ama ayaklarıma sarfettiğim çabadan sonra biraz titrekti benim narin ufacık ellerim:)
Sonra camdan dışarı bakınca geçen sandallar, balıkçılar, parklarda zıplayanlar, tshirtlerle gezen kalabalığı görünce ''gezmek benim hakkım, yürüyüş yapmam lazım'' diyerek fotoğraf makinemi kapıp attım kendimi sahile. Aman Allahım nasıl güzel bir hava ve nasıl güzel bir manzara... Kendimi kaybetmiş şekilde fotoğraf çekmeye başladım. 1 saat boyunca annem ve Tufiko'nun aramalarına kayıtsız kalabilecek kadar yitirmişim duyu hissimi... Egepark'a girip telefonu elime alınca 24 çağrıyı gördüğümde anladım ne kadar bencilce davrandığımı:)
Tufiko işten çıkmış, ulaşamadığı beni sokaklarda arayacakmış eğer biraz daha görmemiş olsaymışım. Annem korkmuş biraz rahatsızlandım gece diye anlattığım için. Yani benim hiiiiç evhamlı olmayan bir kocam ve annem var zaten(!), bende onları evham sahibi yapmışım:) Neyse Tufiko'yu yoldan döndürdüm işine ''ben sağ salim Egepark'tayım, hatta şuan Anne&Bebek dergisi alıyorum'' diyerek...

Eve döndüğümde ayaklarımı, belimi, sağ kaburgamı hissetmiyordum. Ama değdi. Hem çektiğim fotoğraflar, hem de asıl önemlisi bebeğimin sağlığı için gerekli olan güneşli hava yürüyüşümü yapabildim. Ama tekrar çıkacak olursam telefonumu boynuma asacağım bir aparat alacağım:)

Bugüne dair bir kaç fotoğrafı sizlerle paylaşarak, sizlere bu gecelik veda ediyorum.
Benim gibi hamile arkadaşlarıma, bebişi kucağında olanlara, koca kazık evlat sahiplerine, anneannelere, babaannelere, babalara, amcalara, teyzelere, ablalara, ağabeylere, herkeslere sağlık, mutluluk, bol kazanç dolu günler diliyorum:)

Okuyan okumayan, okumamış gibi yapan, okumuş gibi yapamayan herkese selam olsun;)



34 numara ayaklarım büyüyen göbişimden bu kadar görünebiliyor artık:)













Çok yalnızdı, kıyamadım... Hamile olmasam içine atlayacaktım.













İzmir'e bahar geldi, kanıt çiçekleri...













Varsın tekerlek olsun, rengi MOR ya...













Hercai menekşeleri annemin en sevdikleri...









Akşam sefası, balıkçı kafası... Ne güzelde yol alıyorlardı. Dayanamadım. Çaktırmadan çekiverdim:)