16 Ağustos 2012 Perşembe

02.07.2012'DE KENDİ GELEN PRENSES DURU BELİS:)

Bayağıdır yazmıyorum. Yazamıyorum desem daha doğru olur sanırım...
Hayatımıza öyle bir renk geldi ki, diğer bütün renkleri göremez olduk.
Benim doğum hikayem biraz ilginç:)

35 haftadan sonra yaşadıklarım günlük yaşantımı epey zorlaştırdı. Zaten İzmir'den İstanbul'a gelip, evimi barkımı ve kocamı orada bırakmış olmak biraz psikolojimi bozmuştu. Daha sonra sağ böbreğim inanılmaz derecede ağrımaya başladı, kıpırdamak bile işkence olmuştu, akabinde çatı ağrılarım başladı.
22 Temmuz'da normal doğum olacaktı, ama ben panik atak ille sezeryan olacağım diye tutturduğumdan (tam da ''benim bedenim benim kararım) zamanlarına denk geldiğimizden, hem konuşabiliyor, hem de susuyordum. Ama normal doğuramayacaktım. Böbrek sancım ve çatı ağrılarım sebebiyle 12 Temmuz'da yapılması gereken sezeryanı 7 Temmuz'a geri çektik. 38. haftama girer girmez doğum yapacaktım. Fakat benim sabırsız kızım 02.07.2012 Pazartesi günü iş başı yaptı. Sabah tuvalete girdiğimde hafif pembe bir akıntıyla karşılaştım. Paniklemek ve paniklememek arasında gidip gelirken, karşı komşumuzda buldum kendimi. ''nişan gelmiş, hemen doğurmazsın, merak etme'' dese de benim içime bir kor düşüverdi. Hemen doktorumu aradım. Doktorum '' hemen gel'' deyince biraz panikleyip, hazırlanıp gittim. Annem babamı da alıp gelmiş. Benim yanımda da karşı komşum, çocukluk arkadaşım, hamileliğimin sok 2 ayı boyunca bana bakan Zehra vardı. Anneme ''neden babamı getirdin'' deyince, ''belki doğum falan olur'' deyince iyice tansiyonum fırlamıştı.
Nst'ye bağlandım daha sonra o iğrenç çatı muayenesi... Ve ve ve açılma başlamış, ama normal doğum yapmam için uygun olmayan çatımı duyunca derin bir oh çektim. En azından ben normal doğurmak istemiyorum diye kendimi yırtarken, meğer çatılarımın da buna izin vermeyeceğini öğrenmek beni vicdanen rahatlatmıştı:) Doktorum saat 17:00'de yatışını yapalım deyince ne olduğumu şaşırdım, sadece 4 saat vardı, ve ben manevi olarak hazır değildim. Onu geçtim eşim İzmir'de hatta iş için Didim'deydi. Allahım ben şimdi ne yapacaktım!!!
Hemen eşime ulaşıp gelmesini, doğumun başladığını anlattım. Panikledi... Didim'den İzmir'e dönüşü 1,5 saati bulacak, uçağa binip gelmesi falan hesap yapamayacak haldeydim. Tam yetişebileceği şekilde aldığı uçak biletinin sevinciyle beni aradı ki bu sevinç sadece dakikalar sürdü. Çünkü THY, tam da o gün, o saatte 50 dakika rötar yaptı! Kız çocukları analarının kaderini yaşarmış diye boşuna söylenmemiş. Bende doğduğum zaman babam annemin yanında olamamış. Annemin babası da... Çok enteresan değil mi:)
Eşimin uçağa binişiyle benim yatışım aynı saatte yapıldı. Odaya alındığım an damar yolum açıldı. Ne olduğumu şaşırmakla beraber kesik kesik ağlamaya başladım. Korku, heyecan, endişe, tuhaf tuhaf duygular hissediyordum. İnanamıyordum. Eşim yoktu:(
Beni 10 dakika içinde ameliyathaneye aldılar. O an işte kızılca kıyamet koptu. 29 yaşındaki ben 10 yaşındaki çocuktan farksızdım. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlayarak ''ben doğurmak istemiyorum, bırakın beni, kalsın içimde, hem benim kocam yanımda değil, ben spinal sitemiyorum, bayıltın hemen beni, yoksa doğuramam, acıyacak mı, bir daha çocuk yapmam ben, ya nolur,...'' diye bağıra bağıra ağladım. Ve bu cümleler hıçkırarak peşi sıra çıkıyordu ağzımdan. Doktorum Kağan Kocatepe gülerek ''sakin bi şekilde benimle ilgileniyor, ne olduğunu bile anlamayacağımı anlatmaya çalışıyordu ama daha çok halime gülüyordu:)
Hakikaten şimdi düşünüyorum da epey gülünecek haldeydim.
Belime iğne yapılana kadar kıyametim sürdü. O iğnenin acısını merak edenler varsa eğer; hiç acımıyor!
Yine olsa yine spinal olurum o kadar diyim. İğneden hemen sonra ayaklarımda karıncalanma başladı ve hızla yukarıya doğru ilerledi. Ve ben belimden aşağısının hissiyatını tamamen kaybettim. Ve ameliyat başladı. Hiç bir şey hissetmiyor ama boş boş konuşuyordum. 'Şimdi ne yapıyorsunuz, Tufan acaba inmiş midir'' vs vs.
Daha sonra Kağan Kocatepe ''Duru Belis geliyor'' dediğini duyduğum an minicik, çok minik bir iğghaaa diye bir ses duydum. Allahım o ne andı öyle! İlk sorduğum soru ise ''kıllı mı'' oldu:) Genelde insanlar sağlıklı mı diye sorarlar ama ben 3. sırada sağlığını sordum kızımın. Kıllı mu, güzel mi, sağlıklı mı?
Sağlıklı olduğundan sanki emindim. Çünkü kızım hep emin ellerdeydi. İlk 7 ay Kahraman Kolday doktorumuz, son aylarımız ve doğumumuz Kağan Kocatepe... Sağlığından emindim yavrumun.
Şükürler olsun yanıma getirip koklattılar. O anın hazzını ifade edebilmem mümkün değil. Kızımla tanıştıktan sonra, kızımın ilk muayeneleri yapıldı ve odaya çıkardılar. Benim dikişlerim atılıyordu. Bıcak, alet soğukluğunu hissediyorsunuz derler ya uyuşukluk anında, ben hiçbirini hissetmedim. Ne yırtılma, ne soğukluk ne başka bir şey. Sadece bir ara gözlerim sanki yuvasından çıkacak gibi ağırlaştı, başım bedenime kilolarca ağır geldi gibi oldu. O sıra anestezi uzmanı bana oksijen koklattı ve bi kaç saniye içinde kendime geldim. Totalde 20 dakikada odamdaydım. ANNE olmuştum. Ama eşim yoktu:(
Duru Belis 17:51'de dünyaya geldi. Babamız 18:30 gibi gelmişti. Artık mükemmel bir aileydik. Bakmaya doyamıyordum, emzirmeye doyamıyordum. 3050kg, 48 cm doğan miniğimi sevmelere doyamıyordum.
Hem herkes sevsin, hem kimse sevmesin, o sadece benim diyordum:)
Uyuşmam 4 saat içerisinde geçti. Geçmez olaydı. İşte sezeryanın en kötü yanı bu olsa gerek. DİKİŞLER!!!
Allahım o nasıl bir ağrıydı... 1 hafta çektim. İlk 2 gün çok yoğundu ağrılar ama daha sonraları oturup kalkerken yırtılacak gibi oluyordu. Tabi emzirmek, kucağıma almak eziyet oluyor, kızıma yetemiyorum diye ağlıyordum. Bu arada lohusa yatağım falan olmadı benim hiç. Yatağım oldu ama yatmadım. Çabuk ayaklandım. Çabuk kendime geldim. Ve nazara geldim.
15 günde kızımın mevlütunu yaptık. Kilolarım çok hızlı gitti. Kendime bakmayı ihmal etmedim. Ayaktaydım. İyi ya da kötü göz bilemem ama çok fena nazara geldim. İyi ki ben geldim de evladım gelmedi diye dua ediyorum hala...
1 aylık olduğunda kızım kalçamda inanılmaz bir ağrı başladı. Ne oturabiliyorum, ne kalkabiliyorum, yatamıyorum. Sürekli kuyruk sokumu acısı... Duru Belis'in ilk ay kontrolünde eşimin ve ailemin ısrarını dinleyip muayene olmayıp, erteledim. 1 hafta sonra dayanılmaz hale gelen ağrım ve acımla kendimi hastanede buldum. VE SONUÇ: AMELİYAT!!! Kıl dönmesi iltihabı sebebiyle 1 gün içinde yine ameliyat oldum. Yara çık bırakılıp iltihap akıtıldı. Ama sorarsanız zor mu diye ALLAH DÜŞMANIMA YAŞATMASIN o derece derim. Hani dikiş acısı falan pansuman acılarının yanında devede kulak kalıyormuş. Kuyruk sokumundaki açık yaranın üzerine dökülen asit bolik midir nedir o var ya işte beni avaz avaz bağırttı. Evet iltihabı kuruttu belki yok etti ama o acıyı tarif edemem. Allah başka dert vermesin inşallah.

Neyse işte dün son pansumanım yapıldı. Ve kıl dönmesi ameliyatı olmam gerektiğini öğrendim. Yani bunu dün öğrenmiş olmak canımı çok sıktı. Kime kızacağımı şaşırdım ama başa gelen çekilir diyerek 1-2 ay içinde olmam gereken ameliyata kendimi alıştırma çalışmalarına başladım.

İlginç hikayem bu kadar değil tabi. Ama uyurken mıkırdanan dünyalar çirkini kurabiyemin yanında anca bu şekilde yazabildim. Ne yazdığımı bile bilmiyorum desem yeridir:) 40 kere yatağının başına gidip koltuğuma geri gelerek ne yazdığımın farkına varamıyorum. :)

Yarın evime, İzmir'ime geri dönüyorum. Orada umarım vaktim olur ve sizlere annemi, babamı, nasıl huni takıp Duru Belis sapığı olduklarını, kızımın tepkilerini, uyku düzensizliğini, sıkıntılarımızı, hüzünlerimizi yazabilirim. Şimdilik bu kadar.

İLK TANIŞMA AN'IMIZ!

BABAMIZLA TANIŞIYORUZ, AŞK BAŞLIYOR...

                                                           ÇEKİRDEK AİLEMİZ:)

Sevgiyle kalın:)

Fotoğraf ve yeni hikayelerle geri döneceğim:)