26 Mayıs 2014 Pazartesi

(B)AKICI SÜREÇ

Nerede kaldığımı unutmam çok normal en son taaa Aralık ayında karalamışım buralara. Eh beni özleyen var mı bilmiyorum ama ben çok özlemişim. En önemlisi de bu sanırım.
Hayatımızdan ekşın hiç eksik olmuyor bilen bilir :)
Nereden başlasam bilmiyorum ama çok fazla da detaya inmeden özetlemek istiyorum. Biz 6 ay içinde 4 adet bakıcı değiştirdik. Hepsinin çeşitli iyi yönleri vardı. Kötüsüne denk gelmedik. Ama iyi de değillerdi. Belki kendi çaplarında iyilerdi ama bize göre değillerdi. Mesela Medine'den taşınır ayak öyle güzel bir kazık yedik ki anlatamam. Yaptığım bütün iyilikler (söylenmez! söylemeyeceğim!) içime acı oturdu. Tam güvenmişken, tam çocuğumu ona emanet edebilmeyi başarmış, iş başvuruları yapmayı düşünürken, o lanet kocası yüzünden ortada kaldık. Hem de ertesi gün taşınacakken... Kocası bizim evi yönetti diyeyim siz anlayın. Neyse! Giden gitti biz şarkılar söyledik içimizden. Tabi Medine'ye olan güvenimiz biraz zorunlu oldu. Çünkü anneannem ölümlerden döndü. Anneannem yoğunbakımlardan aylarca çkamadı. Hastane ve ev arasında yaşadığımız o günlerde güvenmeye mecbur kaldık. Gerçi Ayten ablam sağolsun hep kontrol altında tuttu. Amma velakin acılar içinde kıvranırken güvenmek zorunda kaldık. 
Anneannem bu süreçte 4 kere gitti geldi. Hastaneye gitti geldi o ayrı ama bildiğin diğer tarafa gitti gitti geldi. Ömrümüzden ömür aldı. O günleri o saatleri, o acımı nasıl ifade edebilirim bilemiyorum...
Medine gitti akabinde Firuza geldi. 47 yaşında torun torba sahibi hoş bir kadın. Memleketinde patronluk falan yapmış. Belliydi ama her halinden... Yollamasaydık bana patronluk yapacaktı yakındı... Tırnaklar yapılı, serçe parmağım kadar tırnağı vardı, sen düşün. Her sabah kaşlar çiziliyor, saçlar fönleniyor. Ben mi? Haftada 1 anca yıkanabiliyor, tırnaklarım amele, saçlarım çıldıran kadın... Temizlik falan yapıyor iyi hoş da öyle dip bucak falan değil, kaynanamın gördüğü yerleri... Ulan onu bende yaparım kokona! İyi kadındı orası öyle ama Duru pek alışamadı. Çünkü biraz pasif kaldı. Varsa yoksa internette çocuklarıyla konuşsun... Yurtdışından getirdiği ayfonu da kitlendi mi! Aman Allahım! Tufan kadının sekreteri oldu. Herifler, çocukları Tufan'ı arar oldu :) Vallahi denyoyuz biz. Başka açıklaması yok. Bakkala gidiyorum diye çıkan kadın 5 saat ortadan kayboluyor ve ben geldiğinde ''amaaan izin kullanmıyor nasılsa, izne say'' diyorum kendi kendime. Çünkü bildiğin su katılmamış gerizekalıyım!!! Daha neler...
Hadi onu yolladık. Sonra geleni ne siz sorun ne ben söyleyeyim. O aslında bakıcılığa falan değil, bence burada koca bulmaya,(zengin koca bulmaya) gelmiş. Özbek ama bildiğin Rusya'da yetişmiş Özbek. Saçlar poposunun altında, simsiyah, giydiği pantolondan poposunun kıvrımları, belinin oyuğu, bluzlarından ufak memelerinin çıkıntısı, girintisi belli. Bir de bayağı filmli geldi. Yok pasaportu öbür evde kalmış, yok öbür evde adam buna sarkmış, yok her evde sarkarlarmış buna... Dedim ''benimki de sarkar aman dikkat et düşmesin''... Bakımlı olsun bu benim hoşuma gider. Güzel olsun gözümüz gönlümüz açılsın, o da hoşuma gider. Ama rahat olmasın arkadaş. Çocuk emanet edeceğiz. Bacak bacak üstüne atmalar, parka çıkarken giyecek kıyafetim yok ama diskoya falan gidersek kıyafetim var demeler!!! Te Allahım ulan salak karı biz diskoya çok gidiyoruz zaten, he bir de gidersek Duruyu'da yanımıza alacağız ki sen orada Duru'ya Lambada falan öğret! Zorla küfür ettirecekler bana. Ya da ben bakarım çocuğuma sen al kocamı git beybim! 
Vallahi başımızı belaya sokacaktı o bildim ben. Neyse aldım karşıma dedim ki sen ister 600 dolar yuva ister bu kadar dolar! :))) Dedim hoşçakal...
Rahatladım. Rahatım. Mutluyum. Bir daha büyük sözüme tövbe bakıcı falan istemem. 
He çooook zengin olurum böyle o zaman 3-5 tane olsun tabi ama çocuğa değil bana baksın :))

Duru yuvaya başladı. 1 aydır düzenli gidiyor. Çok çabuk adapte oldu. Tahmin ediyorduk zaten olacağını. 
''daha çok erken nasıl kıydınız, ayyy çok küçük daha'' Ulan kuş beyinli!!! İyi oku yazacaklarımı:
-Sen çalışıyorsun çocuğunu annene, kaynana falan bırakıyorsun ya hani. Ne öğreniyor onlarla? Ne yapıyorlar? Parka çıkarsalar totolarından soluyarak ne kadar koşabiliyorlar peşlerinde? Hele ki benim çocuğum kadar park ve çocuk manyağı bir çocuksa? 
-Sen çalışmıyor, çalışmayı da düşünmüyorsun, kendin bakmak istiyorsun mesela diyelim aynı ben gibi... Ne kadar sağlıklı vakit geçiriyorsun evde çocuğunla? Kaç saat? Senin evinin işi, yemeği, temizliği, çamaşırı, boku püsürü yok mu hiç? Ya da evde yardımcın var sen bütüüüün gün çocuğunla onun yaşına inerek oyunlar oynuyorsun hee (!) Hadi canım sende. 
-Çalışmıyor, benim gibi çalışmak istiyor, bakıcıya alışmaya çalışıyorsun... Türk ya da yabancı... Ne verecek o bakıcı çocuğuna? Hadi 6 aylıktan, 1 buçuk yaşına kadar anlarım! Çocuğun tam sosyalleşmeye çalıştığı, oyun oynamak istediği zamanlarda ne öğretecek çocuğuna eğer durumun bizimki gibiyse MÜREBBİYE tutamıyorsan! Yani dersen Fransız mürebbiyem var eğitiyor çocuğumu, he o zaman anlarım, çocuğun çocuğa ihtiyacı var, mürebbiyeye dersin günde 1-2 saat parka çıkar diye, o iş tamam! 
Be manyak! 
Bizim çocuk 2 yaşına girecek 1 ay sonra hala belirli kelimeler kullanıyor. Eğer bu bakıcılara devam etseydik 5 parmak yerine 5 pormah falan dyecekti haberin var mı senin? Ben ki diksiyon konusunda takıntılı bir kadın olarak!!!

Neyse sen, o ya da bir başkası mükemmel olabilir. Ama ben çocuğumu 22 aylık yuvaya başlatacak kadar gaddarım. Güle oynaya gitmesine, ağlayarak evine gelmesine sebep olduğum için çok kötü bi anneyim. 

Çocuğumu verdiğim yuva hakkında sorularınız olursa mail adresimden bana ulaşabilirsiniz. 
Çok memnunum, gözüm hiç arkada kalmıyor. Sahipleri o kadar şeker, o kadar tatlılar ki... 
Bir pedagog var başlarında daha ne isterim ki? Hem de öyle böyle bir pedagog değil. Kapalı kapılar ardında değil, çocuklarla iç içeler. Ticaretten evvel çocuğun mutluluğu ve ailenin mutluluğunu düşünüyorlar. Ve aldıklarını paranın hakkını fazlasıyla veriyorlar. İşin en enteresan en sürpriz yanıysa resmen 30 yıl evvel benim yuva öğretmenliğimi yapmış Ayşegül öğretmenin, Duru'nun okulunda öğretmen olması... Allah'tan başka bir şey istesem olur muydu acaba? 
Sözün özü en önemlisi çocuğumun mutluluğu. Şimdilik Duru çok mutlu. Gülerek, koşa koşa gidiyor, ve ağlayarak çıkıyor. Her sabah ''atta abba atta abba'' diyor. Abba okuldaki arkadaşları, atta da okul :)
Keşke daha evvelden haftada 3 gün falan yollasaydım. Bunca bakıcıyla zaman öldürüp sinir hastası olacağıma... 

Gelelim bana... 
Ben iyiyim. Arada sinir harbi yaşıyorum yine. Geleneksel Begüm tripleri. Ama genel anlamda mutluyum. 
Evimi yeniden süpürmeye başladım, elime viledayı aldım alalı böyle huzurlandı içim. Temizlikte bir numarayım diyemem ama özlemişim be! Sabahları, gece kaçta yatarsam yatayım erken kalkıyorum. En sevdiğim de bu. Erken kalkmaya alıştım. Şimdi 3-5 güne havuz açılacak hele bir açılsın, sabah sporu sonrasında havuz. Biraz kendime gelip, akabinde işe başlamayı planlıyorum. Kafama göre bir iş bulursam deymeyin benim keyfime :)
Otur otur otur... Nereye kadar. Al sana çocuk çıktı ortaya. Eskiden evde oturan annem olsun isterdin ama şimdi dönüp bakıyorum da iyi ki çalışan, kariyer sahibi bir annenin kızı olmuşum diyorum.

Amaaaaan neyse sizi bilmem ama kendi kafamı pek şişirdim:)
Bu konu uzamasın. 
Özetleyecektim sözde.
Al sana özet.
Bakıcıya bakıcı olmaktan vazgeçtim :) 
Hepsi bu kadar.

Hiç yorum yok: