26 Mart 2012 Pazartesi

TEMİZLİK(Çİ) VE VİCDAN KELİMELERİNİ 1 CÜMLE İÇİNDE KULLANMAMALI!


Evin işi hiç bitmez derlerdi inanmazdım. Bitmiyor. Ev işi hiç bitmiyor. 
Kocam sağolsun evlendiğimizin 2. ayından beri bana yardımcı tuttu. 
İlki Sasalı'da villada otururken beni canımdan bezdirdi, koca evi tek başıma resmen ben temizliyordum, taşındık geçti. He bu arada evlenmeden elime toz bezi almışlığım yoktur ama BAŞAK burcuyum, temizliğin ne olduğunu iyi bilirim.
Bostanlı'ya geçtiğimizde başka bir kadınla anlaştık 2 haftada 1 gelsin diye. Geldi, önce beni şişiren bir hayat hikayesi, acıma hissiyle başladı tanışmamız. 3 oda 1 salon ama ufak bir ev olması sebebiyle, dağınıklığı toplayıp, temizlediğinde ev mis gibi oluyordu. Her girdiği bölümden çıkarken beni çağırıyor 'eksik var mı' diye soruyordu. İyiydi. Bayram tatiline çıkarken, 2 haftada 1 gelip 70 lira verdiğimiz, 2 çocuk annesi 31 yaşındaki İlknur'a 100 lira verdik. Hani çoluğu çocuğu var, sıkıntısı var vs diye..
Bayram dönüşü hamile kaldığımı öğrenince 10 günde 1 almaya başladık. Eve daha da hakim olmaya başladı. Artık neyi nereye koyması gerektiğini biliyor. Ama ortada bulunan bir şeyi olduğu yerde bırakıyordu ki aylar oldu hala öyle! Bebek yolda olunca yine taşınmamız gerektiğini anladık. O ev bize zaten ufak geliyordu, bebek gelince emekleyecek yer bulamazdı. Ve taşındık. İlknur'u almayacaktım artık. Kararlıydım. Yeni taşındığımız sitenin apartman görevlisinin karısını aldık boş evi temizlesin diye. Fakat kadın mutfağı teyzem ve kayınvaldem temizlediği halde 10 saatte bitiremedi evi... Evet büyük bir ev ama boş bir ev. Kadının eli çok ağır, istediği ücret elinden ağır. 85 liraymış gündeliği ve yılbaşında da zamlanmış. Yani 90 lira falan istiyor. Keriz miyim ben be? Allaha şükür elim bez tutuyor! Hamileysek sakat değiliz şükürler olsun. Ama yorgunluk, ama dipbucak zorluyor doğal olarak. Eğilirken ıhhlıyorum, kalkarkern ahhlıyorum. Baktım olmayacak diğer evden çıkarken İlknur ''ben sana her hafta gelirim sen bana 50 lira verirsin'' dediğini anımsadım. En azından eli hızlı, dediğimi yaptırabiliyorum ve her hafta gelince zaten ev pislenmez, ütümü de yaptırırım diye düşündüm. Aradım İlknur'u ve geldi. Nasıl ağlıyor 'sen beni istemeyince ben bittim, öldüm, benim işe ihtiyacım var, 2 çocuğum var, ikisi de okuyor, kocam hasta evde (sinir hastası), kaynanamlarla oturuyoruz, bütün eve ben bakıyorum vs vs vs...
Allahım zaten duygusalım bu kadın beni öldürecek!!!
Ben sana 60'a her hafta gelirim deyiverdi. Hani ''50 diyordun İlknur'' deyince. ''ahh yol parası lazım, çok uzaktan geliyorum, öyle böyle şöyle...'' konuşunca 'tamam' dedim 60! 
Başladım her hafta almaya. Ev hiç dağılmıyor, çamaşırlar yıkanıyor, ütüler yapılıyor. Ev temiz! 
Ama bir sorun var. Hala yol parası diyor. Hala ağlıyor. Hala hala ve hala...
Ütüler kırışık, çamaşırlar renk atıyor, kocamın kazakları benim bile üstüme olmayacak kadar küçülüyor, tshirtlerin yakaları rezil oluyor. Çok konuşuyor!!! Salonu süpürürken Tv'yi kapatmak zorunda kalıyorum. Gören evinde tv yok, hiç izlemiyor sanacak! 


Bugün bütün biriktirdiklerimle beni çileden çıkarmayı başarıyor, trip atmayı sonunda başarabiliyorum. Ne kadar komik değil mi paramla rezil olmak diye buna deniyor. Kadına kızamıyorum ama trip attığıma sevinebiliyorum. Bende yöneticilik ruhu sıfır sıfır sıfır! 


Bizde sokaktan toplamıyoruz parayı!!! 
Hayatımızda en büyük özelimiz bu, ama maalesef bir özelliği kalmıyor!


BUGÜN MÜ? DURUMUM BUDUR:
Çenenin bağına sıçayım senin kadın gibi! Kafamı şişirdi ama gerçekten. Saat 10'da geldi, çay içeyim başlayacağım dedi. İçti başladı. Cam-sil yok camı haftaya silerim dedi, cam-sil dolaptan çıktı, çamaşırları çektirdiğini, kırışık ütülediğini söyledim ben üstlendim! Dip bucaklara baktım bırakmış! Söyleyince ''aa sildim ben oraları, sen beni biliyorsun hemen yine silerim'' dedi. Yüksek ses şarkı söylüyor tahammül ediyorum. Bir lafı 5 kez tekrar etmek zorunda kalıyorum, sağır falan değil sadece ANLAMIYOR! Toz beziyle yeri sildiğini gördüm, oha dedim bunla mı siliyorsun? ''Yoook öbür bez kovada'' dedi. Baktım kovaya boş, bozmak istemedim. Ama bildiğin keriz gibiydim! Geldiğinden beri ağlıyor, almıyorum seni tamam desem ağlıyor, yol uzakta, otobüs kaçıyor da, ben 17:00'da çıkayım da, susmadı susmadı Allahım! En son cenazeye yetişeceğim dedi. Dedim bu saate cenaze mi kalır? Dedi ki '' ıhh kalktı da cenaze, işte cenazesi olan dedi gelirsen bize 4-5 gibi iyi olur dedi''... Hamile olmayacaktım ben şimdi onu bak eve sokuyor muydum ben! Çenesi boklu, yalancı, ağlak! Elim, kolum oldu burada bari onu da tam yapsa!!! Acaba bugünkü işgüzarlığının nedeni sakladığım sürekli hafifleyen kumbara olabilir mi??? Allahım günah alıyorsam sen affet yarabbim!!! 


KÜFÜR KÜFÜR KÜFÜR!!! 


Şuan içeride ütü yapıyor , ''dönmez dönmeyecek unuttu seni'' naralarıyla... İçeri gitsem iyi olacak çünkü nevresimden başka bir şey ütülemesine ve yanık sesine tahammülüm gerçekten yok!!!
 

GİTTİM GELDİM, BEN SİZİ SEVDİM:)

Gittim, gezdim, eğlendim, hüzünlendim ve evime geri geldim.
Okuyanlar bilir, ailem İstanbul'da bense İzmir'deyim. Eh yani atla deve değil. Uzak değil aslında.
Uçakla 1 saatte, arabayla 6 saatte kavuşabiliyoruz. Kavuşmak kelimesi kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi?
Hamileliğimin 6. ayını sürüyorum ve biraz daha şişince İstanbul'a gidip alışveriş yapmam imkansız hale gelecekti o sıcaklarda. Eşimin ''gidebilirsin'' demesiyle kendimi İstanbul'da ailemin yanında buldum. Çok keyifli 10 gün geçirdik. Son 3 günümde eşimde yanımızdaydı. Bu 10 günde neler yapmadık :)
Eminönü'ne gidip Duru Belis'im için sıkı bir alışveriş yaptık. Sanırım pek bir eksiği kalmadı güzel kızımın.
Nesrin nananesinden, Gizem, Ece ve Zehra teyzelerinden, Sultan yengesinden çeşitli hediyeler aldı benim minik meleğim. Çok şanslı bir kız olacak sanırım. Anneannesinin aldıklarını sayamıyorum bile...
Benim güzel annem kafasına huni takıp gezmezse yakında iyidir. E bizim sülale ilk kez torun görecek. Dolayısıyla herkes ayakta, herkes uykusuz, herkes heyecanlı. Hele anneannem, kızımın ninesi:)
Torununun kızını görecek Allah nasip ederse:) Yerim onun güzel suratını ben!!!

Aile ziyaretleri, arkadaş buluşmaları, güzel sohbetler, alışverişler dışında farklı bir durumumda oldu.
Hamile kaldığımdan bu yana, 6 aydır Kadınlar Kulübü'nde benim gibi 2012 Temmuz anneleriyle çok güzel sohbetler gerçekleştiriyoruz. Hamile kaldığımızı öğrendiğimizden bu yana hep diyalog halindeydik. İstanbul'da bulunan 4 güzel anneyle buluştuk. Çok keyifli, eğlenceli bir buluşma oldu. 5 gebe karşılıklı oturduk, tatlılar yedik, çaylar içtik, sanki yıllardır birbirimizi tanıyormuşcasına konuştuk durduk. Şimdi sırada bu buluşmanın İzmir ayağı var:) Benimde İzmir-İstanbul arası bir hayatım olduğundan biraz daha karlı çıkıyorum bu buluşmalarda:)



Kızımın dünyalar tatlısı bir tanecik anneannesi kızımı donattı...
A'dan Z'ye mobilyalarını, küvet takımlarını hemen hemen her eksiğini tamamladı Duru Belis'imizin.
Allah nasip ederse güzel kızım, anneannesinin aldığı bu güzel yatakta yatacak. Ve çoook uzun yıllar kullanabilecek. Diğer yataklardan farkı, uzayış tarzı... Önüne baza konulduğunda genç kız yatağı oluyor. Yandaki dolaplar ayrılabiliyor. İleride rengi bozulursa şayet boyanabiliyor. 
Bu da güzel kızımın şifonyeri, üzerinde burada gözükmeyen aynası mevcut. O çekmecenin içine neler koyacağımın hayallerini şimdiden kurmaya başladım. O minicik iç çamaşırları, çorapları ısıra ısıra yerleştireceğim sanırım:)
Çoğu insana gereksiz gibi gelse de kullanışlı olduğuna inandığım bir parça bu. Oyun kutusu aynı zamanda üzerine oturulabiliyor. Üzerine mor minder yapılacak. Genç kız olduğunda annesi gibi ayakkabıya çok düşkün olursa ayakkabılarını saklayabilir içinde:)
Bu da kızımı hem emzirmem, hem de odasının dekorasyonu için josefin koltuğu. Ayrıca tek kişilik yatak olabilme özelliğine sahip. Bu renge aldanmayın sakın, oyuncak kutusuna yapılacağından bahsettiğim mor minderle aynı renk olacak:) 
Duvar kağıtları, avizesi ve halısını babasıyla beraber alacağız. Fikir olarak tamamen belirledik ne istediğimizi. Karşılıklı 2 duvarımız simli lila duvar kağıdıyla kaplanıp, kısa duvarımız beyaz fon üzerine mor, lila, pembe, yeşil yazılarla süslü bir duvar kağıdı olacak.
İşte şimdilik böyle. Anneannesi en ince ayrıntısına kadar düşündü. Biraz fiyat tuzlu olduğundan üzülsem de annemin kızıma şimdiden olan düşkünlüğü gözlerimi doldurdu. Çok duygusallaştım belli etmemeye çalıştım. Yıllarca kızına çalışan, alan annem, şimdi kızının kızına bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bu nasıl bir cümledir hissedebilir misiniz bilemiyorum ama ben yazarken bile içim titriyor. 
Mobilyasını aldığımız akşam aile yemeğimiz vardı. Nasıl bir eğlence, nasıl güzel şarkılar anlatamam. Babamın oynamaları, annemin şarkılara eşlik etmesi, bütün ailenin oynaması ve benim onları oturduğum yerden izlemem... Alkol almadığım zamanda çok güzel eğlenebilirim ben. Enerjim hiç bitmez, sabahlara kadar oynayabilir, zıplayabilirim. Ama hamile olduğumdan biraz daha dikkat etmem gerektiğini bildiğimden ve DUYGUSALLIĞIMDAN biraz sakindim o gece. Sandalyenin tepesine çıkıp bir kaç göbek attık kızımla ama kendimizi pek yormadan ve sarsmadan. 
Ama anlatmadan geçemeyeceğim. Madem hamileliğin 6. ayı en duygusal aymış. O zaman o an, şu an anlatırken size komik gelse de demek normalmiş. 
Herkesin oynadığı bir an'da, annemin şarkılara eşlik ettiği, babamın zıplayarak şarkılar söylediği o an varya... 
Benimki hem büyük bir mutluluktu hem de deli gibi bir hüzün. Neden mi? Size saçma gelebilir, manyaklık gelebilir belki ama ben böyleyim n'apabilirim... Sanki yaşlandılar artık. Gerçi yaşlanmadılar. Babam 56, annem 49 yaşında. Ama anneanne ve dede oluyorlar ya, sanki yaşlandılar gibi geldi bana o an. Oynarlarken, hep böyle oynasınlar mutlu olsunlar istedim. Onca üzdüğüm yıllardan sonra dünyanın en büyük mutluluklarını yaşasınlar istedim. Gözümün önüne ne sahneler geldi, ne perdeler indi o gözlerime. Ağladığımı görsünler istemedim. Kendimi sıkarak tuvalete kaçtım, kabine girdiğim an hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Bir kadın sordu ''ne oldu'' diye. İnanın ne olduğunu anlatabilecek kelime, cümle bulamadım. Şuan olduğu gibi...

Annemi ve babamı çok ama çok seviyorum. Onlarla 10 gün geçirmek 28 yılımı geçirdiğimden çok daha değerli ve güzeldi.Evli olanlar, ailesinden ayrı yaşayanlar ne demek istediğimi anlarlar...
Gezdik tozduk, sabahlara kadar oturduk, güldük, eğlendik...
10 günü böyle tükettik. 
Babaevimde, bana ne kadar ''burası senin evin'' deseler de misafirmişim, kendi evime girip, kokusunu içime çekip özlediğimi farkettiğimde anladım:)

BABAM VE ANNEM İYİ Kİ VARLAR. VE İYİ Kİ BENİM ANNEM BABAM OLMUŞLAR. 


19 Mart 2012 Pazartesi

KARARSIZLIK EN BÜYÜK KARARMIŞ

Kararsızlık en büyük kararmış, doğumu nerede yapsam diye düşünürken.
Hala net olmamakla birlikte pek bir netim aslında.
Doktorumdan çok memnun olduğumu daha evvel milyonlarca kez yazmıştım.
Ama doktorum eşim ve benim aileme 550 km uzakta.
Birinci dereceden yakın akrabaların görebileceği bir doğum olmasının sıkıntısı beni çok ama çok daraltıyor. İkinci dereceden akrabalara ''aa gelmeyin 1 hafta sonra biz kalkıp geleceğiz'' demek hiç hoş olmuyor.
İnsanlar görmek istiyor, hastaneye gelmek istiyor. En güzel günümüzde bizimle olmak istiyorlar.
Haklılar...
İzmir'de doğum yaptığımda belki çok güvendiğim doktorumun ellerinin altında mutlu mesut ameliyata gireceğim ama ya sonra? Ya 1 hafta sonra gitmemelisin derse? Ya başka sorunlar çıkarsa?
Gelen insanlar İzmir'de bana mı bakacaklar, bebekle mi ilgilenecekler, yoksa evde yemekti, içmekti onu mu düşünecekler? Hem duygusal hem mantıklı düşünmek gerekiyor sanırım.

Benim gözüm ve gönlümle baktığın zaman İstanbul'da doğum yapmam çok daha mantıklı.
Kimseyi bebeğimden mahrum etmemiş olurum. Hem de yapacağımız masrafı yarıya indirmiş olurum.

Sonuç olarak düşündüm taşındım, taşındım düşündüm.
Bizim için en sağlıklısı İstanbul'da olmak.

Plan kurulur, ama Allah'ın istediği olur.
Yaşayıp göreceğiz.


Ama İstanbul doğumlu, İzmir'de yaşayan kızım olsun istiyorum!

11 Mart 2012 Pazar

BÖYLE STAJA CAN KURBAN:)

Bazen ne yazacağını bilemediğin, çok mutlu an'lar olur ya hani... İşte o an'lardan birindeyim. 
Kızımın minicik tepikleri, eltimin 1 buçuk yaşındaki kızı Derinsu'nun oyunları...
Daha mutlu olacağımız gün sanırım bebeğimize kavuşacağımız an olur.
Son bir kaç gündür, bayağı uzak kaldım internetten. Bundan çok memnunum. Derinsu'yla stajdayız:)
Çünkü bütün vaktimi eltimle ve Derinsu'yla geçirmek inanılmaz keyifli. 
Derinsu'nun cümleleri, oyunları, Pepeesi, Kaiosu, Halay çekişi, uf istemesi(su), şeker yiyişi, kucağıma zıplaması, Durunun odasına gidelim mi yengem dediğim zaman, zıplayarak '' didelim, kardesin bunlar, onlar menim deyip Duru'nun eşyalarını bize anlatışı, hayvan taklitleri, ağlaması, gülmesi, kahkahaları... 
Onu hayranlıkla izliyorum. Ve bir an bile sıkılmıyorum. Allahım nazarlardan saklasın.
Bu kadar sevilirmiş bir bebek... 
Yıllardır bebek görmeyen ben onun ağzından 'gengeee' diye bağırışını duyduğumda çılgına dönen ben, 
Duru'nun 'anne' deyişini duyunca ne yaparım bilemiyorum. 
Zaman öyle güzel geçiyor ki...
Şimdi eltim Funda bebişi uyutuyor, bende fırsattan istifade biraz duygularımı, yaşadıklarımı karalamak istedim. 
Allah nazarlardan saklasın Derinsu'yumuzu, Duru'muzu ve bütün evlatları...

Şimdilik bu kadar:)
Salı günü doktor kontrolümüz var. 
6. ayımızın kontrolüne gireceğiz Allah nasip ederse. Artık doktordan sonra yeni bilgilerle blogumun başına otururum:) 

5 Mart 2012 Pazartesi

ŞANSIMIN TOPU YOK, TOPUNUZ ŞANSIMSINIZ

Çok şanslı bir kadınım vesselam...
Kendi kendime nazar edebileceğimi bilerek üstüne basa basa yazıyorum işte şanslı olduğumu.
Kendi şansımı kendim seçtim.
Ve seçtiğim şansım bana bütün mutluluk kapılarını araladı.
Durdurak bilmeden o kapılardan içeri giriyorum. Giriyoruz...
İlk olarak dünyanın en mükemmel annesine ve babasına sahip olmak,
çocukluğum, gençliğim, şimdi de kadınlığım açısından çok büyük şans oldu benim için.
 'Anne ve babamızı seçme hakkımız yok'tu cümlesini ağzıma almayacak kadar mutlu bir çocuk oldum ben. Babasına aşık annesine hayran bir kadın olmam bunun en büyük göstergesidir sanırım.

Eşim... Gerçekten EŞİM! Kağıtta ya da gösterişte değil. Ruhumda, kalbimde, bedenimde, bütün benliğimde eşim! Geç farkedip, erken kaybetmekten çok korktuğum günüm, güneşim! Annem babamı özleyip, duygusallaşsam da arada bir, bana onların yanımda olmayışını hissettirmemeye çalışan, en ufak bir darlanmamda ''hadi annenleri görmeye gidelim' diyen bir sevgilim... Gözümün içine bakan, ben ağladığımda benimle ağlayan, bana kıyamayan delim...


Kızım... İlkim. Duru Belis'im... Aşkımızın ilk, saf, temiz meyvesi...
Allah sevdiği kuluna ilk çocuğunu kız verirmiş.
Bende yeni duydum ama kız annesi olmak ŞANSMIŞ.
Sorunsuz geliyor prensesim bize. Sıkıntı vermedi hiç annesine. 5. ayı noktaladığımız bu günlere kadar mide bulantısız, sıkıntısız geldik. Dilerim iyice ağırlaştığım, eğilip kalkmakta zorlandığım bu günlerde ilk 5 ayım gibi rahat ve huzurlu geçer.

En sevdiğim insanlarla en büyük kavgaları ederim ben.
En sevdiğim insanlara en çok kızarım ben.
En sevdiğim insanlara dilimin kemiği olmaz hiç.
Ama en sevdiğim insanlara laf söyletmem, en acısını söylerim ben!

Şanslıyım ki, sevdiklerimi sövdüğümde bana kızmıyorlar.
Sevilmekten sövdüğümü biliyorlar.
Sövüldükçe sevildiğimi anladığımı görüyorlar.

ŞANSLIYIM.
Sevilmediğimi çok çabuk anladığım, zarar gelebilecek insanları hissettiğim için çok şanslıyım.
Yediğim kazıkları, jelibonmuşcasına istediğim zaman yiyebildiğim için şanslıyım.

ÇOK Şanslıyım.
Babam gibi kocam, kızıma annem gibi anne olabileceğim için şanslıyım. 

İçimden geçenleri, dışımdan paylaşmazsam ölürüm ben.
Beni okuyan, takip eden sizler olduğu için şanslıyım.

ÖYLE TOPU FALAN YOK BENİM ŞANSIMIN.
ŞANSIM GİRİŞTEN, GELİŞMEDEN VE SONUCUMDAN...


1 Mart 2012 Perşembe

DURU BELİS'İMİN İLK TEKMESİ:)

Baharın ilk günü. 
Yemişim baharı. 
Kızımı gerçek anlamda hissettiğim ilk gün.
Daha önce ufak hareketleri, kıpırtıları, pıtpıt diye adlandırdığım minicik gezintileri bugün tekmeye dönüştü. 
Karnımın ileri itildiğini hissettim. 
Kadın olduğumu, hamile olduğumu, en en en güzeli ise ANNE olduğumu hissettim. 

Şuan bu satırları yazarken bile hareketli içimde, dönüyor, vuruyor, geziyor...
Ve ben kelimeleri bir araya getirmekte ilk kez zorlanıyorum. 

Asıl şimdi kucağıma alacağım günü daha çok merak eder oldum. 
Bana göre ufacık, kızıma göre en hareketli, en büyük tekmeyi attığı gün bu kadar heyecanlanıp, kalp çarpıntısı yaşıyorsam, o günü hiç düşünemiyorum. 

Yalnız bir sorunumuz var:)
Tekmeyi yediğim anda çığlık atınca, evdeki yardımcımız korktu ve onunla gözgöze buldum kendimi.
Allahım günah yazmasın ama şimdi içimde ''ya ona benzerse'' diye bir korku oluştu:) 
Hafif şehla gözler, tombik, 110 beden göğüsler, 145cm boy, bakımsız bir kadın...
Hemen döndüm aynaya baktım ama ilk onunla gözgöze gelmiş olmam inşallah kızımın ona benzemesine sebep olmaz. Vallahi korktum şimdi:))
Kızım benim boyunu posunu babasından, yüzünü annesinden alacak inşallah:)

Neyse...
O bir kaza, o bir şok, o bir heyecan, o bir ilk'in muhteşem travmasının boş bakışıydı. Amma büyüttüm değil mi? An'ımın tadını çıkarmak istiyorum. Şükretmek istiyorum...

Allahım sana şükürler olsun cenneti ayaklarımın altına serdiğin için.
Şükürler olsun bana bu mucizevi duyguyu tattırdığın için. 
Şükürler olsun.
Binlerce, milyonlarca kez şükürler olsun. 
Onun koklamak, ısırmak için delirdiğim minicik ayaklarını karnımın üzerinden bana hissettirdiğin için. 


DURU BELİS'im, hayattaki en kıymetli varlığım, güzel kızım benim.
Kafa göz dal annene, tekmele, yumrukla, şimdiden alış dışarıdaki hayatla savaşmaya. Sana kurban olurum ben oynak kızım benim:)

KADINA (K)ADIN NEDİR DİYE SORSANIZ...(!)


Erken değil mi?
Daha 1 hafta var oysa KADINLAR GÜNÜ'ne...
Öyle mi sahi?
Hangi kadınların günü bu?
Öyleyse okuyun!
Geçen yıl yazmış olduğum KADINLAR GÜNÜ yazımı, 
bu yıl daha ŞİDDETLE paylaşma gereği duydum hem de 1 hafta evvelinden...


Kadınım ben.
Başarılı erkeğin arkasında duranım,
Zorla evlendirilenim,
Hırpalananım.
Tarlada çalışan,
Sokaklarda doğuranım.

4 mevsim 1 yüreğimdedir.
Ben kadınım.
Nedir peki benim asıl adım?


Kadınlar günüymüş…
Pardon ama hangi kadınların günü?
Kanlı acılara gebeliği sonlanmak bilmeyen kadınların mı?
Hangimiz mutluyuz kadın olmaktan? Hangimiz(!)

Kadın sever, ilgi bekler, kıskanır, sadıktır, evine, eşine, ailesine, tüm sevdiklerine bağlıdır.
Cefakardır, vefakardır. İş kadınıdır, ev kadınıdır kimi zaman 2si 1 aradadır.
Kocasından dayak yiyen, camlarda kocasının, çocuğunun yolunu bekleyen kadındır.
Kaynanadan çeken, tecavüze uğrayan, uğruna ölebileceği evladı tarafından katledilen kadındır.
Ülke ülke gezen, bir giydiğini bir daha giymeyen, parmağında kaç yüz bin dolarlık yüzük taşıyan,
yediği önünde yemediği arkasında olan, hergün kuaföre gideni de yine kadındır.
Ne farkeder...

Kadın yüreğiyle öpen, gözleriyle konuşandır.

8 Mart kadınlar gününü 1 güne sığdırmak...
Dayak yiyen Fatma bu akşam dayak yemeyecek mi alkolik kocasından?
Çocuğunu okutmak adına hayat kadınlığı yapan Lale, gününü çocuğuyla mı geçirebilecek?
Cezaevindeki kadın mahkumlar serbest mi bırakılacak?
Kırsal kesimde hatta büyük şehirlerde bile erkek arkadaşı var diye dayak yemeyecekler mi?
Güvendiği insanlar tarafından kucaktan kucağa satılmayacaklar mı?
2 bacak arasında aranılan namusları yüzünden doğranmayacaklar mı?
Töre cinayetleri 1 gün ertelenecek mi?
Bugün çiçek alan adam yarın yine aldatmayacak mı?
Sarışınına aptal denilmeyecek mi?
Dul kalanına kötü gözle bakılmayacak mı?
Bugün ne değişecek?

Çiçek verilen/verilmeyen o ellerden kan akıyor kan!

Kadınlar kendilerini keşfedemiyorlar mahremiyeti yoğunlaştırılmış bu toplumda.
Kadın lezbiyen olduğu zaman dışlanıyor, acaba neden kendi cinsine ilgisi kayıyor düşünülüyor mu?
Hepsi mi sapkın? Hayır!
Kimine babası, kimine akrabası, kimine sevgilisi tecavüz etmiş.
Kimi satılmış.
Kimine cinsellik dünyanın en büyük ayıbı olarak anlatılmış, kimine erkekler öcü diye tanıtılmış.

Ah benim yargısız infazı kendine hak bilen milletim!
Hangi kadınların gününden bahsediyoruz, bahşettiklerinizin yanında?

Kadın biyolojik tanımının dışında tanımlanamadığı sürece adının hakkını vererek yaşayamayacak.
Şimdi pembe kimlik taşıyan ve bundan bir adım öteye geçemeyen kadınların,
sadece 1 günü nasıl kutlu olur?

Kadına (k)adın nedir diye soracak olsanız acaba cevap verebilecek mi?

Ağlayan her bebeğin tek sesi olan kadına günü değil, adı lazım!

8 Mart 2012 PERŞEMBE
Dünya kadınlarının günü, bugün bizim günümüz.
Perşembenin gelişi, dünlerden, bugünlerden kaynaklanır.
VE, 1 günlük saltanatımız anca dilde kutlanır.



Sevgilerle;

Begüm Toro BAĞCI