28 Kasım 2011 Pazartesi

BEN KALP HASTASIYIM!

Günler geçmek bilmiyor.
Hamile kaldığımı öğrendim, kan testine kadar vakit geçmedi.
Kan testi sonucunu öğrendik, doktora kadar zaman gelmek bilmedi.
Doktora gittik 1 hafta sonrasını beklemek zorundaydık o 1 hafta nasıl geçti bir biz biliriz bir de ALLAH!
Kesemizi görmeye gittik, 13 Aralık'ta kalp atışlarını duymak içi gelin dedi...
Şimdi 28 Kasım, saatler geçmek bilmezken günler nasıl geçecek bilmiyorum.

Aslında bugün geçmek bilmesin çünkü bugün BABAMIN DOĞUM GÜNÜ.
Canım babam...

Herkesin babası kendine iyidir. Herkesin babası kendine en baba babadır.
Ama benim babam farklı.
Benim babam herkesin sahip olmak isteyeceği bir baba ama o BENİM BABAM.
Ne güzel doğmuş, doğmuş ki benim babam olmuş.
Sanırım bir başkasının kızı olmaya tahammül edemezdim.
Annemin ve babamın kızı olmaktan gurur duyuyorum.
Ve onların tacını devralmak için saatleri bile sayıyorum.

İnşallah benim evladımda benim gibi babasını ve annesini bu kadar sever.
İnşallah benim evladımında tek kıskandığı ailesi olur.
İnşallah benim evladımında tek örneği ailesi olur.
İnşallah benim evladım bizi benim ailemi üzdüğüm kadar üzmez.

Yan komşunun duvarını dinlemeye hiç vaktim olmadı benim kalp dinlemekten.
Ben evlenmeden önce geceleri annem babam uyuduktan sonra onların kalp atışlarını dinlerdim.
Uyurken göbeklerine bakardım, şişip iniyor mu, nefes alıyorlar mı diye.
Benim yıllarım her gece bu şekilde geçti.
Şimdi bebeğimin kalbi atıyor.
Hissetmiyorum belki duymadım ama bilimsel olarak kalbinin atmaya başladığını biliyorum.
Bilmek yetmiyor. Duymak istiyorum. Dinlemek istiyorum. Hissetmek istiyorum.


Ben bilmediğiniz KALP HASTASIYIM.
Kaldı 15 gün...

27 Kasım 2011 Pazar

BİZİM MECLİSTE SİYASETE HİÇ GEREK YOK!!!

Duygusal bir göçteyim.Göç dediğime bakmayın siz.
Tatlı bir göçebelik bu. 
Ama hassas.
Şuan herşeye üzülebilir herşeye sevinebilirim en yoğun şekilde. 
Benim henüz hamile olduğumu algılayamayanlar var, algılayıp kuzumun kendilerine nasıl hitap edeceklerinin hayallerini kuranların dışında... 
Hamile olmayı bir kenara evlendiğimi farkında olmayanları nasıl ifade edebilirim bilmiyorum.

Beni hala küçük bir kız çocuğu, hala en yakın dostları, hala arkadaşları tabiki sansınlar bundan mutluluk duyarım. Ama ben neden hala dost hala arkadaş ya da hala küçük kız çocukları gibi hissetmiyorum kendimi acaba sorguluyorlar mı kendilerini? 
Ben artık evlenmeden önceki o kocaman ailem dışında 3 kişilik bir aile oldum.
Dolayısıyla önceliğim eşim, evim ve büyümesini 4 gözle beklediğim bebeğim.

Herkesi belki haketmeyenleri bile ederinden fazla sevdim, değer verdim. 
Hataları görmezden geldim.
Ama ben evlenince iş değişti, tıpkı siz evlendiğinizde değiştiği, diğerleri evlenince değişeceği gibi...
Evlenmeden önceki düşüncelerimle evlendikten sonraki düşüncelerim arasında uçurum kadar fark var. 
Bu uçurumdan attıklarım, atmaya kıyamadıklarım ve sallandırdıklarım ya da atmaya hazırlandıklarım...

Begüm artık kimsenin politikasına malzeme olmuyor. 
Begüm artık kimsenin işine karışmıyor. 
Begüm artık kimseyi dinlemiyor. 
Begüm artık iyiyi kötüyü ayırt edebiliyor. 
Begüm artık saf değil ya sizinle aynı safta yürüyemiyor. 
Peki Begüm öyle Begüm böyle... 
Begüm yok artık bilmem farkında mısınız? 
Begüm ve Tufan var.

Soruyorum şimdi meclisin hem içine hem dışına:
Siz bana veryansın ederken benim artık TEK olmadığımı aklınıza getiriyor musunuz?
Siz artık bana ben evliymişim gibi muamele edip, eşimin yanında nasıl davranıyorsunuz?
Siz eşimin bulunduğu ortamlarda nasıl hareket ediyorsunuz?
Beni yargılarken, bana yaşatılanların eşime nasıl yansıdığını biliyor musunuz?
Beni gerçekten seven insanların eşimin yanında usturuplu olması gerekmiyor mu?
Benim çocukluğumu bilen, çok sevdiğim adam&kadın ların evliliğimi düşünerek biraz daha mantıklı hareket etmesi gerekmiyor mu?

Herkesin bir hayatı var. Kimse kimsenin hayatına müdahale edemez. 
Ben nasıl kimsenin aile yaşantısına karışmıyorsam kimse de benim aile yaşantıma karışamaz. 

Eşim ve ben en az herkesin yaptığı kadar beraber tükürüyor, o tükürüğü beraber yalıyor, sonuç olarak beraber nefes alıyoruz.Tek bir farkımız var; 
BİZ SIÇIP, SIVAYIP, YEMİYORUZ YA DA ORAYA BURAYA FIRLATMIYORUZ.
BİZ KLOZETLERİ NE KADAR PİSLETSEK DE, SİFON ÇEKMEYİ ,TEMİZLEMEYİ BİLİYORUZ.

Biz insan olarak yaklaşana insanca davranıyoruz. 
Bize saygı duyana biz yığıyoruz. 
Biz doğal oluyoruz, oyun oynamıyoruz. 
Biz insan kaybetmeyi marifet saymıyor, insan kazanmanın zafer olduğunu düşünüyoruz.

Farkında mısınız BİZ diye yazıyorum. 
Belki sizin çok uzak kaldığınız bir kavram bu BİZ kelimesi.

Biz oturmasını kalkmasını bilen, biz bizimle çıkarsız görüşen, biz bizimle gülen, bizimle yürekten ağlayan, biz bizi bizim sizi düşündüğümüz gibi düşünen insanları istiyoruz hayatımızda.
Yıkmaya çalışan değil yapmaya çalışanı istiyoruz yuvamızda.

İnsanlar yıkmaya meraklıdır. Yaptıkları olmadığından herkes göçük altında kalsın isterler kendileri gibi. 
Kimi vardır dürüsttür. Bizi ne kadar beğendiğini, özendiğini, bizim gibi aşk evliliği yapma isteğini söylerken, kimi içten içe kudurur, geceleri uykularından olur, bütün vaktini bizim hayatımızı düşünerek harcayıp, acaba nerden mutsuz edebilirim düşüncesiyle bilinç altı ve üstüyle kapışıp, hasetliğinden kudurur. 
Ne gerek var?

Allah herkese bir yazı yazmıştır. 

Öyleleri var böyleleri var belki daha anlatamadığım gibileri var.

Biz bize yazılanı yaşıyoruz. 
Konumuz belli, noktalama işaretlerini biz seçiyoruz. 
Kimse yazımıza kendi isteğiyle nokta, virgül, iki nokta üst üste, üç nokta, 
soru işareti hele hele ÜNLEM olarak giremez. 

SİZE GÖRE BİZ BELİRLERİZ.
BİZE GÖRE SİZ BELİRLERSİNİZ. 
BU HEP BÖYLEDİR!

Ama dediğim gibi BEN artık BEN değilim BİZİM!
Evlendikten sonra ben değişmedim. Sadece bizleştim.

Bir laf konuşup, bir hareket edilecekse önce benim tayfamın, eşimin ''el adamı'' olduğunu, eşimin tayfasının benim ''el kızı'' olduğumu unutmaması ve ona göre davranması gerekir. 
Bu çocuğa böyle davrandık ama bu kız acaba Tufanımıza çektirir mi?
Biz bu kıza böyle böyle yaptık ama bu Tufan bizim kızı üzer mi?
Biz ikisine böyle böyle yaptık ama... (En kötüsü de bu olsa gerek)

Biz birbirimizin HERŞEYİ olsak dahi...

Sözlerimi meclisin hem içine hem dışına yazıyorum. Kişi hedefim yok.
Okuyan, üzerine alan alır. 
Üzerine alan varsa zaten yanılmamışızdır.

TBB meclisine girebilmek için GBT'ye ihtiyaç yok.
SİYASETE HİÇ GEREK YOK!!!
Sadece saygı+vicdan+insanlık. 
Hepsi bu kadar kolay!!!



İÇİMDE 1 MERCİMEK BÜYÜTÜYORUM, BÜYÜYORUM

Sanki yeni doğmuş gibiyim.
6 Haftalık gibiyim. 6 haftadır hergün yeniden doğmuş gibiyim.
Küçük bir kadın gibi ama annemsi gibi ama BEGÜM gibiyim.
Karmakarışık duygular içindeyim.
EVET BEN HAMİLEYİM!!!
Bayram tatilimizi o kadar güzel geçirdikki... Ailem ve aile dostlarımızın bize gelmesiyle bütün İzmir'i gezdik. O da yetmiyormuş gibi Aydın, Bodrum dolaştık durduk. Yorucu ama bir o kadar güzel geçti. Hiç bitsin istemedim, hiç gitsinler istemedim. Ama günleri geldi ve saatler kaldı gitmelerine. Moralim sıfırın altında bir sayıdaydı ama hangisinde pek bilemedim. Bu ay hiç ihtimal vermesem de belki annem gitmez 1 hafta daha kalır diye 'test yaptım' ama gördüğüm tek çizgi beni yanıltmadı ama üzüldüm. Çünkü annemler gidiyordu ve kalması için 2 çizgilik bir sebebim yoktu. Hem griptim hem gariptim. Gittiler. Çok ağladım. Kendimi sudan çıkmış balık gibi hissettim. Hep gönderilmeye alışmış bünyem ailemi göndermeye dayanamadı. Yatağa düştüm.
En sevdiğim cumartesi gecesi bitmek bilmedi. Pazar günü çok tatsızdı. Alıştığım anneannemin tıkırtıları yoktu. Asıl ben pazartesi günü Tufan işe gittiğinde anlayacaktım eksikliği... Keşke gitmeseydi.
Ama gitti. Ekmek parası. Çalışmak zorundaydı. Öğleden sonra beni aradı, ''grip oldum, erken geleceğim eve.''diye... ''Gelirken test al'' dedim. ''Yine mi'' dedi. Kızdım ''sen al'' dedim. Nitekim aldı ve geldi. '' Kuşumuza çekirdek vermeye başladı bana da ''hadi sende yap şu testi yatacağım çok kötüyüm'' dedi.
Ben testimi yaptım ve yere bırakıp kuşun yanına gittim. ''Ne oldu yine tek değil mi'' deyince kızdım. ''Ne bileyim ben bıraktım yerde geldim'' dedim sinirli ses tonumla. Güldü. Hatta dalga geçti.
Sinirle gittim ve yerdeki teste bakakaldım. O da ne! İkinci çizgi silik bir şekilde bana bakıyor.
Tufaaaaaaaaaaaaaan!
'Hayal görüyorsun değil mi ikinci çizgiyi' dedi.
'Gel de bir bak' diyebildim sadece.
Geldi.
Baktı.
Begüüüm hamilesin, hamilesin Begüm, oldu, tuttu. Begümmmmm çift çizgi bu. Hamilesiiiiiiiin hamilesin hamilesin.. Oturduğumuz yerden (yer) zıpladık ve evin içinde koşturmaya başladık. Tam o sırada kapı çaldı. Sipariş verdiğim ayakkabım gelmişti. Sözde denemeden almayacaktık. Ama Tufan imzayı attı kutuyu aldığı gibi fırlattı ve kapıyı kapattı. Kaldığımız yerden devam ettik. Titriyorduk ikimizde. O kadar tuhaftıki hissettiklerimiz... Hemen kan tahliline gitmeye karar verdik. Tufan'da ne hastalık kalmıştı ne halsizlik...
Koştura koştura gittik tahlile. Kan verirken sanırım 35 tane soru sormuşumdur hemşireye. Net olarak duymak istediğim cevabı verdi '5 ve üzeri çıkarsa değeriniz hamilesiniz, en geç 1 saat içinde sonucu alabilirsiniz'.
O 1 saat... Geçmedi. Saniyeler saat hızında ilerliyor. Dakikalar 1 gün gibi geçiyor. O 1 saat 1 ay gibi geldi.
Yemek yedik ki zaman geçsin... Yediğimizden ne anladık ikimizde bilemedik.
Geldik hastanenin bahçesine geri ve Tufan 'ben dayanamıyorum belki çıkmıştır' dedi ve koşturarak gitti beni arabada bırakıp. Aradan 5 dakika geçti ve telefonla beni aradı 'Aşkııııııııııım hamilesin Kuran çarpsın hamilesin ballahi hamilesin'' diye bağırıyor bir taraftanda arabaya doğru koşuyordu. Gördüm ve arabadan indim. Hala telefondaydık yanyana gelene kadar. Arabaya bindik. O mutluluk o sevinçle ne yapacağımızı şaşırdık.
Tufan telefonu eline aldığı gibi kim var kim yok haber verdi. Ben birkaç yakınım dışında ilk başta kimseye söyleyemedim. Korktum 'ya kimyasalsa, ya dışgebelikse' falan diye... Doktora gitmeden rahatlamayacaktım. Ertesi gün doktora gittik. Alelade bir doktor. Sıradan. 16:30'da bizi çağırıp 18:15'te odasına alan bir doktor. Ama mecburduk.
Doktor kan değerimi sordu. 194:30 dedim. Evet gebesiniz ama henüz çok erken ultrasonda göremeyiz dedi.
Günde 2 dilim ekmek yemelisin, tuzu kesmelisin, ölürsün, o yok bu yok, şu yok... Sinirimi hoplattı. Neyse ben alacağımı almıştım ve evet artık hamile olduğuma inanmıştım. Sevdiklerimle tamamen paylaşabilirdim.
İçim içime sığmıyordu. Ama iyi bir doktor bulmalıydım ve o 1 hafta sonra görülecek mercimeğimizi o işinin ehli doktorda görmeliydik. Nitekim İzmir'in en iyi doktorlarından biri olduğuna inandığımız Kahraman Kolday'dan randevu aldık. 5. haftamda bize randevu verdi. Günler yine geçmek bilmedi.
En kötüsü azalttığım sigarayı bırakamadım.
İstanbul'dan kuzenim geldi sağolsun. İnsanlar bugünlerde belli olur. Yardıma pek ihtiyacım yok aslında ama düşündü ve geldi. Hamilelik yardıma ihtiyaç duyulan bir durum değil hamilelik yardım edebilme durumu belkide:)
Doktor günü geldi ve heyecanla sabah evden çıktık Alsancak'ta kahvaltımızı yaptık ve randevumuzdan 1 saat evvel doktorum kapısını çaldık. Ve saatimizi beklemeden odaya alındık.
Tufanla odaya girdiğimizde Kahraman Bey'in yakınlığı ikimizide etkiledi. Önce bana birkaç soru sordu. Daha sonra eline kalemini alıp bize tahtada yaşadığımız süreci çizerek anlattı. Ama öyle güzel anlattı ki... Sıra ultrasona gelmişti. Yani mercimeğizi Allahın izniyle görmeye...
Korktum. ''Ya yoksa, ya dış gebelikse, ya  ya ya ya..'' Tufan ve Dilek'i de çağırdı doktor.
''Bakın kese burda, bebek bunun içerisinde nokta şeklinde belirmeye başlamış bile, gayet sağlıklı gözüküyorsunuz''...
Dünyalar benim olmuştu. Yani bizim.
O an heyecandan ölebilirdim. Mutluluktan elim ayağım birbirine karışmıştı. Evet artık gerçekten bir anne adayıydım. Aslında anne bile sayılırdım ana rahmine düştüğü için meleğim...
Doktor Tufan ve tekrar masasına aldı. Ben ''size birkaç soru hazırladım sormak için'' dedim ki birkaç dediğim evvelki gece oturup 21 adet soru hazırlamıştım. :) Doktorumuz biraz ukala. Ama hakkı. Neden mi?
Çünkü sen sorularını sakla ben sana gereken bütün şeyleri anlatacağım, eksik olursa sen yine sorarsın dedi.
Şaşırdım.
Başladı anlatmaya. ''13 Aralık'a kadar olan süreç bu. Gerisini 13 Aralık'tan sonra konuşacağız''dedi.
Merdiven inip çıkmak yok, yolculuk yapmak yok, en uzun yolculuğun arabayla 1 saat olmalı. Uzun yürüyüş yok. Ani hareketlerden kaçınmalısın. Canın ne çekerse yiyebilirsin ama az ve öz ye vs vs.
Tam 1 saatini ayırdı neredeyse bize ve cümleleri bittiğinde bana ''gelelim senin sorularına bakalım'' dedi. Elime listemi aldığımda şok oldum. Çünkü sorularımın hepsine eksiksiz hatta fazlasıyla cevap vermişti. Evet aradığım doktor buydu. Ama tek sorunu vardı ''bana her istediğiniz zaman ulaşamazsınız, sekreterlerime her saat ulaşabilirsiniz, acil birşey olmadıkça ben çıkmam telefonlara'' dedi. Biraz üzüldüm ama sonrasında hak vermedimde değil. Benim gibi ruh hastası anne adayları varsa adam nasıl uğraşsın???
''Alo doktor bey şimdi karnım ağrıdı'', ''alo yaa benim başım ağrıyor'', ya doktor bey benim midem ekşiyor'', acaba ütü masasını kaldırdım kasıklarıma bir sancı girdi birşey olur mu'' gibi soorulara maruz kalmamak için adam en iyisini yapıyor bence. Bir hamilelikte en kötü olay kanama olduğundan, kanama olmadığı ve çok önemli bir sorun olmadığı müddetçe aranmak istemiyor. Bunca hastası olan bir doktor, onca sorulara cevap vererek oraya gelen hastalarını ihmal etmemeli sanırım.
Sonuç olarak elimizde bebeğimizin dosyası, verdiği kan tahlillerinin listesi ve 13 Aralık gününe aldığımız randevumuzla evimize döndük.

Ve bugün 6 hafta 2 günlük olduk. Büyüyoruz. Rabbim onu bize bağışlasın. Şuan çok sağlıklıyız.
Herhangi bir bulantı, kusma, baş dönmemiz yok. Arada karın ve kasıklara giren ufak ağrılar dışında pek bir rahatsızlığımız yok. Sağlıklı besleniyoruz, folik asitimizi günde 3 kez çiyoruz. Et yiyoruz, balık yiyoruz, süt içiyoruz, meyvemizi yiyoruz. İlk kez dün aşerdim ''ŞEFTALİ''... Ama yoktu mandalinayla bastırmaya çalıştım. Mevsimi değildi. Nereden bulacaktık!!! Ve bugün bulduk. Ama şu satırları yazana kadar aklıma gelmemişti.
Ve şimdi kuzenime ''şeftali kessene'' dedim ve 'kurban olurum' diyerek koşarak mutfağa gitti. Armutta doğruyor, bebeğim güzel olsun diye:) Ben kalkıp kesemez miydim yani şimdi? Keserdim ama ben bu yazıyı yazıyorum diye kuzenim hemen koşturdu. Gerçi ona 'bana şunu yap' dememe gerek kalmıyor, sürekli onu yapalım, bunu yapayım, süt içmedin, kayısı suyu iç'' diye hep peşimde. Allah razı olsun. Hakkını nasıl öderim bilemiyorum.

Netice itibariyle bu hafta kan testlerimizi hazırlayıp 13. Aralık'ta yani 8. haftamızda artık fasülye olacak olan mercimeğizin kalp atışlarını duymaya ve tahlillerimizin sonuçlarını kontrole gideceğiz. Sanırım bu 9 ay boyunca heyecan bitmeyek, sanırım bu 9 ay boyunca saydığımız günler hiç bitmeyecek. Şimdi 13 Aralık'ı bekliyoruz.

Hamileliğin bana ilk düşündürdüğü şey ''annem'' oldu.
Annemin hamileliğini, annemdeki beni düşündüm.
Benim güzel annemin prenses kızı anne olacak Allah nasip ederse...

Rabbim isteyen herkese bu güzel duyguyu nasip etsin.
Ben ve benim gibi bütün hamile arkadaşlarımı Allah bir avazda bebişlerimizi kucağımıza versin.

3 Kasım 2011 Perşembe

A ve Y BİRBİRİNE NE KADAR UZAK DEĞİL Mİ?

Birilerini memnun etmek için mi yazıyoruz?
Herkesin istekleri doğrultusunda mı yazmalıyız?

Yazmak, kelimeleri süsleyip biraraya getirip, alkış toplamak değil.

Yazarlığın en kolay bölümüdür yazmak.
Boş kağıtları umarsızca doldurarak yaz'mış olursunuz, resim çizerek de...

Her konu hakkında klavyesine gelişine basa basa, ahkam kesenler bile yazar oluyor bu memlekette...
Sadakat ister kalem.
Para, pul, şan, şöhret beklemez.

Oyuncak değildir kalem.
Magazin hiç değildir.

İknaya gereksinim duymaz bir yazar.
Tastiğe ihtiyacı yoktur.
Harflerden duvar örerken, dilini çok iyi kullanır.
Çünkü diline hakimdir.

Diline hakim olmayan bir yazar anlatmak istediklerini aktaramaz okura.

Oyuncak değildir kalem eğer çocuk değilsen!

Yüzme bilmeyenlerin,  başkalarının mayosuyla kıyıda boğulmasıdır yazarcılık.

Ben mi?
Ben kendi mayomla, kendi havuzumda yüzenlerdenim.
Evet iyi bir yüzücüyüm hem kendi çağımda hem de kendi çapımda.

Zevkle izlediğim büyük denizlere atlayacak olursam eğer, boğulmayacağımı biliyorum.
Büyük denizlerde deniz analarından korktuğum için kendi klorlu havuzumda huzurla yüzüyor,
komşu havuzlarda spor yapıyorum.

''Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur'' değil mi?


Unutmadan;

A ve Y harfleri birbirine ne kadar uzaksa, henüz alfabenin A'sını geçemeyenler için arada onca harf  varken Y'nin mertebesine ulaşmak o kadar zordur.


Sevgiler;

Begüm BAĞCI


1 Kasım 2011 Salı

FALIM FALLANMIŞ, YÜZÜM ALLANMIŞ:)

Fala inanma falsız kalma...
Ne boş bir söz değil mi a dostlar!
Herkes ne kadar da inanır oysa, kapı kapı dolaşır fal bakan var mı diye.
Yalan mı? Hanginiz ''geleceği görüyorum'' diye dolaşanlara inanmadınız?
Ya tesadüf ya kal gözü açıklığından bilenler olmuştur hayatınızı.
Rastlantısal olarak geleceği de bilmiş olabilir. Yoksa geleceği görebilen insan yoktur!
Ama ben de dahil hangimiz inanmıyoruz ya da inanmıyormuş gibi yapmıyoruz?
Benim kahveye olan bağım fal baktırmamdan gelir. Şimdi bildiğiniz günde 3 öğün kahve tüketicisiyim.
İstiklal caddesinde tarotcuları gezmişliğim, Çınarcık'ta ücret karşılığı ''kahve bahane yüzüne bakarım şahane'' tarzıyla korkarak dinlemişliğim, ''biraz önde otur, cinlerimi duymama engel oluyorsun'' diye kandırılmışlığım, yakın arkadaşlarımı ''atın hadi'' diye sıkıştırmışlığım ve ''hadi bir fal bak Begüm' diye zorlanmışlığım vardır.
Hangimizin yok?
Geçmişi söylediğinde ''aaaa kesin biliyor, görüyor, aman Allahım'' diye tribe giriyoruz. Oysa sende biliyorsun kendi geçmişini. Ve o kadar ortakki herkesin geçmişi birbiriyle...
''Hepimiz sevdik, hepimiz yola gittik, hepimiz terkettik ya da terkedildik, hepimizde göz var, hepimizi çekemeyenler var, hepimiz büyük sıkıntılardan geçtik, hepimiz yüzük taktık, çıkarttık, takacağız ya da çıkatacağız, hepimizin oğlu/kızı olacak, hepimiz kazık yedik, hepimiz tek çocuğuz tutturamadı 2 çocuğuz ama sorunlu kardeşiz... Vs vs...
Bana gelecekten haber ver!
Şimdiye kadar,  25 yaşımda Çınarcık'ta bilen çıktı geleceğimi, yani şimdimi...
''Sen 28 yaşında evleneceksin. 2 işe gireceksin  ve eskiden yüzük attığın, içinde T-A harflerinin olduğu biriyle evleneceksin. Güzel bir yuvan olacak, herkes sizi konuşacak. Kendi şehrinden uzağa gideceksin. Evinden ayrılacaksın. Arada daha uzatmak istemediğim ve çok fazla bildiği şey oldu bu geçen 3 yılım için 3 yıl evvelinden. Dediklerine göre beklediklerim var. 2012'de anne olacaksın. 29 yaşında yuvan oturacak tam bir aile ortamı olacak. Bıçak altına yatman olası.Bir düşüğün olacak. (Allah korusun) Elinin kalem tuttuğu bir iş yapacaksın. Onun yanında kendine ait bir işlin uğraşın olacak. 2 işi birarada yürüteceksin. Düşmanların var tipleri şu şu şu, gözleri hep yerinde, sözleri tek sen olacak. Zarar veremeyecekler. Uzak duracaksın.'' Falan filan...

Bunun dışında diğerleri gerçekten çöp. Şimdi biliyorum ''kim bu kadın, nerede, ne kadara bakıyor, telefonu var mı'' diye bir çok soruya muhattap kalacağım. Çünkü insan yaşamadan bilmek, hazırlıklı olmak istiyor herşeye. En azından ben öyle... Herkes gibi ''mutluluk'' aramıyorum ben fallarımda. Genelde ''kötülük''leri duymak istiyorum.

Fal işte. Kahvenin kahbe bir oyunu belkide...

Neyse...
FALINIZ FALLANSIN, YÜZÜNÜZ ALLANSIN:)