27 Eylül 2011 Salı

O NEYDİ BE!

Dün diş doktoruna gidip Çarşamba günü için randevu aldığımızı yazmıştım. İşte plan kuruyoruz Allah bize gülüyor. Aynen yaşadım bu sözü. Dişim gün içerisinde hafif hafif inceden inceden ağrıyordu. Hemen bir apranax fort alıp kestim ağrıyı. Yaklaşık 3-4 saat etkili geldi sonra yine inceden inceden başladı sızı... Bir apranax daha aldım. Tam geçmedi ama iyiydim. Akşam saatlerinde öyle bir ağrı başladıki o acıyı yazmaya kelime bulamıyorum. Bu arada Tufan'da rahatsızlandı, terledi, halsizleşti. Kalktım hemen hasta çorbası yapıp bir güzel içirdim, uyuklamaya başladı. Terlemesi gerekiyordu. Ağrım çoğalınca Tufan Çiğli'de nöbetçi eczane bulup, kas gevşetici özelliği olan başka bir ağrı kesici almaya gitti. O ilacı içtim, biraz sarımsak, biraz gargara, biraz tuz bastık. Geçer gibi oldu. Tufan yine uyuklamaya başladı saatte epey ilerlemişti. Top oyunu oynuyordum ve bitince Tufan'ı kaldırıp ''hadi yerimizde uyuyalım'' diyecektim ki yine başladı... Hafif hafif başladı, biraz daha hızlandı, bütün çeneme dağıldı, sağ tarafım uyuştu, başımın sağ arka alt kısmından kan fışkıracakmış gibi birşeyler olmaya başladı. Daha evvel yaşamadığım bir ağrıydı bu benim... Tufan'da hasta olduğu için ona hiç dokunmak istemedim. Ama ölmek istiyordum o an! O nasıl bir acıydı! Nasıl! İnternetten diş duası diye bir dua buldum başladım 7 kere okumaya. Ne kadar konsantre olabildim orası meçhul!
Kalktım pc başından diğer koltuğun üzerine geçip, sedye pozisyonunda, sağ elimi sağ yanağıma bastırarak, kafamı yastıkların arasına gömmüş bir şekilde ağlamaya başladım. Saat 02:00'a geliyordu ya da geçiyordu...
Nefes alamadığımı hissettim, böyle bir sancı yoktu. Diş ağrısının kabir azabının 1000'de 1'i olduğunu duymuştum. Sanırım artık namaz kılıp, oruç tutup, kendimi ibadete verme zamanım gelmiş benim!
Tufan kısık sesimle ağlamama zıplayarak 'ne oldu aşkım, dur tuz basalım, dur tuzlu su gargara yap, dur hap'' vb. şekilde uyanıp beni rahatlatmaya çalışıyordu. Tövbe estafurullah ama ağzım sağa kaymıştı, rengim bembeyaz ve konuşacak durumda değildim. Tufan bana odada duran Fanta'yla bir hap daha içirdi 'keser' diye... Kesmedi. Arttı. Abardı. Coştu. Tufan tekrar nöbetçi eczaneye giitti dişinol almaya. Dişinolu resmen ağzıma boca ettik. Ve Tv karşısına uzandık sağ elimi sağ yanağıma bastırarak uyumaya çalıştım Nihayetinde 1 saat uyudum. Nasıl uyumak denirse.Saat 06:00'a doğru yattığımız yerden sanki uyuşturucu müptelası edasıyla fırlayıp dişinol, tuz, sarımsak, hap ne varsa ağzıma boşaltmak istedim. Ben o hışmıma ve ağlamama Tufan uyanıp evin içinde koşturmaya başladı. Ne bulursa dişime sürmek istiyordu. Ama ben hepsini yapmıştım ve bir faydasını göremiyordum. O ısrarcı oldukça ''yaptım onuda. yaptım bunuda'' demeye çalışarak büyük bir efor sarfediyordum. Tufan ise hala ısrar ediyordu. Ens sonunda yapmadığım tek şey rakıydı. 2 adet boş şişemizin dibini bir pamuğa dökerek dişimin üzerine bastırıp ısırttırdı. Isırabilmek ne mümnkün ben ağzımı kıpırdatamıyordum... Ağzımdan geldiğince yapmaya çalıştım. Bu kez tutturdu ''hap iç'' diye... Dişimi kurtarayım derken karaciğerimden olacağım diye söylenmek istedim ama kimbilir o cümleyi nasıl kurdum. Şuan bile bunları sizlerle paylaşırken net olarak hatırlayamıyorum yaşananları. En gerçekçi hatırladığım beni tüketen ve öleceğimi hissettiren o beter ağrıydı...
Tufan ''sabret aşkım az kaldı açılacak dişçiler, ya da gel o beğenmediğimiz acile gidelim'' diye konuşuyordu. Onu duyuyordum ama tepki veremiyordum. Ben dün gittiğimiz doktoru istiyordum. Saat 07:30 olmuştu ve ben hala zıpzıp zıplıyordum. Kafamı Tufan'ın göğsüne yatırıp ona yalvarmaya başladım.
''N'olur geçsin aşkım, söz ver bana geçecek değil mi, bitsin n'olur, azıcık dinsin n'olur'' diye ağlıyordum.
Tufan'ın halini ne siz sorun ne ben söyleyeyim...
Ellerimi açtım başladım dua etmeye ''Allahım n'olur al bu acıyı, alma tamam ama en azından hafiflet, Allahım n'olursun n'olursun duy beni, geçir yarabbim'' ...
Geçmiyordu daha  artıyordu, içim kıyılıyordu, beynim patlayacak gibi oluyordu, az sonra öleceğim sanırım can veriyorum gibi geliyordu. Ölümden değilde böyle inleye inleye ölmekten korkuyordum.
Saat 08:15 gibi evden yangın varmış edasıyla fırladık sokağa. O baytarlara bile razı gelebilirdim belki ama ya daha kötü ederlerseydi beni...En iyisi doktoru beklemek, 09:00'da açar dedik. Açmadı. 10:15 dedi. Başladık Bostanlı, Karşıyaka deli danalar gibi yuvarlak çizmeye. Bir sigara daha bir tane daha dumanı keser mi acaba?

Sağa kaymış ve resmen heceleyerek konuşabildiğim ağzımla Tufan'a ''bu dünyada kaç kişi var'' diye sordum.
''7 milyar desek herkes mi el açtı dua ediyor bugün bana sıra gelmiyor, duymuyor mu Allah beni'' diye hecelemeye başladım. Ahh ne acı çekiyordum!

Ve saati geldi. Doktorum sağolsun çok ilgilendi. Ve yıllar önce kanal tedavisini yarım bıraktığım dişimin dolgusu kırılmış, etinde büyük bir iltihap oluşmuş ve yayılmış. Tufan'ın elini sıka sıka tedavimi oldum, geçici dolgum konuldu ve ağrım yavaş yavaş geçmeye başladı. Şuan size bu satırları yazarken uykusuz, gözler şiş ve mahmur bir şekilde yazıyorum.

Birine ''Allah belanı versin'' demeden evvel iyi düşünün, nasıl ne şekilde geri döneceği belli olmaz.
Ben beddua edeceksem artık ''Allah diş ağrısı versin'' diyeceğim.
Aman yok yok kimseye beddua etmeden bana gelen bu diş ağrısı, birde edersem yine bana döner gelirse bu kez ölürüm.

Allah düşmanıma bile vermesin!
Asla etmiyorum ve etmem ama edersem eğer benim ALLAH BELAMI VERSİN.

Ben şimdi iyiyim;
11 dolgu olacak,
2 kanal tedavisi uygulanacak ve
1 adet çekilecek bir ağıza sahibim.

Herşey tamam ama...
Hakikaten o neydi be!


26 Eylül 2011 Pazartesi

Dişlerimin fişleri çekilmiş!

Diş ağrısı hiçbirşeye benzemiyor. Bir de taş düşürme nam'ı değer böbrek ağrısı...
İkisinide dibine kadar çekmiş bir insan olarak yazıyorum!
Böbrek sancısı adamı intihara sürükler çaresi bulunana değin her an kendini bir yerden atabilirsin!
Diş ağrısıysa kafanı duvarlara vurmana ve beyin kanamasına sebep verebilir.

Gelelim diş ağrımıza. Neden mi ağrımız?
Çünkü karı koca karşılıklı diş ağrısı çekiyoruz biz 2 gündür. Sarımsakları bitirdik dişlerimize soka soka... Apranax fort yarıya indi. Biterse yandık!
Bugün Karşıyaka'da ismini hatırlamak bile istemediğim bir diş hastanesine gittik.
İkimizi ayrı doktorlara vermiş olmalarına mı kızsam yoksa doktorların baytarmışcasına davranmasınamı bilemedim! Benim baytarımın adı Suat, Tufan'ınkiyse Levent.
İçeriden bir kadın ''Begüüüüüm Baaağcııııııııııı''diye bağırdı ve odaya girdim.
Doktor: ''Otur''.
Yaklaşık 5 dakika telefonuyla oynadıktan sonra ellerine eldivenlerini geçirip.
Doktor: ''Aç ağzını! Şikayetin ne?
Ben: '' Şimdi doktor bey benim dişim çok ağrıyor, birinde de kır..''
Doktor'' Tamam aç!
Ne bokuma taktıysa ellerine o eldivenleri! Bir göz attı gözünün ucuyla ve 14 ve 46 numara çekilecek dedi sekreterine.
Ben: Antibiyotik falan kullanmam gerekmiyor mu?
Doktor: Al bunu çık cerrahiye git çektir!

Ben: ALLAH belanı versin pislik herif! (Tabi içimden)

Çıktım kapıdan karşımda Tufan. Ama nasıl sinirliyim, dokunsalar ağlayacağım!
Tufan' henüz girmemiş bile. Neyse onunda adı bağrıldı ve girik beraber odaya. Benimkinden azıcık daha kibar ama yine çekilecek diyen bir doktor.Ben başladım kendi kendime söylenmeye.
Tufan'da bana... ''Ben sana demedim mi bu hastaneye gelinir mi'' diye.
Bende sonuçta diş hastanesi, sıkıntımızla ilgilenirler sandım ne bileyim ben böyle baytarlarla karşılaşacağımızı!

Çıktık oradan ve oraya gelirken gömüş olduğumuz bir apartman dairesinde bulunan son teknolojileri barındıran bir muayenehaneye girdik. Adam kibar, kültürlü, iyi bir dinleyici ve iyi bir anlatıcı. Belliki işini iyi yapıyor. Tufan'ı muayene ederken diğer taraftan sıkıntıların neler olduğunu anlatıp notlar alıyor.
DOKTOR:Bir adet çekilecek 1 adet kanal tedavisi uygulanması gerekecek ve dişlere temizleme yapılacak. Ücretide şudur.
Sıra bana gelince hafif soğuk ter dökerek oturuyorum o berbat koltuğa.
DOKTOR: Eşinizin uygulaması biraz uzun sürecek yalnız. Bayağı sorun var.
Tufan: Nasıl?
Ben: Evet 3 köşedede birer tane düşen dolgu, kırılan diş ve kök var.
DOKTOR: O kadar olsa iyi.
Tufan&Begüm: ???
Doktor: 11 ADET DOLGU, 2 KANAL TEDAVİSİ, 1 ÇEKİLECEK DİŞ VE EN SON TEMİZLİK...

Şok oldum. Ağzımın kimi zaman mecazen bozuk olduğunu bilirdim ama gerçek anlamda böyle bir ağıza sahip olduğum hiç aklıma gelmezdi. Belli etmesemde Tufan'dan biraz utandım aslında. Bir ağızda 11 adet dolgu yapılacak diş olması ne demek? 2 adet kanal ve 1 adet çekilecek diş. Geriye ne kaldıki???
Tufan tabi benimle dalga geçmeye başladı sonra bende kendimle...
Meğersem ben alt dişimin ağrı yaptığını sanmışım ama üst dişimmiş beni zıplatan!
Doktora çok teşekkür ettim ve ''sayenizde yanlış dişime sarımsak soktuğumu anladım'' dedim.
Adam güldü.
Neyse işte.... Çarşamba akşamı 17:30'a randevu aldık. İkimizde çekilecek olan dişlerimize veda edeceğiz ilk etapta. Sonra 15 günlük bir ara (taşınma sebebiyle)... Daha sonrasında başlasın 11 dolgu 2 kanal tedavisi ve temizlik...

En korktuğum doktora işim düştü. Bakmayın aslında bunları yazarken bile diş ağrısıyla savaşıyorum az evvel sustum. Ağlıyordum avaz avaz. Tufan şuan eczaneye gitti bana dişinol ve ağrı kesici, kas gevşetici almak için.
Dayanılacak gibi değil gerçekten. Dişlerimin yapımı sırasındaki maceralarımıda sizlerle paylaşacağım. Eminim hepinizi soğutacağım dişçiden:)

Bu arada diş bozukluklarının hamilelikte bebeğe kadar zarar verdiğini öğrendim. Anne olmayı isteyen bir insan olarak onun hayaliyle dişimi sıkamayarak oturacağım o koltuğa. Hayırlısı...

Anlayacağınız benim dişlerim fişlendi!
Şimdi ''nazar nazar'' diyecekler...

Bende bozuk olan ağzımı mecazen daha da bir bozacağım!
Yiyeyim diyeceğim nazarını!
Ulan ağzımda diş kalmamış diş!

25 Eylül 2011 Pazar

Çok oturduk evimizde taşınıyoruz.

Bu evi nasıl tuttuğumuzu bugün gibi hatırlıyorum. Evlenmeden 1 ay evvel internetteki araştırmalarım sonucu bir sürü ev kaydetmiştik.Gezecek ve karar verecektik.Nihayetinde İzmir'e geldik ev bakmaya.
Ama sadece 2 ev gezdik. Bir tanesi Göztepe tarafında sahilde 3 oda 1 salon bir apartman dairesiydi.
Dışarıdan bakılınca kesinlikle 'o' olmalıydı.Hem Tufan'ın teyzesinin de yan apartmanıydı. İşime gelirdi...
Eve girip salonu görünce ''evet budur'' dedim. Önün alabildiğine deniz manzarası. Kocaman camlar. 
Rakının dibine vurabileceğin bir balkon...Benim için önemli olan mutfak ve banyoydu aslında...
Mutfak kırık dökük, banyo köpek bağlasan duramayacak şekildeydi.En az 10 milyar masraf vardı evde.
Odalar desen gömme dolaplı olmasını ne kadar sevsem de kırılmıştı..Anında soğudum.Sahildeki evler 30-35 senelik olduğundan içleri eskiydi.Eski ev severim ama kırık dökük değilse...,Umduğumuzu bulamadık ve geldik buraya.Burası neresi mi?
Burası Sasalı. Doğal Yaşam Parkı ve Sasalı köyü'ne bile yürüme mesafesinde olmayan Çiğli'ye bağlı ayrı bir yer.İzmir'in bir ucu. 28 km uzaklıkta.İlçesine ise 10 km...Siteler ve yüzlerce villa. 
Hem de havuzlu, jakuzili, bahçeli, güvenlikli, 3 oda 1 salon. 2 oda ve salon havuz manzaralı. Ee tabi evi gezince yeri nerde, ben nasıl dışarı çıkarım, nasıl yaşarız vs. herşeyi unutuk ve gördükten yarım saat sonra kontratımızı yaptık. Evlendik, balayına gittik ve sonunda evimize geldik. Tabi bahçeleri yıkıyoruz, masalarımızı çıkarıp yemeklerimizi bahçede yiyoruz, havuza doyamıyoruz. 
İlk tanıştığımız komşularımız sivrisinekler oldu.Gerçi onlara sivrisinek demek doğru olur mu bilmiyorum!
İğne sokmuyorlar, kopartıyorlar. Kan emmiyorlar, hortumluyorlar. Tshirt giysen de faydası yok, üzrinden bile yiyor. Valla bak hatta tshirtlerin delik deşik oluyor. 
Tufan işe gidiyor, ben evde temizlik, seyir, mutfak, internet günlerimi geçirir oldum.
2. ayımızı bitirdik. Bu 2 ayda ya misafirimiz oldu ya da biz Avşa, İstanbul, Darıca, Çınarcık  geldik gittik.
Hadi ev kalabalıkken pek hissetmedim mahsur kaldığımı. Ama yalnız kaldığım an'larda, sigaram bittiğinde, ekmek kalmadığında, süt bittiğinde anladımki ben dağbaşındayım. Ve çaresizim.  Nerde o babaevinde aradığım kuruyemişçim? 
- 2 paket sigara, 2 ekmek, bi lolipop, patlamış mısır ve beyaz tadelle 22 numaraya.

Gerçi burdada Herşey dahil Rafet var, site görevlimiz fakat o da ayrı bir roman...
Site sakinlerinden birinin kafasına sopayla ölümüne vurdu. Evet şaka yapmıyorum öldürmek için vurdu ama sıyırdı. O geceyi hatırlamak istemiyorum. O benim kocamda olabilirdi Allah korusun. 
Gerçi benim kocam onu o sopaya ya oturtur ya da yutturur o ayrı bir konu ama neyse!

Verdiğin sipariş 1 saatten önce gelmiyor. Bazen hiç gelemiyor. Bazen yanlış geliyor.Gelmeseydi daha iyiydi dedirttiriyor.Bakkal aşeriyorum ama yok. Çıkıp yürümek istiyorum ama yok. Bisiklete binmek istiyorum ama bisiklet yoluna gidebilmek için yapılmamış yollarda 15-20 adet köpekle savaş vermem gerekir.İnsanları tuhaf.Biri diğeri için '' onlar evli değillermiş''.Bizim için '' aa o köşedekiler yeni evli çift, yüzlerinide bir türlü göremedik. Karısı hamile olan, kafasına sopa yiyen adamında karısı değilmiş o kadın. 

Mesela maksimum 20 gün evvel taşınan biri beni kahveye çağırıyor ve istemeden de olsa gidiyorum bahçeler yakın!Tufan arıyor beni ''çıktım aşkım, geliyorum'' diye  ve bu kadın tanımadığı bir insan için yani benim kocam için! ''kocana selam söyle ahhhahhahhha korkmasın karısı emin ellerde ahhahhhahha''  diyor.Kahkahaları ise siteyi inletiyor.  ''Ben 40 yaşındayım ama sen bana lütfen adımla hitap et ben abla kelimesine tahammül edemiyorum ahhhahhhahha''

''Eline sağlık, Tufan gelir şimdi ben gideyim sofrayı hazırlayayım'' deyip kaçıyorum. Ki muhabbete bayılan ben...Gerçi bu tarz insanlar sadece burada mı mevcut? Hayır her yerde var. Nereden ve nasıl buluyorlarsa o samimiyeti? Çok mu sıcak gözüküyoruz ya da large?  Enteresanlar doğrusu! Ben kimsenin kocasına bu ve bu gibi şekillerde davranmam. Abicim adam bişi anlatırken yan gözle bile bakmam. İletişimin temel kuralıdır gözgöze konuşmak. Ama işin içine bir başkasının kocası girdi mi ben karısının gözüne bakarak dinlerim ya da etrafa! Neyse...Ben gün içerisinde kapım panjurum kapalı oturmaya başladım hem olaylar hem de bu kadın ben yalnızken gelip gitmesin vesaire diye... (Milletin bahçeden girilen salon kapılarından dangur dungur içeri girdiği ve samimi tavırları yüzünden bütün evler şikayetçi olduğu ve o rahatlığını gördüğüm için)Ayrıca bunlardan evvel ev sahibimizin evimizi sattığını ve sattığı adamında evi satışa çıkardığını öğrendik. O an bana ne kadar soğukluk binmiş olsa da sitedeki olan bu saçma sapan olaylardan ötürü iyice soğudum.Ev bana otel gibi gelmeye başladı. Tatil bitecek ve gideceğiz buradan moduna girdim.
Nihayetinde Tufan'da kendi kendine ''taşınalım'' deyiverdi...

Ve biz başladık internette deli gibi ev bakmaya. İlk hedef Karşıyaka ve Bostanlı'ydı. Güzelyalı tarafına da  baktık içimizde kalmasın diye. Ve 1 katta denize sıfır 3 oda 1 salon bir ev bulduk. Fakat Tufan 1. kat olması sebebiyle o kadar istediği sahili elinin tersiyle itiverdi. Bende çok sevmiştim ama aslında korkmuştumda.  Gerçi ben Karşıyaka'yı daha çok sevdim Göztepe'den!
Bostanlı merkezde sahile 5 dakika yürüme mesafesinde bir kaç ev gezdik. Hepsi de içime sindi ama kimi gereksiz büyüktü, kimine masraf yapmak gerekliydi. Sıfır bina falanda istemiyordum artık!Sıcak, huzur dolu, daha ufak, mutfağında oturabileceğim bir ev arıyordum.Bostanlı'da bir tanesine taktım kafayı. Tufan ille Mavişehir'e bakalım dedi.Baktık.  Egepark Avm'nin yanında 4. kat, yatak odası dere manzaralı, salonu villalara ve Egepark'a bakan, mutfağı, banyosu çk güzel bir daire bulduk. Bir anda Bostanlı'daki evi unuttum ve budur Tufan dedim. Tufan bunu mu istiyorsun diye sordu.  Evet dedim.Bisiklete binebilecek, bakkala gidebilecek, Avm gezebilecek, yürüyüş yapabilecek, sahile 5 dakikada gidebilecektim. Evin içide 2. el olsa da sıfırdı resmen. Belki bir badana gerekirdi. Hemen ''kontratımızı yapalım'' dedik ve emlakçıya doğru yol aldık. Emlakçı karşıyaka sahilindeydi. Tufan'ın İzmir'e geldiği günden itibaren içinde olan sahil şeridi... Oturduk bahçeye, önümüz mis deniz. Sularımız geldi buz gibi önümüze. Kontrat yapacağız boru mu! 
Tufan dayanamadı ''ya bu sırada ev yok mu hiç bu fiyatlarda'' . 
Ben ''of Tufan bulduk ya işte evi, hem eski bu evler kırık dökük oluyor boşver'.
Beni takan kim! 
Kadın ''aa var 2 apartman yanımız''.
Tufan: ''Görebilir miyiz hemen?''
Kadın ''tabiki''
Ben: ''pofff''

Yürümeye başladık ve 10 adım sonra kadın bize dışarıdan evi gösterdi ilk. 
Ben görünce biraz offladığıma utandım.
Tufan ''kesin bayılacaksın sen bu eve'' dedi.
''İçini görmeden yorum yapamayacağım'' dedim.
 4. Kata çıktık. Kapı açıldı ve benim gözlerimde aynı anda yuvalarından...İçeri girdik. Kendimi bir salona bir mutfağa girip çıkarken buldum. Salon ve mutfak leb-i derya! Aman Allahım! Ev eski. Ama kırığı çıkığı, çatlağı yok. Mutfak eski ama tam L koltuğu atıp, içeceksin, yazacaksın, 1001 çeşit yemek yapacaksın.
3 odalı, odalarda gömme dolap var. Küçük küçük odalar ama bize yeter. O manzara zaten adamı sarhoş eder, yattığı yeri bilemez insan! Tuvaleti tam olarak göremedik bile, elektrikleri açılmamıştı henüz.
Kadın sordu ''ne düşünüyorsunuz?'' diye.
Tufan '' lütfen bu soruyu eşimi salona götürerek sorun'' dedi.
Benim ağzım kulaklarım varmış konuşacak durumda değilim.

Karar verdik ''tutuyoruz''.
Evet anlaştık.
Salı günü kontratımızı yapıyoruz Allah nasip ederse.
Onca gezdiğimiz yeni, eski, geniş, merkezi bütün evler yok oldu gitti gözümden.

Şimdi istediğim zaman bisikletimi alıp sahilde turlarım, istersem yürütüş yaparım , istersem koşarım, istersek balık tuatarız, istersek balıkçıya gideriz, istersek bir cafe'de otururuz, istersek meyhane, ister banka, ister camii, ister çarşı, ister pazar... Herşey dibinde!

İstanbul'da böyle bir binada oturmanın bedeli en az 5000 dolar! 

Biran buradan hiç kurtulamayacağız ve ben atlaya zıplaya taşındığım bu evden bir daha çıkamayacağım diye çok korkmuştum. Burası bana çok güzel bir balayı, İzmir'e ön hazırlık oldu.

Şimdiyse gerçek bir ev'e taşınma telaşı sardı bizi.
Yeni evimizde, çoluklu çocuklu, mutlu huzurlu günler bizi bekliyordur inşallah.

Burada çok oturduk orada az oturmaya gidiyoruz(!) :))







19 Eylül 2011 Pazartesi

HEPSİ BU!

Bilmediklerimi bilmeyi yine istemezdim ben.
Bildiklerimi unutmayı bile isteyebilirim aslında.
Çok rahatsızım.
Oysa doğuştan rahat değil miydim ben?

Fark ne?
Farkım ne?
Bir farkım yok'muş aslında.
Bende herkes gibiyim.
Herkes ben gibi.

Ben beceriksizim.
Ben biraz alınganım.
Huysuz ve kaprisliyim.
Ben sakin gibi gözüken asiyim.

Bazen hiç umulmadık bir cümle benim yüreğimin sayfalarının yırtılmasına sebep olabilir.
Mutsuz olabilirim.
Mutlu olabilirim.

Çocuk gibiyim.
Kadındır sıfatım ama yüklemlerim çocuk...

Ben bilmem öyle dişiliği.
Ben bilmem öyle kıçımı sallayarak salınmayı.
Ben 90-60-90 değilim.
Ben yer cücesiyim.
Karamürsel sepetide diyebilirsiniz bana...

34 numara ayaklarım var.
Ufağım. Ufaklığım.
''Anaa kadına bak bee!'' diyemezsiniz bana asla en sexi kıyafetler içinde görseniz bile.


Benim artı bir özelliğim ya da güzelliğim yok.
Benim elimden gelen bir özel yeteneğimde yok.

Ben anca yazarım.
Yazar yazar bozarım.

Ben selülitleri olan, tırnakları 2 gün uzunsa 5 gün kırık olan,
ojeleri sürekli çıkan, tırnağı doğru düzgün oje tutmayan,
ayak tırnaklarına oje sürdüğünde parmakları gözükmeyen,
dar kıyafet giydiğinde göbeği fışkıran,
favorileri olan, kollarındaki kılları erkeklere rakip olabilecek boyutta olan,
saçları uyandığında kabarık, gözleri herkes gibi çapak dolan,
ağzı kokan, ufak elleriyle bir çok şeyi tutamayan, düşüren, kıran, sakar,
terleyen ama ter kokmayan,  nasırlı ufacık ayaklara sahip,
dişleri tuvalet taşı haline gelmiş, diş etleri doğuştan mor,
klasik giysileri sevmeyen, içinde kendini o giysilere ait hissetmeyen,
bakımsız, üşengeç, ağlak tuhaf biriyim ben işte.

Ordan çok mu güzel sandınız beni?
Çok özel?
Çok düzenli?
Çok sexi?
Çok bakımlı?

Maalesef!

Ben güzel ruhumun önüne geçen çirkinliğe sahibim.
Ruhum çirkin gelene anca güzel gözükebilirim.

HEPSİ BU!

18 Eylül 2011 Pazar

Sabahın tam 3'ündeyim, iç sıkıntımın en gücündeyim.

Hava biraz serinledi.
Üstünü örttüm senin.
Az evvel açtın gözlerini ''n'apıyorsun'' dedin.
'Yazıyorum' dedim sana.
Hemen daldın yine o benim kavuşmakta zorluk çektiğim uykuna...
Sana gelen uyku bana neden gelmiyor?
Senin kokunu daha çok seviyor uyku.
Beni dışlıyor.
Belki ben kötü kokuyorumdur.
Veya korkuyorumdur.

Soruyorlar 'özlemiyor musun İstanbul'u' diye.
Ben ağlamayı özlüyorum bazı bazı.
İçten ve katıla katıla...


Kimsenin anlamayacağı yazılar yazmak istiyorum.
Benim bile...

Hani sürekli mutlu olmamalı insan derler ya, ben işte sürekli mutlu olduğumdan kendime ağlamak için sebepler yaratıyorum mesela... Çok gülersem çok ağlarım diye, gülmelerimin arasına gözyaşı serpiyorum.

Güzeliz biz.
İyiyiz.

Gecenin serini vurunca tutuk sırtıma üşüdüm.
Kalemim ısıtırdı beni anca bu saatte.
Ama bugün onuda beceremedim.

İç sıkıntısı nasıl bir felakettir bedeninde.
Ne Süper Mario oynayabilirsin, ne şekerli yoğurt yapabilirsin,
ne dışarı çıkıp site(!) içi yürüyüş yapabilirsin, ne dondurma yemeye gitmek istersin.
Uyumaktır tek geçirticisi. Onuda beceremezsin.
Beceriksizliğin üstündedir.

Ne güzel uyuyorsun sevgilim sen öyle!
İçimdeki sıkıntım geçici ama içimdeki sen her geçen gün büyüyorsun.
Seni seviyorum.

Ama kendimi sevmiyorum bugün.
Sıkıntıyla başa çıkmayı beceremediğim için,
bana sunduğun geçirticilere gönülsüz kaldığım için küstüm kendime.

İyiyiz biz.

Sahi benim neden içim sıkılıyor?
Ve neden tutulan sırtım geçmiyor?

Neden burada bakkal yok!
Ben neden dışarı çıkıp yürüyemiyorum!
Bu köpekler neden kapımızda konaklıyor!
Bisikletler neden biblo gibi bahçede duruyor!
Kuaföre bile gitmeye neden hevesim yok!
Su kuşu ben neden havuzu sevmez oldum!
Komşuculuk oynamayı neden istemiyorum!

Şükürler olsun sağlıklıyız.
Şükürler olsun sevgi doluyuz.
Şükürler olsun şükredebiliyoruz.

11 Eylül 2011 Pazar

BUGÜN BİZİM DOĞUM GÜNÜMÜZ...

NEDEN Mİ BÜYÜK YAZIYORUM? 
ÇÜNKÜ BUGÜN BEN 1 YAŞ DAHA BÜYÜYORUM... 
ÖNCEDEN SÜREKLİ BÜYÜTTÜĞÜM YAŞIM O YAŞLARI ÇOKTAN AŞTI.
FARKINDAYIM...
BEN ARTIK KADINIM.
BEN ARTIK 28 YAŞINI DOLDURMUŞ BİR KÜÇÜK KADINIM.

BÜYÜYORUM. 
EVET HERGÜN FARKINDA DEĞİLİM BELKİ AMA BUGÜN FARKINDAYIM.

UZAĞIM BÜTÜN SEVDİKLERİME VE SEVENLERİME.

BELKİ BİR ÇOK DOĞUM GÜNÜMÜ ANNEME VE BABAMA ZEHİR ETTİM...
BENİ YANLARINDA İSTEDİKLERİ ZAMANLARDA EVDE ÇEKİP GİTTİM DIŞARIDA KUTLAYACAĞIM HEVESİYLE...
KANIM KAYNIYORDU, KAYNAMAZ OLAYDI.
ŞUAN ANLIYORUM ONLARDAN AYRI GEÇİRMEK ZORMUŞ DOĞUM GÜNÜMÜ...
EN AZINDAN AYNI ŞEHİRDEYDİK BİR ÖPÜCÜK BİLE OLSA ALABİLİYORDUM ONLARDAN YANAĞIMA, 
HEDİYELERİNİ AÇABİLİYORDUM PARÇALARCASINA... 

ŞİMDİ İSE HAFTALAR ÖNCESİNDEN AÇTIM HEDİYEMİ...

ALIŞMIŞIM BEN KAÇ EVİN TEK KIZI OLUP İLGİ ODAĞI OLMAYA. 
İLGİ ÇEKMEK İÇİN ÖZEL BİR ÇABA SARFETMEME GEREK KALMADI HİÇBİR ZAMAN.
BENİM ANNEMİN BENİM BABAMIN İLGİSİ BÜTÜN DÜNYANIN GÖSTERECEĞİ İLGİYE BEDELDİ ASLINDA HERZAMAN...

BELKİ YANIMDA DEĞİL ANNEM VE BABAM ŞUAN, AMA ANNEMİN GEÇEN YIL BİLEKLİĞİNİ BU YIL KOLYESİ VE KÜPESİNİ ALDIĞI DOĞUM GÜNÜ HEDİYEMİ BOYNUMA TAKIP YANIMDA HİSSEDECEĞİM ONLARI...

İYİKİ VARSINIZ. 

İYİKİ BENİM ANNEM BABAMSINIZ.

ASIL SİZ BUGÜN İYİKİ DOĞDUNUZ. 
YANILIYOR MUYUM SİZ ASIL BENİM DOĞDUĞUM GÜN DOĞMADINIZ MI?

MUTLUYUM. HEM DE ÇOK...

MUTLU YILLAR BUGÜN ''BİZ 3 AİLEYİİİİZ' E KUTLU OLSUN. 
E TABİ ARTIK '4 OLDUK'...

ALLAH 5 OLMAYI BANA DA YENİ BİR DOĞUM GÜNÜNE SAHİP OLMAYI, SİZİN TAHTINIZIN BENİM BAHTIM OLMASINI NASİP ETSİN İNŞALLAH...




9 Eylül 2011 Cuma

Hİ'ONE OLDUM OLALI!

(S)aklamak için saklamam hiçbirşeyi.
Ama bazı an'lar vardır ki ve bazı yaşananlar ya da yaşatılanlar veya maruz bırakılanlar, madur edilenler.
Yazarım ben doya doya yazarım.
Yeri gelir bağıra bağıra anlatırım.
Bağıra bağıra anlatacak kocamdan başka kimsem olmadığı için, içimi yazıyorum.
Yazdıkça çoğalıyorum.
Ev derdi beni ip gibi gerdi.
İp üstünde yürümeye çalışanlar çoktan amacına ulaştılar.
Ben mi ben hala aynı saf, ben hala aynı iyi niyetli, ben hala ben işte.
Kimse kimseyi gerçekten sevmiyor buna inanın, herkes rol yapıyor.
Ve ne yazıkki olan benim kalbime, olan benim sevgime, olan benim iyi niyetime oluyor.

Okumayın abi!
Bana 'yazma üstüne alınır insanlar', bana 'n'oldu kime kızdın YİNE', bana ' çok ortalıklarda paylaşıyorsun herşeyini' bana 'şimdi bu yazılacak şey mi? ' bana YA ADAM GİBİ YORUM YAPIN, YA DA HİÇ OKUMAYIN! Yazıyorum işte.
Kendime, sana, ona, buna, kocama, evdeki temizlikçiye, ev sahibine, sitede koşturan çocuklara, masama, sandalyeme, terliğime, çamaşır makineme, tırnaklarıma herşeye yazıyorum.

Eğer birşeyleri sövüyorsam ben seviyorumdur en başta bunu anlayın!

Herkes malesef bir olamaz. Ben sizler gibi sadece ünlü düşünürlerin sözleriyle ona buna laf sokmaya çalışmıyorum. Ben kendi düşüncemle, kendi duygularımı paylaşıyorum. Şarkı sözleriyle aşkı meşki yaşamıyorum. Ben evimde kocamın dizinin dibinde, satırlarımda yaşıyorum. Listemde sadece kocam dahi olsa, kimse dahi olmasa yazarım! Ben yazacağım! Ölene kadar YAZACAĞIM.

Ben yazdıkça siz (y)azıyorsunuz! Bu nasıl bir ironidir!

Ben herkesten uzaktayım, ben benden beklenmeyen preformanstayım.
Ben mutluyum. Ben huzurluyum.
Alın mutluluğumla mutsuz olanlar, veya bunları yazdıklarımla dillendiriyorum diye konuşanlar...
Şuan MUTSUZUM!
Hadi sevinin şimdi.
Bugün ben çok mutsuzum!

İyi niyetlerimden, kendimi mutlu hissettiğim birkaç şey yüzünden HUZURSUZUM!

Birini aptal yerine koymak isteyenler ne kadar aptallar.
Yazık!

Yarası olan gocunur. Benim yazdıklarımda zaten o kişilere yara bandı olur!

Herkes beni çok seviyor ya, herkes benim mutluluğumu istiyor ya,
hadi canım sizde...

Bence siz kimse tarafından sevilmemiş ve hiç sevmemişsiniz.

He bu yazının içeriğini, neden yazıldığını merak eden ve hatta birsürü üzerine alınan insan olacak.

Merakınızı ben gideriyim sizin!

BEN HAYVAN OLDUĞUMDAN BERİ İNSANLARI SEVMİYORUM!
BEN İNSANLARI BAĞRIMA BASARKEN, ONLARIN BAĞRIMI ÇİĞNEYECEĞİNİ UNUTMUŞUM.

MİLLET SIÇIYOR NEDENSE BENİM KARIN AĞRILARIM LAF OLUYOR.

Kimse kim.
En önemlisi ben!

Kime mi yazdım?
Sayfama yazdım.
Neyi yazdım?
Aklımdan geçen cümleleri yazdım.
Neden mi yazdım?
Canım istedi.
Yazınca elime ne geçti?
Bir evladım daha olmuş gibi sevindim.
Yazmasam ölür müydüm?
Belki, kimbilir...
Aferin devam et...

Çok teşekkürler.

Bunlar sadece karın ağrılarım!
Dua edin bağırsaklarım bozulmasın!