13 Mayıs 2012 Pazar

SENİN ADIN ''ANNE'' (2011)


Onca yazılar yazdım, ağladım, inledim, haykırdım.
Hepsini okudun.
Ve ‘’neden bana yazmıyorsun kızım’’ diye 1 kez bile sormadın!

Fütursuzca gezdiğim, en temiz yürekte nefes alıp verirken,
hayallerden uzak, gerçek bir kadını, gerçek bir dostu,
gerçek bir anlayanı nasıl olurda anlatabilirim ben dedim hep.
Kalemimin gücü yetmez diye korktum.
Şuan yazıyorum ama biliyorum ne yazsam az kalacak sana.
Yazamayacağım...

Süt kokuyor senin yanındayken hayat bana.
Oysa hiç içemedim ben o sütü kana kana, sevemedim de.

Ama bak kelimelerim sana sarılıyor bu gece,
Biliyorum kucaklayacaksın her birini hece hece.
Vicdanımın sesisin sen benim.

Dertli yüreğimin dermanı, el açmayı bilmeyen bana el açan,
Dua etme özürlü bana dublaj yapansın.

‘’Ayağımın altına alırım seni’’ der dururdun…
Alsaydın ya keşke!
Belki yer edinebilirdim o öpülesi ayaklarının altındaki cennette.

Nerdeyim ben anne?
Neyleyim?
Kimleyim ben?
Kime ne diyeyim?
Kime gideyim ben?
Nereye göçeyim?
Senden ve babamdan başka hangi yüreğe yürek vereyim?

BUNCA SEVGİ  İÇİNDE, HANGİ AŞK ISITABİLİR ARTIK BENİM YÜREĞİMİ
SEN GİBİ, SİZ GİBİ?
HANGİ  ADAM DÜRÜST GELEBİLİR SİZİN  DOĞRULUĞUNUZUN ARDINDA?

Her yürek sizin gölgenizde yaşıyor anne!
Ve gölgeleri kendilerinden büyük oluyor nedense...
Bense...
Bense...

NEYSE...!

Yüreğime sığdıramadığım seni,
şurada birkaç satıra sığdırabileceğimi düşünme sakın.
Kelimelerime hayat verebilecek tek yürek,
İlk adımımın adı, ilk nefesimin sahibi, ilk sesimin kulağı, ilk dişimin ağzı…
Senin dokundun diye saçlarım bugün bu kadar yumuşak,
Sen okşadın diye bugün yanaklarım bu kadar pürüzsüz,
Sen sakladın diye ellerim ve ayaklarım bu kadar minik,
Sen öptün diye yüreğim bu kadar hassas,
Sen baktın diye gözlerim bugün bakılmaya doyulmaz,
Sen sevdin diye benim yüreğim bu kadar sevgiye aç…

Senin adın ANNE!

Annemin tahtı benim bahtım olabilecek mi diye sorar dururum boş kağıtlarıma…
Şimdi sana soruyorum anne...

Söz dinlemez bir çocuğum hala ben,
Ana gibi yar olmaz derler, her yar dediğim bir yara açar,
O yarayı yine asıl yar, sen sararsın.

Kanayan yaralarımı saran, öpen annem!
Daha karnında 8 aylıkken seni öldürmeye kalkışan,
Orda bile rahat duramayan,
Bok varmış gibi kendini ERKENDEN dünyaya atan ben gitsem bile sen hiç gitme.
Ben bitsem bile sen hiç bitme.

Erken kalkan erken yol alırdı hani?
Benim yollarım neden hep çıkmaza girdi?

Erken...
Erken...
Üretken ama tüketen...

Neyse...

Neyselerimin çoğalmasına takılma anne.
Kaypak insanlardan kalan, kalemime sarılan bir kelime.
En kıdemli es verme yöntemim belkide...


Sana bir sır veriyim mi anne?
Sakın ben demiştim deme!
Yaşımın başımı aştığı, babamın baba olduğu yaşa vardığım bugünlerde,
Ben çok daha iyi anlıyorum ki;,
Sen gibi, babam gibi kimse beni ölürcesine sevmiyor anne!
Biliyorum sevmeyecekte.
SEVMESİNDE…!

NEYSE...

mayıs 2011

KIZIMIN ANNESİN ANNESİ, CANIM ANNEM!

Bu benim ilk anneler günüm...
Henüz bebeğim karnımda. Allah'm nasip ederse 60 gün sonra koynumda olacak. Seneye öpücükleriyle belkide anneler günümü kutlayacak.
Benim annemden ayrı geçirdiğim 2. anneler günü.
İlkinde Kıbrıs'ta öğrenciydim... (Evden uzaklaşmak için değil, okumak için gitmiştim ama gördüğüm sahneler sonunda, yerimin anamın babamın yanı olduğunu anlayıp, okulumu yarıda bırakıp geri dönmüştüm)
Ki o yaşlar evden uzaklaşmak için can atılan yaşlardı. Ne kapalılar açılmıştı, ne boğazlı giyenler, memelerini açıkta bırakmıştı:) Onlar da ayrı bir konu olur ya... Konum annemin mükemmel anneliği...
Ama işte hem ruhen hem bedenen beslenmemi sağlayan mükemmel bir anneye sahip olmanın hem mutluluğunu hem endişesini yaşıyorum son günlerde.
ACABA BENDE ANNEM GİBİ MÜKEMMEL BİR ANNE OLABİLECEK MİYİM?
İşte anahtarı annemden yadigar olan kilitli soru bu...
Annemle aramda ortak noktalarımın dışında apayrı olduğumuz yerler de var.

Mesela;
Annem duygusaldır ama ben duygusal+ağlak.
Annem önce mantığım der bense kalbim.
Annem ağır başlıdır, ben salon kadınıyken bir anda tuvalet kadını olabilirim.
Annem ağzını asla bozmaz, ben lafı gediğine korum.
Annem ayaklarının üzerinde durur, ben sıkılganım.
Annem büyüklerini sayar, küçüklerini sever her ne olursa olsun, bense adamına göre muamele gösteririm.
Annem kendisi kırılsa bile kimseyi kırmaz, bense kırıldıysam karşımdakini paramparça edebilirim.
Annem sildiği zaman siler bense kimseyi silemem.
Annem üzülür, ben acırım.
Annem olgundur, ben çocuk ruhlu.
Annem planlıdır, ben anlık.
Annem 'kalite'insan sever, ben 'basit'le bile muhattap olabilirim.

Tabi çok ortak noktamızda var;

İkimizde çok fazla vericiyiz. Almadan vermeye bayılırız.
İkimizde sevgi doluyuz, karşımıza çıkan herkesi insan sayarız.
İnsanı diline, dinine, ırkına, malına, mülküne göre ayırmaz, insan olarak değer veririz.
Kıskançlık ruhumuzda yoktur, sadece birbirimizi sakınırız.
Kimsenin bir şeyinde gözümüz yoktur, Allah olmayana fazlasını, olana güle güle yaşasını dileriz.
Evhamlıyızdır. Biri telefona cevap vermesin kesin başına kötü bir şey gelmiştir diye kendimizi yeriz.
Bizden birilerinin bir şey istemesine gerek yoktur, uzaktan da olsa duamızla bile yetişiriz.
Herkes iyi olsun, kimse kötü olmasın diyenlerdeniz.
Eğlenceliyiz.
Gezmeyi severiz.
Verdiklerimizi alamayınca nedense vermekten vazgeçemeyiz.
Doğalız, olduğumuz gibiyiz.
Hissettiğimizi açık yüreklilikle dile getirir, asla kıvırmayız.
Ben son söyleyeceğimi ilk söyleyerek bu ortak özelliğimize kazık atabilirim:)

Annemin kızıyım.
Annemden farklı olduğum yönlerimin tümünü babamdan almışım.

Şanslıyım.
Kalbim o kadar temizdir ki bilenler çok iyi bilir.
Ne dersem çıkar, ne dua etsem rabbim kabul eder.
Beddua edemem, 2 kez etmişliğimden sonra cesaret edemem.
Allah'ın sevgili kullarından olduğumu düşünürüm.

Neden mi?
Öncelikle böyle mükemmel bir anne ve babanın kızı olarak dünyaya gelmiş olmanın avantajını hayatımın her döneminde yaşadım. Benim annem babam 'benim okul hayatımda, HATALIYSAM EĞER okula gidip çirkeflik yapmak yerine, benim adıma müdürlerimden, öğretmenlerimden ÖZÜR DİLEYEBİLECEK büyüklükte insandılar. Aman ''evladımızı koruyalım, tek çocuktur' mantığıyla büyütmediler beni. Evet el bebektim, gül bebektim ve tek bebektim. Ama HAKLI ve HAKSIZ her zaman belirleyici bir kural oldu ben büyürken. Beni öyle güzel büyüttüler ki... Özgürdüm ama başı boş değildim. Attığım adımı hep bildiler!
Ne sigaraya başladığımı, ne özel hayatımı, ne gizli sırlarımı hemen sıcağı sıcağına söylemesem de her zaman paylaştım. Anama ve babama 'başkalarından duyacağı hikayeler yaşattırmadım''. Parmakla gösterilen bir evlat olmadım, ama hayırsız da olmadım. Ben yaramazdım. Ben okul kapılarında erkeklerle dövüşen bir çatlaktım. Ben arkadaşlarına laf söyletmeyen, herkesin iyi olmasını isteyen, bencillikten uzak, insancıl bir varlıktım. Annemin bana aldıklarını başkalarına hediye edebilecek kadar salaktım bazen:)

Annem benim...
Şimdi kızın 500 km uzağında ve karnı burnunda... Seni daha iyi anlıyor, seni daha iyi tanıyorum.
Kendimi keşfediyorum. Neler yaptığımı, neler yapabileceğimi sorguluyorum.
Küçük kızınız şimdi öyle bir mutluluk yaşıyor ki, cümleleri birbirine karışıyor bu satırları yazarken.
Endişeli ama bir o kadar da huzurluyum.
Acaba bende sen gibi eksiksiz bir anne olabilecek miyim? Kimse mükemmel değildir ama siz babamla eksi ve artılarınızla bir bütün oldunuz her zaman bana. Biz de olabilecek miyiz?
Devir artık çok değişti. Kız annesi ve babası olmak hem çok büyük şans hem de risk...
Gözünün önünden ayırmasan dahi evladını, türlü tehlikelerle karşı karşıya kalabildiğin bir dünyada yaşıyoruz artık. Ben çok sınavdan geçtim. İsteğimle sınıfta kaldım. Bütünlemelere kadar tembelliği seçtim hayatta.

Şimdi istiyorum ki; kızımı kimseler üzmesin, kızımı kimseler ağlatmasın, kızım kimselere uymasın, kızımı kimseler kıskanmasın ve kızım sen gibi ben gibi kimseleri kıskanmasın. Kızım dobra olsun, içten pazarlıklı olmasın. Babasından korkmasın, arkamızdan iş çevirmesin. Ucunda ölüm dahi olsa söylesin. Bilsin ki; başına gelebilecek en kötü an'larda bile arkadaşları değil ANA VE BABAsı herzaman yanında...
Her şeyden öte sağlıklı, uzun ömürlü olsun...

Ah nasıl heyecanlıyım bir bilsen annem!
Kalbim pır pır atıyor, minik yavrumu kucağıma almak onu senin beni yetiştirdiğin gibi yetiştirebilmek için.
İyi ki varsın büyük kraliçem, kızın prenseslik tacını 60 gün sonra kızına devrediyor, ve senin mertebene bir adım da olsa yaklaşıyor...

Anneler günün kutlu olsun annem.
Bütün annelerin günü kutlu olsun.
Her anne evladına özeldir ve güzeldir.
Sen aslında tek benim için değil, eminim yüzlerce kişi için ÖZEL VE GÜZELSİN...
AMA İYİ Kİ TEK BENİMSİN:)

SENİ ÇOOOOOOK SEVİYORUM.



8 Mayıs 2012 Salı

AZ KALDI!!!

Al sana başladı mı korkular, panik ataklar, terlemeler, yalancı sancılar, belkide psikolojik ağrılar...
30. haftaya girdiğimiz şu günlerde duyduklarım, yaşadıklarım ve yaşayacaklarım ve havanın bir anda sıcaklaması beni geriyor da geriyor...
Duru Belis'imin keyfi yerinde, kilosu, boyu, suyu maşallahı var kızımın. Ama ya anasının?
Gergin.
Korkak.
Duygusal.
Sinirli.
Heyecanlı.
vs.
vs.
Önce İzmir'de olmasam da o an'larda ard arda olan deprem haberleri, ''iyi ki yoktum kesin doğururdum'' düşünceleri, bebeğimin kuvvetlenen hareketleri, ara sıra kasıklara ve belime giren saniyelik sancımsı ağrılar, bıçaklanma hissiyatları, gece uyuyup 20 kez uyanma sendromları, sola dönerek uyuma gözünü sağda açıp panikleme halleri, her şeye alınır hale gelmem, tahammülsüzlüğüm, doğum anını düşündükçe dakikada belki 200 vuran kalbim, erken doğum yapanlar, 40. haftasına gelmiş hala doğuramayanlar, sıcaklar, hayatında terlemek nedir bilmeyen benim kaşımdan gözüme süzülen terler. Rüya denemeyecek kabuslar. Yürürken idrar torbamın üzerindeki baskılar, idrara çok çıkmalar, çamaşır makinesine çamaşır atarken yorulmalar, sürekli kapanan gözler, uyansam da çok fazla sürekli uyku halleri. Ahh ahh... Boşa dememişler ''40 kere hacca götürseler de, 9 ay karnında taşımanın yerini tutmaz'' diye...
Bunları belki 1-2 ay içerisinde gülerek anacağım ama şuan ne yaşadığımı bir Allah bilir bir ben, bir de yaşayan...
Kızımı sağlıkla kucağıma almaktan başka düşüncem yok şuan.

Yaklaşık 4 hafta daha İzmir'deyim. 35. haftada İstanbul'a gidip doğum için geri saymaya başlayacağım. Tabi bu 4 hafta nasıl geçecek hiç bilmiyorum. İçimden bir şeyler akıp gidiyor düşündükçe. Evimi bırakmak istemiyorum, ama burda yalnız başıma kalmak istemiyorum. Kimse gelip başımı beklesin istemiyorum. İki ucu kakalı değnek derler ya aynen öyle bir ruh halindeyim. Zaman daraldıkça tahammül azalıyor. Su almaya bile halim yok çoğu zaman. Normalde bile her şeyi önüme hazır bekleyen ben 8 ayı nazsız kaprissiz atlatmış olmama sevinirken, naz ve kapristen çok uzak kendi kendime yetememe durumundayım. Duştan sonra saçlarımı taramak bile yorar oldu beni. Elim resmen saçlarımı taramaya yetişemiyor. Şuan bu satırları yazarken bile bir an evvel ayaklarımı uzatıp yatmak, uyumak istiyorum, yarım saatte bir ter içinde uyanacağımı bile bile...

Allah herkese bu güzel duyguyu yaşatsın, benim gibi hamile arkadaşlarıma ve bana meleklerimizi sağlıkla kucaklarımıza almayı nasip etsin. Yürüyüş de, bu güneşte yürürsem ne hale gelirim ki...
Akşam tok karnına da yürümek zor oluyor, karnımda artık bir insan var, Duru Belis'im kocaman kız oldu.
Ve  geri saymaya başladık muzurluk yapmazsa kızım... 12 TEMMUZ'a ne kaldı şurda:)