4 Ekim 2012 Perşembe

3 AYLIK OLDUK BİLE...

Yazamıyorum eskisi gibi. Daha doğrusu yazmıyorum diyelim. Vaktim yok değil aslında...
Allah nazarlardan saklasın 3 aylık kızım, pek huysuz değil. Yatağına koyduğun zaman kendi kendine mıkırdanıyor ve uykuya geçebiliyor. Hani öyle sallamak, kucağa almak gibi sıkıntılarımız henüz yok. Öğlen uykuları biraz tilki uyusu olsa da gece uyuduğu zaman sabaha ayılıyor.
Ben biraz internet manyağı oldum. Twitter, facebook, instagram derken bloğumu bayağı boşladım.
Ama GERİ DÖNDÜM ARTIK:)

Her şey güzel gidiyor. Her şeyden kastım HER ŞEY!
Bebeğim bir kaç ufak rahatsızlık geçirdi. İlk idrar yolu iltihabıyla karşılaştık, sonrasında soğuk algınlığı... Biraz sıkıntılı günler geçirdik. Malum ilk çocuğumuz ve ne yapacağımızı şaşırdık. Her kafadan bir ses ve çıkan seslerin tınısı hep farklı. Doktor doktor gezdik. Hastanelerde günler geçirdik. Önce eşim sonra ben ve kızım...
Nazara geldik biz. Kendi kendimize de nazar ettik aslında. Nazar ne la? Aman bize değen şey işte!
Size değmiyor mu hiç? Uf değmesin zaten!

Gelelim benim 3 aylık prensesime. Biraz ondan bahsetmek istiyorum sizlere. Dünya güzeli kızımdan...
Annesini çok üzmeyen bir bebek. Gaz problemi pek fazla yaşamadık belki de kullandığımız biberondan kaynaklı... (Dr. Browns geniş ağız) Mamayla besliyorum kızımı. Sütüm inanılmaz derecede azaldı ama son 2 gündür arada emzirdiğimde fazlalaştığını gördüğüm için içim biraz kıpır kıpır olmadı değil hani:) 15 günlükken Yalova'da götürdüğümüz doktor mama takviyesi vererek yaktı bizi O sebeple o doktoru asla affetmiyorum. 15 günlük bebek elbet kilo vermiş olacaktı. Benim fışkıran sütlerim onun sayesinde geri gittiler. Eh tabi bir de ''emiyor mu, emsin, emecek mi, emziriyor musun, süt var mı'' soruları, henüz lohusayken geçirdiğim kuyruk sokumu operasyonu, stres derken bugünlere geldik. Yani ''emiyor mu'' sorusuna elbet kızmıyorum, herkes birbirine sorar bunu. Ama her gün ya da iki günde bir sormanın bir alemi yok değil mi?
Uykularımızı düzenlemeye çalışıyoruz an itibariyle. Gerçi öyle gece çok uyanan bir bebek olmadı Durubella. Gece mamasını yiyip sabaha kadar uyudu hep. Sabahları uyanınca mamasını yiyip şekerlemeleri var. Yarım saat, bir saat... Sonra akşama kadar oyun istiyor. Kucağına al beni, gezdir diyor.
Şimdi 3 aylık bebek nasıl konuşuyor diyenler olabilir. Belli bir zaman sonra insan anlıyor evladının ne demek istediğini, bebekce dilini öğreniyorsun. Nelerden hoşlanıp, neler istediğini ses tonundan, ağlama stilinden farkediyorsun. Mesela Durubella acıkınca dudağını ana kaydırıp, kendini yırtarak auwwww diye bağırır. Uykusu var ama daldıramıyorsa hııı, yaaaah, aaaa aaaaw diye tınılı ve tiz bir ses çıkarır, ağlamanın bir önceki hali. Yalnız kalmak istemiyorsa ıhhh ıhhhh ıhh diye kollarını ayaklarını çırpar, kucağına alınmak istiyorsa ağzını sonuna kadar açarak ahhha ahhaaa diye ellerini kaldırarak ağlar, gözlerden yaşlar da akar...
Zamanla anlıyorsun ne istediğini.
Bazen düşünüyorum da Durubella yokken ne yapıyormuşum ben acaba? Hayatımın rengi, yaşantımın anlamı oldu benim fındık kurdum. Onun o gülüşü, gözlerimin içine bakışı, bana muhtaç oluşu... Ve asıl benim ona muhtaç oluşum. ..

Bu arada saçlarım avuç avuç dökülmeye başladı. Ama buna üzülmüyorum neden mi? Çünkü bir bebek annesini tanımaya başladığında, annenin saçları dökülmeye başlarmış. Varsın hurafe olsun. Ben öyle inanıp, kendimi mutlu hissediyorum ya o bana yeter.

Sarılıp ''anne'' ''baba'' diyeceği günü hayal ediyorum da, sanırım kafayı yiyeceğiz biz karı koca:)




11 Eylül 2012 Salı

EV HANIMCIKLIĞINI BÜYÜKLERİNİZİNKİ GİBİ Mİ SANDINIZ:)

Duru Belis büyüyor. Ben büyüyorum.
Nasıl güzel bir duygu yaşıyorum yaşayan bilir. Keşke daha evvelden anne olabilseymişim...
Çok yoğun, yorucu günler geçiriyorum bu sebeple blogu biraz boşladım farkındayım. 

Bana muhtaç bir evlat var kollarımda. Acıkıyor, tuvaletini yapıyor, gazı oluyor, ağlıyor... Ve bunların hepsi için sana ihtiyaç duyuyor. Sanıyormusunuz ki sadece o bana muhtaç! Bende ona muhtacım. Gülüşüne, bakışına, kokusuna, doyuşuna, sarılışına, ağzımı şapırdatışına, gece uykusundan ağlayarak uyanmasına... 
Anne olmak...
İfadesi zor. Yaşamadan bilinmeyen, hatta tahmin bile edilemeyen...
'ayy çocuk mu, asla istemem, ben bakamam, hazır değilim, evde oturup çocuk mu bakacağım, bu dünyaya çocuk mu getireceğim'' çok duyulan cümlelerdir bunlar. 
Ulan salak! Bu dünyaya seni getirmişler, sanki 4/4 lük yaşıyorsun da ''bu dünyaya çocuk mu getirilir'' diyorsun. Evde oturup çocuk bakmaksa, yaşamayan için 'asosyallik ve ezik kadınlık'' gibi geliyor. 
Çok gülüyorum ben bunlara...
Hani bunu söyleyenler kariyerlerinin zirvesinde olur da hamile kalırlar, işim mi, bebeğim mi diye düşünürler anlarım. Nerede boş gezen aylak var, hepsinin dilinde bu saçma sapan cümleler. 
Durduk yerde de kurulmaz, mutlaka birilerinin doğurmuş olması gerekir bu konuların gündeme gelmesi için. Ayrıca kariyeriyle beraber bebeğini büyüten bir çok anne mevcut. Tercih meselesi...
Ben anneannede büyüyen bir çocuk olduğum için bebeğime BEN bakmak istiyorum. Ve bakıyorum. O kadar eğitim, iş hayatı, o, bu, şu... Hepsini çöpe atabildim. 
''Ben koca parası yiyemem, kocama bana para versene diyemem'' en çok kullandığım cümleydi. 
Kullanan çok insan da var. Aslında haklıydım ve haklılar. Tabi ADAMINA göre değişir bu hal. Şükürler olsun ben adam gibi bir adamla evlendim. Ayrıca ev hanımlığı dünyanın en güzel mesleği:) 
Hani bekarken ve çalışırken o tatil günlerini beklersin ya, al sana her gün tatil:) Canın ne istiyorsa yap:)



Yok yok. Diyorum ya yaşamayan bilemez. Bende bilemezdim. Evlenmek isterdim , sonra çocuğum olsun isterdim. Sonra atıp tutardım ''aslaaaa evlenmem, hmmm çocuk mu yok beee'' ama çoğu zaman içimdeki dışına taşardı çünkü ben tutamazdım dilimi ve kalemimi. Ben eş ve anne olmak isterdim. Allahıma şükürler olsun bana yaşattı bu güzellikleri. 

Olanın şeysi olmayanın şeysini yorar ya, heh işte ondan. 
Neyse ben şimdi kızımın yanına uzanıp, kokusunu içime çekmek istiyorum. 

Herkeslesi öptüm:)



16 Ağustos 2012 Perşembe

02.07.2012'DE KENDİ GELEN PRENSES DURU BELİS:)

Bayağıdır yazmıyorum. Yazamıyorum desem daha doğru olur sanırım...
Hayatımıza öyle bir renk geldi ki, diğer bütün renkleri göremez olduk.
Benim doğum hikayem biraz ilginç:)

35 haftadan sonra yaşadıklarım günlük yaşantımı epey zorlaştırdı. Zaten İzmir'den İstanbul'a gelip, evimi barkımı ve kocamı orada bırakmış olmak biraz psikolojimi bozmuştu. Daha sonra sağ böbreğim inanılmaz derecede ağrımaya başladı, kıpırdamak bile işkence olmuştu, akabinde çatı ağrılarım başladı.
22 Temmuz'da normal doğum olacaktı, ama ben panik atak ille sezeryan olacağım diye tutturduğumdan (tam da ''benim bedenim benim kararım) zamanlarına denk geldiğimizden, hem konuşabiliyor, hem de susuyordum. Ama normal doğuramayacaktım. Böbrek sancım ve çatı ağrılarım sebebiyle 12 Temmuz'da yapılması gereken sezeryanı 7 Temmuz'a geri çektik. 38. haftama girer girmez doğum yapacaktım. Fakat benim sabırsız kızım 02.07.2012 Pazartesi günü iş başı yaptı. Sabah tuvalete girdiğimde hafif pembe bir akıntıyla karşılaştım. Paniklemek ve paniklememek arasında gidip gelirken, karşı komşumuzda buldum kendimi. ''nişan gelmiş, hemen doğurmazsın, merak etme'' dese de benim içime bir kor düşüverdi. Hemen doktorumu aradım. Doktorum '' hemen gel'' deyince biraz panikleyip, hazırlanıp gittim. Annem babamı da alıp gelmiş. Benim yanımda da karşı komşum, çocukluk arkadaşım, hamileliğimin sok 2 ayı boyunca bana bakan Zehra vardı. Anneme ''neden babamı getirdin'' deyince, ''belki doğum falan olur'' deyince iyice tansiyonum fırlamıştı.
Nst'ye bağlandım daha sonra o iğrenç çatı muayenesi... Ve ve ve açılma başlamış, ama normal doğum yapmam için uygun olmayan çatımı duyunca derin bir oh çektim. En azından ben normal doğurmak istemiyorum diye kendimi yırtarken, meğer çatılarımın da buna izin vermeyeceğini öğrenmek beni vicdanen rahatlatmıştı:) Doktorum saat 17:00'de yatışını yapalım deyince ne olduğumu şaşırdım, sadece 4 saat vardı, ve ben manevi olarak hazır değildim. Onu geçtim eşim İzmir'de hatta iş için Didim'deydi. Allahım ben şimdi ne yapacaktım!!!
Hemen eşime ulaşıp gelmesini, doğumun başladığını anlattım. Panikledi... Didim'den İzmir'e dönüşü 1,5 saati bulacak, uçağa binip gelmesi falan hesap yapamayacak haldeydim. Tam yetişebileceği şekilde aldığı uçak biletinin sevinciyle beni aradı ki bu sevinç sadece dakikalar sürdü. Çünkü THY, tam da o gün, o saatte 50 dakika rötar yaptı! Kız çocukları analarının kaderini yaşarmış diye boşuna söylenmemiş. Bende doğduğum zaman babam annemin yanında olamamış. Annemin babası da... Çok enteresan değil mi:)
Eşimin uçağa binişiyle benim yatışım aynı saatte yapıldı. Odaya alındığım an damar yolum açıldı. Ne olduğumu şaşırmakla beraber kesik kesik ağlamaya başladım. Korku, heyecan, endişe, tuhaf tuhaf duygular hissediyordum. İnanamıyordum. Eşim yoktu:(
Beni 10 dakika içinde ameliyathaneye aldılar. O an işte kızılca kıyamet koptu. 29 yaşındaki ben 10 yaşındaki çocuktan farksızdım. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlayarak ''ben doğurmak istemiyorum, bırakın beni, kalsın içimde, hem benim kocam yanımda değil, ben spinal sitemiyorum, bayıltın hemen beni, yoksa doğuramam, acıyacak mı, bir daha çocuk yapmam ben, ya nolur,...'' diye bağıra bağıra ağladım. Ve bu cümleler hıçkırarak peşi sıra çıkıyordu ağzımdan. Doktorum Kağan Kocatepe gülerek ''sakin bi şekilde benimle ilgileniyor, ne olduğunu bile anlamayacağımı anlatmaya çalışıyordu ama daha çok halime gülüyordu:)
Hakikaten şimdi düşünüyorum da epey gülünecek haldeydim.
Belime iğne yapılana kadar kıyametim sürdü. O iğnenin acısını merak edenler varsa eğer; hiç acımıyor!
Yine olsa yine spinal olurum o kadar diyim. İğneden hemen sonra ayaklarımda karıncalanma başladı ve hızla yukarıya doğru ilerledi. Ve ben belimden aşağısının hissiyatını tamamen kaybettim. Ve ameliyat başladı. Hiç bir şey hissetmiyor ama boş boş konuşuyordum. 'Şimdi ne yapıyorsunuz, Tufan acaba inmiş midir'' vs vs.
Daha sonra Kağan Kocatepe ''Duru Belis geliyor'' dediğini duyduğum an minicik, çok minik bir iğghaaa diye bir ses duydum. Allahım o ne andı öyle! İlk sorduğum soru ise ''kıllı mı'' oldu:) Genelde insanlar sağlıklı mı diye sorarlar ama ben 3. sırada sağlığını sordum kızımın. Kıllı mu, güzel mi, sağlıklı mı?
Sağlıklı olduğundan sanki emindim. Çünkü kızım hep emin ellerdeydi. İlk 7 ay Kahraman Kolday doktorumuz, son aylarımız ve doğumumuz Kağan Kocatepe... Sağlığından emindim yavrumun.
Şükürler olsun yanıma getirip koklattılar. O anın hazzını ifade edebilmem mümkün değil. Kızımla tanıştıktan sonra, kızımın ilk muayeneleri yapıldı ve odaya çıkardılar. Benim dikişlerim atılıyordu. Bıcak, alet soğukluğunu hissediyorsunuz derler ya uyuşukluk anında, ben hiçbirini hissetmedim. Ne yırtılma, ne soğukluk ne başka bir şey. Sadece bir ara gözlerim sanki yuvasından çıkacak gibi ağırlaştı, başım bedenime kilolarca ağır geldi gibi oldu. O sıra anestezi uzmanı bana oksijen koklattı ve bi kaç saniye içinde kendime geldim. Totalde 20 dakikada odamdaydım. ANNE olmuştum. Ama eşim yoktu:(
Duru Belis 17:51'de dünyaya geldi. Babamız 18:30 gibi gelmişti. Artık mükemmel bir aileydik. Bakmaya doyamıyordum, emzirmeye doyamıyordum. 3050kg, 48 cm doğan miniğimi sevmelere doyamıyordum.
Hem herkes sevsin, hem kimse sevmesin, o sadece benim diyordum:)
Uyuşmam 4 saat içerisinde geçti. Geçmez olaydı. İşte sezeryanın en kötü yanı bu olsa gerek. DİKİŞLER!!!
Allahım o nasıl bir ağrıydı... 1 hafta çektim. İlk 2 gün çok yoğundu ağrılar ama daha sonraları oturup kalkerken yırtılacak gibi oluyordu. Tabi emzirmek, kucağıma almak eziyet oluyor, kızıma yetemiyorum diye ağlıyordum. Bu arada lohusa yatağım falan olmadı benim hiç. Yatağım oldu ama yatmadım. Çabuk ayaklandım. Çabuk kendime geldim. Ve nazara geldim.
15 günde kızımın mevlütunu yaptık. Kilolarım çok hızlı gitti. Kendime bakmayı ihmal etmedim. Ayaktaydım. İyi ya da kötü göz bilemem ama çok fena nazara geldim. İyi ki ben geldim de evladım gelmedi diye dua ediyorum hala...
1 aylık olduğunda kızım kalçamda inanılmaz bir ağrı başladı. Ne oturabiliyorum, ne kalkabiliyorum, yatamıyorum. Sürekli kuyruk sokumu acısı... Duru Belis'in ilk ay kontrolünde eşimin ve ailemin ısrarını dinleyip muayene olmayıp, erteledim. 1 hafta sonra dayanılmaz hale gelen ağrım ve acımla kendimi hastanede buldum. VE SONUÇ: AMELİYAT!!! Kıl dönmesi iltihabı sebebiyle 1 gün içinde yine ameliyat oldum. Yara çık bırakılıp iltihap akıtıldı. Ama sorarsanız zor mu diye ALLAH DÜŞMANIMA YAŞATMASIN o derece derim. Hani dikiş acısı falan pansuman acılarının yanında devede kulak kalıyormuş. Kuyruk sokumundaki açık yaranın üzerine dökülen asit bolik midir nedir o var ya işte beni avaz avaz bağırttı. Evet iltihabı kuruttu belki yok etti ama o acıyı tarif edemem. Allah başka dert vermesin inşallah.

Neyse işte dün son pansumanım yapıldı. Ve kıl dönmesi ameliyatı olmam gerektiğini öğrendim. Yani bunu dün öğrenmiş olmak canımı çok sıktı. Kime kızacağımı şaşırdım ama başa gelen çekilir diyerek 1-2 ay içinde olmam gereken ameliyata kendimi alıştırma çalışmalarına başladım.

İlginç hikayem bu kadar değil tabi. Ama uyurken mıkırdanan dünyalar çirkini kurabiyemin yanında anca bu şekilde yazabildim. Ne yazdığımı bile bilmiyorum desem yeridir:) 40 kere yatağının başına gidip koltuğuma geri gelerek ne yazdığımın farkına varamıyorum. :)

Yarın evime, İzmir'ime geri dönüyorum. Orada umarım vaktim olur ve sizlere annemi, babamı, nasıl huni takıp Duru Belis sapığı olduklarını, kızımın tepkilerini, uyku düzensizliğini, sıkıntılarımızı, hüzünlerimizi yazabilirim. Şimdilik bu kadar.

İLK TANIŞMA AN'IMIZ!

BABAMIZLA TANIŞIYORUZ, AŞK BAŞLIYOR...

                                                           ÇEKİRDEK AİLEMİZ:)

Sevgiyle kalın:)

Fotoğraf ve yeni hikayelerle geri döneceğim:)

17 Haziran 2012 Pazar

35+1 OLDUK, HEYECANLA DOLDUK

Sabahın 08:30'u...
Uzun zamandır yazmıyorum. Aslında yazacak fırsat bulamıyorum. Çünkü uzun süre oturamıyorum.
Son 1 haftadır ağrılarım arttığından, yürümekte, yatıp kalmakta, sağıma soluma dönmekte, tuvalete bile gitmekte zorlanıyorum. Aslında seviyorum bu hali de, biraz sıkıntılı. Biraz mı? Yok yok bayağı sıkıntılı. Geçen hafta sol kasığımda başlayan gerilme mi, kasılma mı, ağrı mı, ne olduğuna karar veremediğim o rahatsızlık hissiyatı halen daha devam etmekte. 2 gün evvel doktorum Kaan Kocatepe'ye mesaj atıp, rahatsızlığımı dile getirdim. Allah razı olsun mesajı attığım an beni arayıp içimi rahatlattı. Yaşadığımın artık ağırlaşma ağrısı olduğunu, çatılarımın genişlediğinden dolayı bu sıkıntıyı yaşıyor olabileceğimden bahsedip, bir dahaki muayenemize kadar bol bol dinlenip, yatmam gerektiğini söyledi... Doktorumun dediği gibi sürekli yatıyorum, sadece tuvaletten tuvalete, yemek yerken falan kalkıyorum yattığım yerden.
Peki dün gece başlayan bel ağrısı da neyin nesi?
Sürekli yeni bir şeyler oluyor bedenimde. Hem keyifle izliyorum ve yaşıyorum, hem heyecan, hem korku hem de rahat bir rahatsızlık hissiyatı... Nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum ama bu satırları yazarken bile belimin sol tarafında müthiş bir ağrı var. Daha evvel adet sancısını en dipte yaşamış biri olarak bu bel ağrısına elbette dayanabiliyorum, ama işte hareketlerim kısıtlandığı için canım oldukça acıyor. Kızım artık yol arıyor, kızıma artık yeri dar geliyor.
Belki doğumumdan önce son yazımdır bu, kim bilir...

Bedenen rahatsızlıklarımdan ziyade duygusal durumumu ne siz sorun ne ben anlatayım...
Kızımı içeride hissettiğim her an mükkemel bir duyguydu ki hala öyle. Onun kıpırtıları, karnımda yükselişi, dönüşleri, kayışları, 15-20 dakika süren hıçkırışları, konuştuğumda sesime verdiği tepkiler, poposunu karnıma dayaması, karnımın gerilmeleri... Allahım isteyen herkese nasip etsin bu mükemmel duyguyu. Ama şimdi bunlar dışında 'doğum korkusu, heyecanı' başladı.
12.07.2012 tarihinde epudral sezeryan olacağız Allah nasip ederse. Kızım erken davranmazsa...
İçimdeki ses ta ilk ana rahmine düştüğünden beri erken davranacak diyordu ama şükürler olsun 35. haftayı geçtik. Doğumun her türlüsünden korkuyorum ben aslında. Ama bir şekilde çıkacak, hep karnımda yaşayacak hali yok. Allah'a şükürler olsun 8 ay bana emek veren İzmir'deki doktorum Kahraman Kolday sayesinde bir çok paniğimi onun güleryüzü, sempatikliği, ilgisiyle yenebildim. İstanbul'a geldiğimde tek bir doktor bana İzmir'deki doktorumu aratmazdı. Kağan Kocatepe...
Aylardır Kahraman Kolday'ın hastası olsam da Kağan Kocatepe videolarıyla yaşadım. Sesi evimizde bizim 3. sesti. Arkadaşım Tebessüm'ün hem arkadaşı hem de doktoru olduğundan, tesadüfi olarak konuştuğumuzda bana, beni kendisine götürebileceğini söyleyince sevinçten delirmiştim. Çünkü bende doktor gerçekten takıntıdır. Ben bacağım ağrısa felç olabileceğimden korkan, panikleyen, çığlık bile atabilen, değişik ruh hastası bir hastayım. Ve benimle kimse öyle pek uğraşmak istemez.
Kağan Kocatepe'nin güler yüzü, ilgisi, bilgisi beni o kadar tatmin ediyor ki, panikten ziyade kendimi bu 9 aylık şiş halimle o kadar güvende hissediyorumki... Biliyorum ki istediğim her an arayabileceğim, biliyorum ki acil bir durumda hemen koşabilecek. Ve biliyorum ki beni inanılmaz rahatlatacak. Hani derler ya gözüm açık gitmez diye... Aynen öyle. Doğum için 2 doktor bana bu hissiyatı yaşatabilirdi. Şükürler olsun.

Benden beklenen performansın aksine ben hamileliğimi çok rahat, kaprissiz ve sıkıntısız geçirdim taaa ki bu 1 haftaya kadar. Sanki içimdeki his her an hastaneye taşınabileceğimizi söylüyor. İnsallah sadece iç sesimdir. Çünkü sanırım henüz hazır değilim. :) Ulan 9 ay hazırdım da son dakikaya gelince mi tırstım:)
Öyle ama...

Hamileliğin son haftasına kadar foldır fıldır gezen insanlara özeniyorum. Gerçi bende bu saate kadar bir çok yolculuk yaptım, gezdim, dolaştım, pek hamile gibi yaşamadım ama şuan var ya şuan bak hala belim zonk zonk vuruyor soldan soldan...  Bir dahaki mıuayenemiz önümüzdeki cumartesi ama sanki daha mı evvel muayene olmam gerekecek şuan bilemiyorum. Biraz daha dayanamacak hale gelirsem bilemiyorum!

Ah bu yazıyı okuyanlar, mana veremeyenler, ya da beni çok iyi anlayanlar... Hepinizin ayrı ayrı duasına ihtiyacım var. Bu saatten sonra bana yardımcı olabilecek tek güç ALLAH, dualar ve doktorum.

Kızıma kavuşmama o kadar az kaldı ki...

Neyse hiç kalkmadan yazdığım bu yazıya, belimdeki şiddetli ağrı sebebiyle son vermem gerekiyor.


Dualarınızı eksik etmeyin lütfen...

4 Haziran 2012 Pazartesi

38 GÜNÜMÜZ KALDI:)

Çoğu gitti azı kaldı derken, en azı kaldı...
34. haftadayız. 38. haftada epudral sezaryanla Duru Belis'imi Allah'ın izniyle kucağımıza alacağız.
Bunca zaman geçti de, bu sıcaklarda, nefes alamazken 4 hafta nasıl geçecek bilmiyorum.
Yalancı sancılar başladı ufak ufak karın ağrısı, kasık ağrısı, toto ağrısı,
bilumum tanımadığım sancılarla tanıştım.
En beteri ne biliyor musunuz? Ben hiç terlemezdim.
Oturduğum yerde şelale gibi alnımdan, boynumdan, göğsümden,
belimden, karnımdan, bacaklarımdan şelale akıyor...
Hadi 'az kaldı Begüm' diye kendimi teselli ediyorum.
Eğilemiyorum, kalkamıyorum, yatamıyorum, he sırt üstü yatmışsam,
sırt üstü düşen kaplumbağadan farkım kalmıyor...
Yardım olmadan asla doğrulamıyorum. Az kaldı az... Çok az...
Sonunu düşündükçe bu bütün sıkıntılar daha dayanılabilir hal alıyor elbette.
Şükürler olsun bu saate kadar sorunsuz bir hamilelik geçirdim.

Kızım mı ne durumda?
Yeri epey daraldı. Sağına soluna dönüşünü bile hissedebiliyorum. Hele sağ kaburgamın altını kendine yuva yapışını anlatsam inanamazsınız. Popusunu ordan yükseltip duruşu,15 dakikadan az sürmeyen hıçkırışları... Tekmeleri bırakıp oyma çabaları. Ne tarafıma yatsam 'kalk' dürtüklemeleri. Tam uyumak üzereyken 'ben uyumuyorum oynaşmaları'...
İkimizde birbirimize kavuşmak için çok heyecanlıyız:)

Son 1 aydır yediğim erik sayısını bilmiyorum ama her gün 1 kg garantim var:)
Tuzu hayatımdan tamamen çıkarmış olmanın huzuru içerisindeyim.
Dondurmayı yine abarttım.
Akşam yemeklerim gayet sağlıklı ve kızıma yarayacak cinsten.
Meyve ağırlıklı besleniyorum. Meyveden kastım ''erik'' :)
Kızım memnun ben memnun:)

Tek derdim şu sıcaklar... Azıcık serinlik, birazcık serinlik, 4 hafta daha serinlik...

13 Mayıs 2012 Pazar

SENİN ADIN ''ANNE'' (2011)


Onca yazılar yazdım, ağladım, inledim, haykırdım.
Hepsini okudun.
Ve ‘’neden bana yazmıyorsun kızım’’ diye 1 kez bile sormadın!

Fütursuzca gezdiğim, en temiz yürekte nefes alıp verirken,
hayallerden uzak, gerçek bir kadını, gerçek bir dostu,
gerçek bir anlayanı nasıl olurda anlatabilirim ben dedim hep.
Kalemimin gücü yetmez diye korktum.
Şuan yazıyorum ama biliyorum ne yazsam az kalacak sana.
Yazamayacağım...

Süt kokuyor senin yanındayken hayat bana.
Oysa hiç içemedim ben o sütü kana kana, sevemedim de.

Ama bak kelimelerim sana sarılıyor bu gece,
Biliyorum kucaklayacaksın her birini hece hece.
Vicdanımın sesisin sen benim.

Dertli yüreğimin dermanı, el açmayı bilmeyen bana el açan,
Dua etme özürlü bana dublaj yapansın.

‘’Ayağımın altına alırım seni’’ der dururdun…
Alsaydın ya keşke!
Belki yer edinebilirdim o öpülesi ayaklarının altındaki cennette.

Nerdeyim ben anne?
Neyleyim?
Kimleyim ben?
Kime ne diyeyim?
Kime gideyim ben?
Nereye göçeyim?
Senden ve babamdan başka hangi yüreğe yürek vereyim?

BUNCA SEVGİ  İÇİNDE, HANGİ AŞK ISITABİLİR ARTIK BENİM YÜREĞİMİ
SEN GİBİ, SİZ GİBİ?
HANGİ  ADAM DÜRÜST GELEBİLİR SİZİN  DOĞRULUĞUNUZUN ARDINDA?

Her yürek sizin gölgenizde yaşıyor anne!
Ve gölgeleri kendilerinden büyük oluyor nedense...
Bense...
Bense...

NEYSE...!

Yüreğime sığdıramadığım seni,
şurada birkaç satıra sığdırabileceğimi düşünme sakın.
Kelimelerime hayat verebilecek tek yürek,
İlk adımımın adı, ilk nefesimin sahibi, ilk sesimin kulağı, ilk dişimin ağzı…
Senin dokundun diye saçlarım bugün bu kadar yumuşak,
Sen okşadın diye bugün yanaklarım bu kadar pürüzsüz,
Sen sakladın diye ellerim ve ayaklarım bu kadar minik,
Sen öptün diye yüreğim bu kadar hassas,
Sen baktın diye gözlerim bugün bakılmaya doyulmaz,
Sen sevdin diye benim yüreğim bu kadar sevgiye aç…

Senin adın ANNE!

Annemin tahtı benim bahtım olabilecek mi diye sorar dururum boş kağıtlarıma…
Şimdi sana soruyorum anne...

Söz dinlemez bir çocuğum hala ben,
Ana gibi yar olmaz derler, her yar dediğim bir yara açar,
O yarayı yine asıl yar, sen sararsın.

Kanayan yaralarımı saran, öpen annem!
Daha karnında 8 aylıkken seni öldürmeye kalkışan,
Orda bile rahat duramayan,
Bok varmış gibi kendini ERKENDEN dünyaya atan ben gitsem bile sen hiç gitme.
Ben bitsem bile sen hiç bitme.

Erken kalkan erken yol alırdı hani?
Benim yollarım neden hep çıkmaza girdi?

Erken...
Erken...
Üretken ama tüketen...

Neyse...

Neyselerimin çoğalmasına takılma anne.
Kaypak insanlardan kalan, kalemime sarılan bir kelime.
En kıdemli es verme yöntemim belkide...


Sana bir sır veriyim mi anne?
Sakın ben demiştim deme!
Yaşımın başımı aştığı, babamın baba olduğu yaşa vardığım bugünlerde,
Ben çok daha iyi anlıyorum ki;,
Sen gibi, babam gibi kimse beni ölürcesine sevmiyor anne!
Biliyorum sevmeyecekte.
SEVMESİNDE…!

NEYSE...

mayıs 2011

KIZIMIN ANNESİN ANNESİ, CANIM ANNEM!

Bu benim ilk anneler günüm...
Henüz bebeğim karnımda. Allah'm nasip ederse 60 gün sonra koynumda olacak. Seneye öpücükleriyle belkide anneler günümü kutlayacak.
Benim annemden ayrı geçirdiğim 2. anneler günü.
İlkinde Kıbrıs'ta öğrenciydim... (Evden uzaklaşmak için değil, okumak için gitmiştim ama gördüğüm sahneler sonunda, yerimin anamın babamın yanı olduğunu anlayıp, okulumu yarıda bırakıp geri dönmüştüm)
Ki o yaşlar evden uzaklaşmak için can atılan yaşlardı. Ne kapalılar açılmıştı, ne boğazlı giyenler, memelerini açıkta bırakmıştı:) Onlar da ayrı bir konu olur ya... Konum annemin mükemmel anneliği...
Ama işte hem ruhen hem bedenen beslenmemi sağlayan mükemmel bir anneye sahip olmanın hem mutluluğunu hem endişesini yaşıyorum son günlerde.
ACABA BENDE ANNEM GİBİ MÜKEMMEL BİR ANNE OLABİLECEK MİYİM?
İşte anahtarı annemden yadigar olan kilitli soru bu...
Annemle aramda ortak noktalarımın dışında apayrı olduğumuz yerler de var.

Mesela;
Annem duygusaldır ama ben duygusal+ağlak.
Annem önce mantığım der bense kalbim.
Annem ağır başlıdır, ben salon kadınıyken bir anda tuvalet kadını olabilirim.
Annem ağzını asla bozmaz, ben lafı gediğine korum.
Annem ayaklarının üzerinde durur, ben sıkılganım.
Annem büyüklerini sayar, küçüklerini sever her ne olursa olsun, bense adamına göre muamele gösteririm.
Annem kendisi kırılsa bile kimseyi kırmaz, bense kırıldıysam karşımdakini paramparça edebilirim.
Annem sildiği zaman siler bense kimseyi silemem.
Annem üzülür, ben acırım.
Annem olgundur, ben çocuk ruhlu.
Annem planlıdır, ben anlık.
Annem 'kalite'insan sever, ben 'basit'le bile muhattap olabilirim.

Tabi çok ortak noktamızda var;

İkimizde çok fazla vericiyiz. Almadan vermeye bayılırız.
İkimizde sevgi doluyuz, karşımıza çıkan herkesi insan sayarız.
İnsanı diline, dinine, ırkına, malına, mülküne göre ayırmaz, insan olarak değer veririz.
Kıskançlık ruhumuzda yoktur, sadece birbirimizi sakınırız.
Kimsenin bir şeyinde gözümüz yoktur, Allah olmayana fazlasını, olana güle güle yaşasını dileriz.
Evhamlıyızdır. Biri telefona cevap vermesin kesin başına kötü bir şey gelmiştir diye kendimizi yeriz.
Bizden birilerinin bir şey istemesine gerek yoktur, uzaktan da olsa duamızla bile yetişiriz.
Herkes iyi olsun, kimse kötü olmasın diyenlerdeniz.
Eğlenceliyiz.
Gezmeyi severiz.
Verdiklerimizi alamayınca nedense vermekten vazgeçemeyiz.
Doğalız, olduğumuz gibiyiz.
Hissettiğimizi açık yüreklilikle dile getirir, asla kıvırmayız.
Ben son söyleyeceğimi ilk söyleyerek bu ortak özelliğimize kazık atabilirim:)

Annemin kızıyım.
Annemden farklı olduğum yönlerimin tümünü babamdan almışım.

Şanslıyım.
Kalbim o kadar temizdir ki bilenler çok iyi bilir.
Ne dersem çıkar, ne dua etsem rabbim kabul eder.
Beddua edemem, 2 kez etmişliğimden sonra cesaret edemem.
Allah'ın sevgili kullarından olduğumu düşünürüm.

Neden mi?
Öncelikle böyle mükemmel bir anne ve babanın kızı olarak dünyaya gelmiş olmanın avantajını hayatımın her döneminde yaşadım. Benim annem babam 'benim okul hayatımda, HATALIYSAM EĞER okula gidip çirkeflik yapmak yerine, benim adıma müdürlerimden, öğretmenlerimden ÖZÜR DİLEYEBİLECEK büyüklükte insandılar. Aman ''evladımızı koruyalım, tek çocuktur' mantığıyla büyütmediler beni. Evet el bebektim, gül bebektim ve tek bebektim. Ama HAKLI ve HAKSIZ her zaman belirleyici bir kural oldu ben büyürken. Beni öyle güzel büyüttüler ki... Özgürdüm ama başı boş değildim. Attığım adımı hep bildiler!
Ne sigaraya başladığımı, ne özel hayatımı, ne gizli sırlarımı hemen sıcağı sıcağına söylemesem de her zaman paylaştım. Anama ve babama 'başkalarından duyacağı hikayeler yaşattırmadım''. Parmakla gösterilen bir evlat olmadım, ama hayırsız da olmadım. Ben yaramazdım. Ben okul kapılarında erkeklerle dövüşen bir çatlaktım. Ben arkadaşlarına laf söyletmeyen, herkesin iyi olmasını isteyen, bencillikten uzak, insancıl bir varlıktım. Annemin bana aldıklarını başkalarına hediye edebilecek kadar salaktım bazen:)

Annem benim...
Şimdi kızın 500 km uzağında ve karnı burnunda... Seni daha iyi anlıyor, seni daha iyi tanıyorum.
Kendimi keşfediyorum. Neler yaptığımı, neler yapabileceğimi sorguluyorum.
Küçük kızınız şimdi öyle bir mutluluk yaşıyor ki, cümleleri birbirine karışıyor bu satırları yazarken.
Endişeli ama bir o kadar da huzurluyum.
Acaba bende sen gibi eksiksiz bir anne olabilecek miyim? Kimse mükemmel değildir ama siz babamla eksi ve artılarınızla bir bütün oldunuz her zaman bana. Biz de olabilecek miyiz?
Devir artık çok değişti. Kız annesi ve babası olmak hem çok büyük şans hem de risk...
Gözünün önünden ayırmasan dahi evladını, türlü tehlikelerle karşı karşıya kalabildiğin bir dünyada yaşıyoruz artık. Ben çok sınavdan geçtim. İsteğimle sınıfta kaldım. Bütünlemelere kadar tembelliği seçtim hayatta.

Şimdi istiyorum ki; kızımı kimseler üzmesin, kızımı kimseler ağlatmasın, kızım kimselere uymasın, kızımı kimseler kıskanmasın ve kızım sen gibi ben gibi kimseleri kıskanmasın. Kızım dobra olsun, içten pazarlıklı olmasın. Babasından korkmasın, arkamızdan iş çevirmesin. Ucunda ölüm dahi olsa söylesin. Bilsin ki; başına gelebilecek en kötü an'larda bile arkadaşları değil ANA VE BABAsı herzaman yanında...
Her şeyden öte sağlıklı, uzun ömürlü olsun...

Ah nasıl heyecanlıyım bir bilsen annem!
Kalbim pır pır atıyor, minik yavrumu kucağıma almak onu senin beni yetiştirdiğin gibi yetiştirebilmek için.
İyi ki varsın büyük kraliçem, kızın prenseslik tacını 60 gün sonra kızına devrediyor, ve senin mertebene bir adım da olsa yaklaşıyor...

Anneler günün kutlu olsun annem.
Bütün annelerin günü kutlu olsun.
Her anne evladına özeldir ve güzeldir.
Sen aslında tek benim için değil, eminim yüzlerce kişi için ÖZEL VE GÜZELSİN...
AMA İYİ Kİ TEK BENİMSİN:)

SENİ ÇOOOOOOK SEVİYORUM.



8 Mayıs 2012 Salı

AZ KALDI!!!

Al sana başladı mı korkular, panik ataklar, terlemeler, yalancı sancılar, belkide psikolojik ağrılar...
30. haftaya girdiğimiz şu günlerde duyduklarım, yaşadıklarım ve yaşayacaklarım ve havanın bir anda sıcaklaması beni geriyor da geriyor...
Duru Belis'imin keyfi yerinde, kilosu, boyu, suyu maşallahı var kızımın. Ama ya anasının?
Gergin.
Korkak.
Duygusal.
Sinirli.
Heyecanlı.
vs.
vs.
Önce İzmir'de olmasam da o an'larda ard arda olan deprem haberleri, ''iyi ki yoktum kesin doğururdum'' düşünceleri, bebeğimin kuvvetlenen hareketleri, ara sıra kasıklara ve belime giren saniyelik sancımsı ağrılar, bıçaklanma hissiyatları, gece uyuyup 20 kez uyanma sendromları, sola dönerek uyuma gözünü sağda açıp panikleme halleri, her şeye alınır hale gelmem, tahammülsüzlüğüm, doğum anını düşündükçe dakikada belki 200 vuran kalbim, erken doğum yapanlar, 40. haftasına gelmiş hala doğuramayanlar, sıcaklar, hayatında terlemek nedir bilmeyen benim kaşımdan gözüme süzülen terler. Rüya denemeyecek kabuslar. Yürürken idrar torbamın üzerindeki baskılar, idrara çok çıkmalar, çamaşır makinesine çamaşır atarken yorulmalar, sürekli kapanan gözler, uyansam da çok fazla sürekli uyku halleri. Ahh ahh... Boşa dememişler ''40 kere hacca götürseler de, 9 ay karnında taşımanın yerini tutmaz'' diye...
Bunları belki 1-2 ay içerisinde gülerek anacağım ama şuan ne yaşadığımı bir Allah bilir bir ben, bir de yaşayan...
Kızımı sağlıkla kucağıma almaktan başka düşüncem yok şuan.

Yaklaşık 4 hafta daha İzmir'deyim. 35. haftada İstanbul'a gidip doğum için geri saymaya başlayacağım. Tabi bu 4 hafta nasıl geçecek hiç bilmiyorum. İçimden bir şeyler akıp gidiyor düşündükçe. Evimi bırakmak istemiyorum, ama burda yalnız başıma kalmak istemiyorum. Kimse gelip başımı beklesin istemiyorum. İki ucu kakalı değnek derler ya aynen öyle bir ruh halindeyim. Zaman daraldıkça tahammül azalıyor. Su almaya bile halim yok çoğu zaman. Normalde bile her şeyi önüme hazır bekleyen ben 8 ayı nazsız kaprissiz atlatmış olmama sevinirken, naz ve kapristen çok uzak kendi kendime yetememe durumundayım. Duştan sonra saçlarımı taramak bile yorar oldu beni. Elim resmen saçlarımı taramaya yetişemiyor. Şuan bu satırları yazarken bile bir an evvel ayaklarımı uzatıp yatmak, uyumak istiyorum, yarım saatte bir ter içinde uyanacağımı bile bile...

Allah herkese bu güzel duyguyu yaşatsın, benim gibi hamile arkadaşlarıma ve bana meleklerimizi sağlıkla kucaklarımıza almayı nasip etsin. Yürüyüş de, bu güneşte yürürsem ne hale gelirim ki...
Akşam tok karnına da yürümek zor oluyor, karnımda artık bir insan var, Duru Belis'im kocaman kız oldu.
Ve  geri saymaya başladık muzurluk yapmazsa kızım... 12 TEMMUZ'a ne kaldı şurda:)

19 Nisan 2012 Perşembe

HAMİLEYSEN GÜZELSİN!

Her kadın kendini biraz beğenmiştir. Hele hamile kadın kendini beğenmişliğin ve beğenmemişliğin en üst boyutundadır. Bir gün bir uyanırsın dünyanın en güzel kadınısındır Adriana Lima bok yemiştir yanında, diğer gün bir uyanırsın o nasıl bir ucubeliktir, aynaya bir kez baktın mı o gün bir daha barışamazsın aynayla. Hayatında hiç bitöeyecek bir günmüş gibi gelir o gün sana. Benim bir kaç kez başıma geldi...
Yataktan çıkmak istememekle baş gösterir ilk o ruh hali. Daha sonra ''kalkmam lazım'' dersin, içmen gereken ilaçların seni bekler. Elini yüzünü yıkamak için lavobaya girersin, aynaya bir bakarsın ''AMAN ALLAHIM'' o nasıl bir sıfattır! ''Evet o gün bugün, ben bugün çirkinleştim, kızım aldı bütün güzelliğimi'' diyerek çirkin hissetmenin vermiş olduğu o negatif enerjiyi karnındaki meleğin aldığını düşünerek hafifletirsin az da olsa. Mutfakta işler seni bekler, yatak odasında çoraplar bir yandadır, yatak dağınıktır, yemek yoktur... Ve sen hiç birini yapmak istemez, kendini yaşam alanındaki koltuğuna devirir, üzerine pikeni alır, elinde kumandan zaping yapar durursun boş gözlerle. Her geçen saat aleyhine işler, çünkü bugünün işini yarına bıraktığın zaman yarının işleride birikir ve işinden çıkılmaz bir hale gelir, karnın burnunda halinle... Kalkmak gerekir. Ruh bozukluğunun, aynaya bakınca hissettiğin çirkinliğin tamamen elden ayaktan keser seni. Ama sonra bir güç dokunur omzuna ''hadi melek uyan, gün senin günündür'' Evet 9 ay boyunca her gün benim günümdür diyerek bir gaza gelişle kendini önce duşa atarsın. Güzelce ılık bir duş alır, en sevdiğin vücut losyonların, şampuanlarınla bakımını yaparsın. Banyodan çıkıp üzerini giyer, saçlarınla uğraşır, tırnaklarına bakım yapar, makyaj yaparsın. Ve işte hazırsın! Evet şimdi evinde seni bekleyen işleri neşeyle yapabilirsin.
Dünya güzelisindir, evin en güzel ev, yemeklerin en lezzetlidir. Aynalar seni çağırır sürekli...
Karnına daha bir güzel bakar, daha bir şevkle okşar, kızının senden güzel olacağının hayalini kurarsın.

Hamilelik güzel şey... Sanırım ben bu halimi çok özleyeceğim.
Kadının kendini en kadın hissettiği, hiç hissetmediği kadar güzel hissettiği ve hissettirildiği bu cennetlik dönemde cehennemlik bir kaç dakika umrunda bile olmaz.
Bir gün kendimi rezil gibi hissettiğim an'da oturup o 'an birebir neler hissettiğimi kaleme alacağım. :)
Emin olun kendimi kötü hissettiğim o an'lar dakikalar sürecek ve ben yazımın ortasında ılık bir duşa girip, kendime gelmiş olup, yazıma öyle devam edeceğim...

İnsanlar 'aaa sen güzelleşmişsin, nasıl senin kızın oluyor, çirkinleşmen lazım'' dediklerinde kendini kötü hissedersin. Az kilo almışsın dediklerinde kendini senden büyük karınlı hamişlerle kıyaslar kendini kötü hissedersin. ''Acaba benim kızım gelişemiyor mu'' diye... Aaa çok kilo almışsın diyenler olur moralin bozulur ''ah bu kilolar nasıl gider sonra'' diyerek...
İNSANLARA KULAK ASMAMAYI 3. AYINDA ÖĞRENİYOR HAMİLE BİR KADIN:)
Çünkü biliyor; bazısı konuşmak için konuşuyor, bazısı gördüğünün tersini söylüyor, bazısı seni mutlu etmek için bazısı mutsuz etmek için yalan söylüyor.
Ondan dolayıdır ki DOKTORUN, KENDİN ve KOCAN hariç herkese gülümsemek, ''evet ya' deyip geçmek.

Yüzün çirkinleşse de, fiziği bozulsa da SEN KİMSENİN KOLAY KOLAY SAHİP OLAMAYACAĞI EN ÖZEL HİSSİYATA SAHİPSİN. ''ANNELİĞE''... Ana rahmine düştüğü an'dan sonra, kalp atışlarını duyduğun o an'dan itibaren HERŞEYİN EN GÜZELİ ONA OLSUN, BENDEN ALSIN EVLADIMA VERSİN diye düşünmeye başlıyorsun.

Yaşayanlar derdi, güler geçerdim. Şimdi gülenlere diyorum ki ''YAŞAYINCA ANLARSINIZ''...

Hele bi tekme yiyin bakalım karnınıza, karnınız mı umrunuzda oluyor, yüzünüz mü, eliniz mi, kaşınız mı? :)

Herkesi seviyorum, dünyayı seviyorum, kendimi seviyorum, kocamı seviyorum
AMA EN ÇOK KIZIMI DURU BELİS'İMİ SEVİYORUM.

Benim prensesim artık annesinin göbişinin içinde 7 aylık:)

Sevgiler;

15 Nisan 2012 Pazar

ESKİSİ YENİSİ FOÇA GEZİSİ:)

Muhteşem bir pazar günü...

Sabah erkenden kalktık, kendimizi Foça yollarına attık. Önce Eski Foça'ya gidip serpme kahvaltımızı yaptık, hafif yağan yağmur eşliğinde... Daha sonra Yeni Foça'ya doğru yola çıktık. Arabayla geçtiğimiz yollarda arabanın içinden fotoğraf çekmeye çalışmak biraz kabus olsa da, başarılı kareler elde edebilmenin hazzı içindeyim:) 
Canım kocam ''hadi in çekeyim seni dediği an, o arabadan çocuk gibi inişimi ve mutluluğumu sizlere anlatamam. Bu poz belki orada verilen 15 pozdan 1 tanesidir sadece:) O kadar güzeldi ki o an, ben orada şekilden şekle girerken, kocacığım bir taraftan fotoğraf çekerken, diğer taraftan 'ay düşeceksin, aman bu tarafa gel'' diye söylenio duruyordu:) Ama dinleyen kim, poz vermek, manzara izlemek, fotoğraf çekmek olsun bana... Tehlike işlemez!


Arabayla giderken çekmeye çalıştığım bu kareler, eşimin frene basma oyunları, güneşin bir açıp bir kapama hali, her şey çok güzel çok eğlenceliydi...
Yeni Foça'ya vardığımızda o denizin dinginliği, kulpsuz fincanda içtiğimiz kahve, ezan sesinin içimize doldurduğu hüzün, ve çoğu insanı utandıracak şekilde bir köpeğin ezan sesinde resmen dua ediyor oluşu...
Resmen huzur...
Bir taraftan etrafı izliyor, diğer taraftan ileride orada yaşamanın ya da yazlık alabilmenin hayalini kurduk. Denizin rengi o kadar güzeldi ki, denize taş atmaya çalışan çocukları görünce hemen doğumuna 2 buçuk ay kalan kızımızı düşünmeye başladık...
Birden bire ''ben ayaklarımı suya sokacağım, sende fotoğraflarmı çeker misin'' dediğim eşimin ''mikrop kaparsın'' deyişiyle bir yandan gülmeye, diğer yandan açıklama yapmaya başladım. ''Bak aşkım denize girmeyi bütün doktorlar hamilelere tavsiye ediyorlar. Hem şişen ayaklarıma şimdi buz gibi tuzlu su inanılmaz iyi gelecektir derken ''hem de vücudundaki statik enerjiyi atarsın, hadi o zaman'' deyince ben yine çocuklar gibi atlayıp zıplamaya başladım ve ayaklarımı cuppadanak daldırdım berrak sulara...

Suları şıpırdatmaya başladım, su hem soğuk hem inanılmaz rahatlatıcıydı...
Tabi bu kadar az değil fotoğraflar ama buraya koymaya kalkarsam sayfalar bitmez:) 
Bir duvarın üstüne oturup çakıllı, kumlu ayaklarımı temizlemeye koyuldum.
Baktım ki benim canım kocam hala fotoğraflarımı çekiyor başladım şımarmaya:)

Eh tabii bizim bir evimiz vardı ve evli evine köylü köyüne olmak zorundaydı. Oradan ayrılmak ne kadar hüzün verici olsa da, evimize dönmek de ayrı bir keyifti:)
Dönüş yolunda yine sürüsüyle fotoğraf çektim durdum. Eşim yine benimle oyun oynadı, frene basarak, durup kalkarak:)




Nihayetinde şuan evimizdeyiz ben ''Umutsuz Ev Kadınlarını' mutfakta izlerken, canımın içi kocam tam karşımda yüzü bana dönük Survivor izliyor. 

Şimdilik herkese güzel geceler:) 
Dipnot: Benim olduğum fotoğraflar kocişime, diğerleri bana aittir. Sevgiler:)

HARAM DEĞİL, ÇOCUĞUMUN SADAKASI OLSUN!

Herkese pazar gecesinden selamlar, sevgiler:)
Kimi için kabus bir gece çünkü yarın iş var, kimileri için çok güzel bir gün çünkü yarın iş güç yok,
benim gibiler içinse hem güzel, hem kabus... Çünkü yarın ne pişirsem sıkıntısı başladı bile:)
Neyse konumuz bu değil...

Daha evvel temizlikçimin kumbramı patlatıyor olabileceğinden bahsetmiştim. Ve bu hafta perşembe günü bu onaylandı!!! Kısaca özet geçmek istiyorum: Ekim ayında 180 lira olan kumbaramıza hemen hemen her gün para attık taa ki geçen hafta bir sayalım diyene kadar içerisinde 400 lira falan biriktiğini düşünüyorduk. Duru Belis'imiz adına hesap açacak ve onun için bankaya yatıracaktık... Geçen hafta saydığımızda tam tamına 78 lira kaldığını görünce şoka girdik. Günah almak istemedik ama evimize her hafta giren yardımcımızdan şüpelenmekte haklıydık. Ama tabi günah almamamız da gerekiyordu. Neyse... Bu hafta bir plan kurduk. Emin olmamız lazımdı. Çarşamba akşamı oturduk bir güzel saydık 1 hafta içinde 102 lira yapmıştık yine kumbaramızı. Ertesi gün bakalım 102 lira mı olacaktı yoksa yine azalacak mıydı? Bu kadar uyuyor olmamız, ona bu kadar güvenmemiz boşuna mıydı... Geldi.''Başım ağrıyor, kemiklerim ağrıyor, adet oldum karnım ağrıyor ilaç var mı'' diyerek güne merhaba dedi her hafta olduğu gibi. Apranax Fort verdim, 2 tane istedi. İlacın kuvvetli olduğunu ve 1 tane içmesinin ağrılarını keseceğini söyledim. Bu arada anlamadığım şey ''bitmeyen bir adet döngüsü olduğu''... Her hafta bana geldiğinde adet sancısı çekiyor olması ayrı bir tuhaflıktı.
Çayı koydu, 2 bardak çayını içti, başladı temizliğine. Camları sildirmedim bu hafta yağmurlu geçecek diye. Eşimle aynı dolapta sıkıştıkış duran eşyalarımı ayırdık beraber, yan odadaki gömme dolaba. Kışlık ayakkabılarla yazlık ayakkabaları yer değiştirdik portmantoda. Çamaşırlar yıkandı, ütü için yatağın üzerine konuldu. O sıra ona para vereceğim için cüzdanıma baktım ki bozuk param yok. Bozuk parasının olup olmadığını sorunca 'bende para ne arar abla'' dedi. Heh dedim bana bahane çıktı. Bakkala inmeliydim...
Ben evdeyken kumbarayı patlatan kadın ben yokken asla boş duramazdı değil mi?
Bakkala indim ve geldim aradan 1 saat sonra işi bitti ve giyindi. O arada üzüldüğümden kızına 1 poşet elbise verdim. Allah razı olsun dedi... Bir de normalde aldığı paradan 10 lira fazla verdim... VİCDAN...
(Hala almamıştır ya)falan diyordum içten içe...

Eşim aradı 'gitti mi'' diye... Dedim gitti... Kumbara ne alemde diye sordu. ''sen gel beraber sayalım, dokunmadım'' dedim. Oturduk yatağın üzerine döktük. Eşim görür görmez ''Begüm almış'' dedi. 'Dur dedim, günah alma hemen, sayalım...' Bir saydık ki 70 lira kalmış! 30 lira yine gitmiş... Sayarak almadığı kesin. O arada dökebildiği kadar döküyor, neresine olursa! Ama HARAM ETMEDİK! ''ÇOCUĞUMUZUN, BAŞIMIZIN GÖZÜMÜZÜN SADAKASI OLSUN'' dedik. Geçen hafta şüphelendiğim zamanki sinirim yoktu üzerimde. Giden gitmişti. Her hafta aldığı paralarla toplam 300-400 lira götürmüştü ufak ufak...
Yazıklar olsundu!
O kadar iyi niyetimize gerçekten haketmemiştik. Peki ne yapmak gerekirdi? Kadın neden küpelerime, kolyelerime dokunmuyordu? Dikkat çekecekti tabi, od da haklıydı kendi çapında!
Hemen Tufan'ın teyzesini aradık. Tufan'ın teyzesi ayarlamıştı bize o kadını. Kendisine de o gidiyordu 2 haftada 1 memnun olmasa da... Tufan'ın teyzesi çok sinirlendi, ve onu arayıp yerin dibine sokacağını vs söylüyordu. Bende katılıyordum. Çünkü eğer biz ona onu ne yaptığını bildiğimizi söylemezsek başkalarının canını gerçekten yakabilirdi. Biz madur olmuştuk belki ama ihtiyacımız yoktu şuan kumbaradaki paraya. Kendi yağımızda kavruluyorduk. Ama ya başkalarının canını yakarsaydı!
Tufan'ın eniştesi ''elinizde delil yok, görüntü yok, ispatla derse ne diyeceksiniz'' deyince bu kez teyze arayıp ''bundan sonra ne benim kapıma, ne de Tufanların kapısına gitmiyorsun'' deyince ''neden abla'' demiş. Teyzemde ''sen biliyorsun terbiyesiz deyip telefonu kapatmış. Ve ne Nurten teyzemi, ne beni arayıp ''ne oldu, neden böyle dediniz' diye sormadı! AŞAĞILIK PİSLİK!

Neyse ki soğana dönmeden soyulduğumuzu anladık da yolumuzu verdik. Şimdi umarım yeni bulacağımız kadın güvenilir, HELAL SÜT EMMİŞ biri olur. İhtiyaçtan almıştır deyip vicdan yaptığım an ''ya bizim ihtiyacımız olsaydı o paraya, ya aç kalaydık'' diye düşünürken buluyorum kendimi. 400 lira az para mı ya? İhtiyacımız şuan yoktu ama biz o parayı yazın doğacak kızımız için biriktiriyorduk.
BAK YİNE SİNİRLENDİM!!!
Neyse...
Böyle işte.
Allah herkesi helal süt emmiş, Allah korkusu olanlarla karşılaştırsın.
Yüksek sesle dua eden, Allah'a şükrederken yanındakine duyurmaya çalışan insanlardan bir kez daha korkulması gerektiğini anladım!
Lütfen bu yazıyı okuyan kim varsa benim yanımda sesli ALLAH, DİN, KİTAP'tan bahsetmesin!
Çünkü ASLA inanmam.

11 Nisan 2012 Çarşamba

GÜNLÜK OLMUŞ HAFTALIK:)

Blogumu ne kadar ihmal ettiğimi görünce hüzünlendim. Oysa dakika dakika rapor veririm diye açmıştım ben sayfamı:) Okuyanlardan ziyade, bir nevi kendim için, ileride okumasını istediğim kızım için günlük tutmaktı niyetim. Ama bakıyorum da haftalık olmuş benim sayfam:(

Bu ara Temmuz 2012 anneleriyle bayağı bir meşgulüm... Kimine göre 'ne kadar gereksiz' gelse de ben ve benim gibi tecrübesiz anne adayları için bayağı bir gerekli paylaşımlarda bulunuyoruz. Sonuç olarak hepimiz 6 buçuk aylık hamileyiz. Endişeliyiz, heyecanlıyız, mutluyuz, bazen mutsuzuz, kırılganız, neşeliyiz... Paylaştıkça büyüyoruz... Kadınlar Kulübü'nde iki çizgiyi birlikte görüp, bugünlere birlikte geldik. İlk haftalarımız, bebeklerimizin kalp atışlarını duyduğumuz o an'lar, fasülyelikten insan kıvamına giren minicik bedenler, cinsiyet heyecanları, öğrendikten sonra hazırlıklarımız, yaşadığımız fizyolojik ve psikolojik sıkıntılar, ağrılarımız, sancılarımız, büyüyen karınlarımız... Biz çok şey paylaştık bu kısa sürede. Ve inanıyorum ki daha paylaşacak o kadar çok şeyimiz var ki...  Bu arada aşağıda ki fotoğraf sadece bir elin parmakları kadar. Bu kadar değiliz, daha fazlayız...



Aldığım yeni hamile haberleri ise beni inanılmaz heyecanlandırıyor. Evlenip o mutluluğu yaşadığım zaman ''herkes evlensin, evlenmeyen kalmasın' diye basbas bağıran ben, şimdide 'isteyen herkes hamile kalsın' diye dua eder oldum. Ve ilk olarak Tebessüm'den aldığım haber beni çok mutlu etti. İkimiz aynı zamanda istiyorduk, ve şimdi nasipse bebeklerimizin arası 5 ay olacak:) Tebessüm 2 aylık hamile... Ve Aylin. Tufiko'nun arkadaşının eşi. O da bizimle beraber istiyordu, şimdi o da 1,5 aylık hamile:) Yaşasın benim güzel kızımın ne kadar çok arkadaşı olacak... Bu arada sadece 7 hafta aramız olan ilk hamile arkadaşım Şeyda 33. haftasını bitirmek üzere. Onun için geri sayım başladı bile. Allah hepimize bir avazda, sağlıkla kucaklarımıza almayı nasip etsin. 

Bu arada ''anne'' olan bir çok arkadaşım daha var. İsimlerini paylaş paylaş bitmez. 2011-2012 yılında çocuk patlaması olduğunun inancındayım:) Ya da ben hamileyim diye her yerde hamile görüyor, her yerde doğum yapmış kişiyle karşılaşıyorum. Bilemeyecüğüm:))) 

Bana gelecek olursak 25+4 yani 26 haftalık oldum. Yolun yarısını geçtim. 
Eğer zamanında doğarsa 13 haftalık yolumuz kaldı. İyice ağırlaşmaya başladım. Karnıma bakanlar ''aa hamile'' diyebiliyor artık. Bende göbeğimi gere gere gezebiliyorum. Bebeğim hızla büyüyor. Sesime tepki veriyor. Babasının elini bile hissetmeye başladı artık. Konuştuğum zaman, eğer uyanıksa resmen karnımı deliyor. Bazen korkuyorum göbeğimi delecek diye:) Benim mercimek kızım artık kocaman abla oldu karnımda. Bu cuma günü doktor randevumuz var. Bakalım boyu posu ne alemde:) Annesinin bunca yedikleriyle kilosu ne kadar olmuş benim prensesimin... Uykularımızdan uyanmalarımız da başladı. Gerek idrar yollarıma kızımın yapmış olduğu baskıyla, gerek dönememenin vermiş olduğu huzurlu huzursuzlukla. Sabahları ezan saatinde mutlaka uyanıyoruz. Son bir kaç gündür erkenden yatıyoruz. Sağlıklı yaşam moduna geçtik:) 7/24 uyayabiliyoruz:) 
Her hamilede olur muydu bilmiyorum ama benden büyük göbek gördüğüm zaman ''acaba benimki küçük mü'' diye üzüntüye kapılıyorum. Ama sonra mantıklı düşününce hemen geçiyor. Herkesin karın yapısının, vücudunun bir olmadığını hatırlıyorum. 

Bu arada daha mutlu bir haberim var; ayaklarım artık tam 35 oldu:) 34 numarada sadece terlikler oluyor:) Hedefim 36:)

Bu arada çöp adam çizemeyen ben resim yapmaya başladım. Hem güzel vakit geçiriyorum, hem rahatlıyorum. Ben beceremem diyen herkese tavsiye ederim:) Çünkü beceremem diyerek başladığınızda, döktüğünüz, bulaştırdığınız boyalar için kendinize kızmıyorsunuz, tam tersi keyif alıyorsunuz. Ne de olsa yetenek'sizsiniz:)





Okumam gereken kitaplarım birikti... Bir de hiç kitabım yokmuş gibi 3 adet daha kitap aldım:) 










Temizlikçi konumuzu merak ediyor olabilirsiniz; hemen aydınlatayım sizleri... Zamana bıraktım, ama asıl önemli olan gün YARIN! Çünkü ona yarın bizden gittikten sonra ya aramayacağım devam edecek, ya da 'bir daha gelme' deyip herhangi bir sebep belirtmeyeceğim. Ama önce bazı şeylerden iyice emin olmam gerekir. Ki aslında eminiz de... Neyse. Bu konu hakkında çok fazla konuşmak istemiyorum. 


BUGÜNLÜK HEPİNİZİ BENİM BEBEKLİĞİME BENZETİLEN, İNŞALLAH BEBEĞİME BENZER DİYE BAKTIĞIM, BU DÜNYALAR GÜZELİ BEBEĞİN ÖPÜCÜĞÜYLE ÖPÜYORUM:)



3 Nisan 2012 Salı

EVİMİN EŞİ, İŞİ, GEZİŞİ BİR DE BEBİŞİ:)

Sanırım artık iyice ağırlaşmaya başladım. 24+2 haftalık demek 25. haftaya girmiş olmamız demek.
Karnımı seviyorum, çok güzel büyüyor ve aynaya baktığımda o fit zamanlarımdan daha çok beğenir oldum kendimi laf aramızda:) Daha bir kadın, daha bir anne, daha bir sexi sanki:)
Geçen hafta temizlikçi krizimden sonra yazmaya pek fırsatım olmadı. Bol bol dinlendim, hafta sonu Tufikomla gezdik. Yorulduk. Dinlendik... Pazartesi günü, perşembe günü kadının gelecek olmasına rağmen bayağı bir temizliğe kağtırdım kendimi. Ütülerimi yaptım, dağınıklıkları topladım, yemek yaptım... Bunların acısı gece yattığımızda çıktı. Önce soluma dönmeye çalışırken sağ göğsümün altından giren kramp, kaburgalarımın o sıkışır hissiyatı resmen nefesimi kesti. Daha sonra o sancıyı geçirdik derken bulanıklaşan gözlerim, yüzümün renginin atması, ve soğuk terler dökmem... Bulantı ve baş dönmesi. Ben bunları ilk 3 aylık dönemde yaşamamıştım diye ağladım gece... Benim cefakar kocam ben uyuyana kadar uyumadı.
Bu sabah her sabahki gibi Tufiko işe giderken uyandım ama yataktan sadece Tufikom ilacımı içirirken kafamı kaldırdım. Taaa ki saat 14:30'a kadar çıkmadım yataktan. Tv izledim, instagram'a fotoğraf yükledim. Bir sağa yattım, bir sola yattım iyice dinlendim. Sıkılınca yatmaktan aldım ojemi elime... Nereden bileyim ayaklarıma sürerken bu kadar nefes darlığı çekebileceğimi:) Zorlana zorlana bitirdim. Ellerimi bir çırpıda bitirirdim ama ayaklarıma sarfettiğim çabadan sonra biraz titrekti benim narin ufacık ellerim:)
Sonra camdan dışarı bakınca geçen sandallar, balıkçılar, parklarda zıplayanlar, tshirtlerle gezen kalabalığı görünce ''gezmek benim hakkım, yürüyüş yapmam lazım'' diyerek fotoğraf makinemi kapıp attım kendimi sahile. Aman Allahım nasıl güzel bir hava ve nasıl güzel bir manzara... Kendimi kaybetmiş şekilde fotoğraf çekmeye başladım. 1 saat boyunca annem ve Tufiko'nun aramalarına kayıtsız kalabilecek kadar yitirmişim duyu hissimi... Egepark'a girip telefonu elime alınca 24 çağrıyı gördüğümde anladım ne kadar bencilce davrandığımı:)
Tufiko işten çıkmış, ulaşamadığı beni sokaklarda arayacakmış eğer biraz daha görmemiş olsaymışım. Annem korkmuş biraz rahatsızlandım gece diye anlattığım için. Yani benim hiiiiç evhamlı olmayan bir kocam ve annem var zaten(!), bende onları evham sahibi yapmışım:) Neyse Tufiko'yu yoldan döndürdüm işine ''ben sağ salim Egepark'tayım, hatta şuan Anne&Bebek dergisi alıyorum'' diyerek...

Eve döndüğümde ayaklarımı, belimi, sağ kaburgamı hissetmiyordum. Ama değdi. Hem çektiğim fotoğraflar, hem de asıl önemlisi bebeğimin sağlığı için gerekli olan güneşli hava yürüyüşümü yapabildim. Ama tekrar çıkacak olursam telefonumu boynuma asacağım bir aparat alacağım:)

Bugüne dair bir kaç fotoğrafı sizlerle paylaşarak, sizlere bu gecelik veda ediyorum.
Benim gibi hamile arkadaşlarıma, bebişi kucağında olanlara, koca kazık evlat sahiplerine, anneannelere, babaannelere, babalara, amcalara, teyzelere, ablalara, ağabeylere, herkeslere sağlık, mutluluk, bol kazanç dolu günler diliyorum:)

Okuyan okumayan, okumamış gibi yapan, okumuş gibi yapamayan herkese selam olsun;)



34 numara ayaklarım büyüyen göbişimden bu kadar görünebiliyor artık:)













Çok yalnızdı, kıyamadım... Hamile olmasam içine atlayacaktım.













İzmir'e bahar geldi, kanıt çiçekleri...













Varsın tekerlek olsun, rengi MOR ya...













Hercai menekşeleri annemin en sevdikleri...









Akşam sefası, balıkçı kafası... Ne güzelde yol alıyorlardı. Dayanamadım. Çaktırmadan çekiverdim:)


26 Mart 2012 Pazartesi

TEMİZLİK(Çİ) VE VİCDAN KELİMELERİNİ 1 CÜMLE İÇİNDE KULLANMAMALI!


Evin işi hiç bitmez derlerdi inanmazdım. Bitmiyor. Ev işi hiç bitmiyor. 
Kocam sağolsun evlendiğimizin 2. ayından beri bana yardımcı tuttu. 
İlki Sasalı'da villada otururken beni canımdan bezdirdi, koca evi tek başıma resmen ben temizliyordum, taşındık geçti. He bu arada evlenmeden elime toz bezi almışlığım yoktur ama BAŞAK burcuyum, temizliğin ne olduğunu iyi bilirim.
Bostanlı'ya geçtiğimizde başka bir kadınla anlaştık 2 haftada 1 gelsin diye. Geldi, önce beni şişiren bir hayat hikayesi, acıma hissiyle başladı tanışmamız. 3 oda 1 salon ama ufak bir ev olması sebebiyle, dağınıklığı toplayıp, temizlediğinde ev mis gibi oluyordu. Her girdiği bölümden çıkarken beni çağırıyor 'eksik var mı' diye soruyordu. İyiydi. Bayram tatiline çıkarken, 2 haftada 1 gelip 70 lira verdiğimiz, 2 çocuk annesi 31 yaşındaki İlknur'a 100 lira verdik. Hani çoluğu çocuğu var, sıkıntısı var vs diye..
Bayram dönüşü hamile kaldığımı öğrenince 10 günde 1 almaya başladık. Eve daha da hakim olmaya başladı. Artık neyi nereye koyması gerektiğini biliyor. Ama ortada bulunan bir şeyi olduğu yerde bırakıyordu ki aylar oldu hala öyle! Bebek yolda olunca yine taşınmamız gerektiğini anladık. O ev bize zaten ufak geliyordu, bebek gelince emekleyecek yer bulamazdı. Ve taşındık. İlknur'u almayacaktım artık. Kararlıydım. Yeni taşındığımız sitenin apartman görevlisinin karısını aldık boş evi temizlesin diye. Fakat kadın mutfağı teyzem ve kayınvaldem temizlediği halde 10 saatte bitiremedi evi... Evet büyük bir ev ama boş bir ev. Kadının eli çok ağır, istediği ücret elinden ağır. 85 liraymış gündeliği ve yılbaşında da zamlanmış. Yani 90 lira falan istiyor. Keriz miyim ben be? Allaha şükür elim bez tutuyor! Hamileysek sakat değiliz şükürler olsun. Ama yorgunluk, ama dipbucak zorluyor doğal olarak. Eğilirken ıhhlıyorum, kalkarkern ahhlıyorum. Baktım olmayacak diğer evden çıkarken İlknur ''ben sana her hafta gelirim sen bana 50 lira verirsin'' dediğini anımsadım. En azından eli hızlı, dediğimi yaptırabiliyorum ve her hafta gelince zaten ev pislenmez, ütümü de yaptırırım diye düşündüm. Aradım İlknur'u ve geldi. Nasıl ağlıyor 'sen beni istemeyince ben bittim, öldüm, benim işe ihtiyacım var, 2 çocuğum var, ikisi de okuyor, kocam hasta evde (sinir hastası), kaynanamlarla oturuyoruz, bütün eve ben bakıyorum vs vs vs...
Allahım zaten duygusalım bu kadın beni öldürecek!!!
Ben sana 60'a her hafta gelirim deyiverdi. Hani ''50 diyordun İlknur'' deyince. ''ahh yol parası lazım, çok uzaktan geliyorum, öyle böyle şöyle...'' konuşunca 'tamam' dedim 60! 
Başladım her hafta almaya. Ev hiç dağılmıyor, çamaşırlar yıkanıyor, ütüler yapılıyor. Ev temiz! 
Ama bir sorun var. Hala yol parası diyor. Hala ağlıyor. Hala hala ve hala...
Ütüler kırışık, çamaşırlar renk atıyor, kocamın kazakları benim bile üstüme olmayacak kadar küçülüyor, tshirtlerin yakaları rezil oluyor. Çok konuşuyor!!! Salonu süpürürken Tv'yi kapatmak zorunda kalıyorum. Gören evinde tv yok, hiç izlemiyor sanacak! 


Bugün bütün biriktirdiklerimle beni çileden çıkarmayı başarıyor, trip atmayı sonunda başarabiliyorum. Ne kadar komik değil mi paramla rezil olmak diye buna deniyor. Kadına kızamıyorum ama trip attığıma sevinebiliyorum. Bende yöneticilik ruhu sıfır sıfır sıfır! 


Bizde sokaktan toplamıyoruz parayı!!! 
Hayatımızda en büyük özelimiz bu, ama maalesef bir özelliği kalmıyor!


BUGÜN MÜ? DURUMUM BUDUR:
Çenenin bağına sıçayım senin kadın gibi! Kafamı şişirdi ama gerçekten. Saat 10'da geldi, çay içeyim başlayacağım dedi. İçti başladı. Cam-sil yok camı haftaya silerim dedi, cam-sil dolaptan çıktı, çamaşırları çektirdiğini, kırışık ütülediğini söyledim ben üstlendim! Dip bucaklara baktım bırakmış! Söyleyince ''aa sildim ben oraları, sen beni biliyorsun hemen yine silerim'' dedi. Yüksek ses şarkı söylüyor tahammül ediyorum. Bir lafı 5 kez tekrar etmek zorunda kalıyorum, sağır falan değil sadece ANLAMIYOR! Toz beziyle yeri sildiğini gördüm, oha dedim bunla mı siliyorsun? ''Yoook öbür bez kovada'' dedi. Baktım kovaya boş, bozmak istemedim. Ama bildiğin keriz gibiydim! Geldiğinden beri ağlıyor, almıyorum seni tamam desem ağlıyor, yol uzakta, otobüs kaçıyor da, ben 17:00'da çıkayım da, susmadı susmadı Allahım! En son cenazeye yetişeceğim dedi. Dedim bu saate cenaze mi kalır? Dedi ki '' ıhh kalktı da cenaze, işte cenazesi olan dedi gelirsen bize 4-5 gibi iyi olur dedi''... Hamile olmayacaktım ben şimdi onu bak eve sokuyor muydum ben! Çenesi boklu, yalancı, ağlak! Elim, kolum oldu burada bari onu da tam yapsa!!! Acaba bugünkü işgüzarlığının nedeni sakladığım sürekli hafifleyen kumbara olabilir mi??? Allahım günah alıyorsam sen affet yarabbim!!! 


KÜFÜR KÜFÜR KÜFÜR!!! 


Şuan içeride ütü yapıyor , ''dönmez dönmeyecek unuttu seni'' naralarıyla... İçeri gitsem iyi olacak çünkü nevresimden başka bir şey ütülemesine ve yanık sesine tahammülüm gerçekten yok!!!
 

GİTTİM GELDİM, BEN SİZİ SEVDİM:)

Gittim, gezdim, eğlendim, hüzünlendim ve evime geri geldim.
Okuyanlar bilir, ailem İstanbul'da bense İzmir'deyim. Eh yani atla deve değil. Uzak değil aslında.
Uçakla 1 saatte, arabayla 6 saatte kavuşabiliyoruz. Kavuşmak kelimesi kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi?
Hamileliğimin 6. ayını sürüyorum ve biraz daha şişince İstanbul'a gidip alışveriş yapmam imkansız hale gelecekti o sıcaklarda. Eşimin ''gidebilirsin'' demesiyle kendimi İstanbul'da ailemin yanında buldum. Çok keyifli 10 gün geçirdik. Son 3 günümde eşimde yanımızdaydı. Bu 10 günde neler yapmadık :)
Eminönü'ne gidip Duru Belis'im için sıkı bir alışveriş yaptık. Sanırım pek bir eksiği kalmadı güzel kızımın.
Nesrin nananesinden, Gizem, Ece ve Zehra teyzelerinden, Sultan yengesinden çeşitli hediyeler aldı benim minik meleğim. Çok şanslı bir kız olacak sanırım. Anneannesinin aldıklarını sayamıyorum bile...
Benim güzel annem kafasına huni takıp gezmezse yakında iyidir. E bizim sülale ilk kez torun görecek. Dolayısıyla herkes ayakta, herkes uykusuz, herkes heyecanlı. Hele anneannem, kızımın ninesi:)
Torununun kızını görecek Allah nasip ederse:) Yerim onun güzel suratını ben!!!

Aile ziyaretleri, arkadaş buluşmaları, güzel sohbetler, alışverişler dışında farklı bir durumumda oldu.
Hamile kaldığımdan bu yana, 6 aydır Kadınlar Kulübü'nde benim gibi 2012 Temmuz anneleriyle çok güzel sohbetler gerçekleştiriyoruz. Hamile kaldığımızı öğrendiğimizden bu yana hep diyalog halindeydik. İstanbul'da bulunan 4 güzel anneyle buluştuk. Çok keyifli, eğlenceli bir buluşma oldu. 5 gebe karşılıklı oturduk, tatlılar yedik, çaylar içtik, sanki yıllardır birbirimizi tanıyormuşcasına konuştuk durduk. Şimdi sırada bu buluşmanın İzmir ayağı var:) Benimde İzmir-İstanbul arası bir hayatım olduğundan biraz daha karlı çıkıyorum bu buluşmalarda:)



Kızımın dünyalar tatlısı bir tanecik anneannesi kızımı donattı...
A'dan Z'ye mobilyalarını, küvet takımlarını hemen hemen her eksiğini tamamladı Duru Belis'imizin.
Allah nasip ederse güzel kızım, anneannesinin aldığı bu güzel yatakta yatacak. Ve çoook uzun yıllar kullanabilecek. Diğer yataklardan farkı, uzayış tarzı... Önüne baza konulduğunda genç kız yatağı oluyor. Yandaki dolaplar ayrılabiliyor. İleride rengi bozulursa şayet boyanabiliyor. 
Bu da güzel kızımın şifonyeri, üzerinde burada gözükmeyen aynası mevcut. O çekmecenin içine neler koyacağımın hayallerini şimdiden kurmaya başladım. O minicik iç çamaşırları, çorapları ısıra ısıra yerleştireceğim sanırım:)
Çoğu insana gereksiz gibi gelse de kullanışlı olduğuna inandığım bir parça bu. Oyun kutusu aynı zamanda üzerine oturulabiliyor. Üzerine mor minder yapılacak. Genç kız olduğunda annesi gibi ayakkabıya çok düşkün olursa ayakkabılarını saklayabilir içinde:)
Bu da kızımı hem emzirmem, hem de odasının dekorasyonu için josefin koltuğu. Ayrıca tek kişilik yatak olabilme özelliğine sahip. Bu renge aldanmayın sakın, oyuncak kutusuna yapılacağından bahsettiğim mor minderle aynı renk olacak:) 
Duvar kağıtları, avizesi ve halısını babasıyla beraber alacağız. Fikir olarak tamamen belirledik ne istediğimizi. Karşılıklı 2 duvarımız simli lila duvar kağıdıyla kaplanıp, kısa duvarımız beyaz fon üzerine mor, lila, pembe, yeşil yazılarla süslü bir duvar kağıdı olacak.
İşte şimdilik böyle. Anneannesi en ince ayrıntısına kadar düşündü. Biraz fiyat tuzlu olduğundan üzülsem de annemin kızıma şimdiden olan düşkünlüğü gözlerimi doldurdu. Çok duygusallaştım belli etmemeye çalıştım. Yıllarca kızına çalışan, alan annem, şimdi kızının kızına bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bu nasıl bir cümledir hissedebilir misiniz bilemiyorum ama ben yazarken bile içim titriyor. 
Mobilyasını aldığımız akşam aile yemeğimiz vardı. Nasıl bir eğlence, nasıl güzel şarkılar anlatamam. Babamın oynamaları, annemin şarkılara eşlik etmesi, bütün ailenin oynaması ve benim onları oturduğum yerden izlemem... Alkol almadığım zamanda çok güzel eğlenebilirim ben. Enerjim hiç bitmez, sabahlara kadar oynayabilir, zıplayabilirim. Ama hamile olduğumdan biraz daha dikkat etmem gerektiğini bildiğimden ve DUYGUSALLIĞIMDAN biraz sakindim o gece. Sandalyenin tepesine çıkıp bir kaç göbek attık kızımla ama kendimizi pek yormadan ve sarsmadan. 
Ama anlatmadan geçemeyeceğim. Madem hamileliğin 6. ayı en duygusal aymış. O zaman o an, şu an anlatırken size komik gelse de demek normalmiş. 
Herkesin oynadığı bir an'da, annemin şarkılara eşlik ettiği, babamın zıplayarak şarkılar söylediği o an varya... 
Benimki hem büyük bir mutluluktu hem de deli gibi bir hüzün. Neden mi? Size saçma gelebilir, manyaklık gelebilir belki ama ben böyleyim n'apabilirim... Sanki yaşlandılar artık. Gerçi yaşlanmadılar. Babam 56, annem 49 yaşında. Ama anneanne ve dede oluyorlar ya, sanki yaşlandılar gibi geldi bana o an. Oynarlarken, hep böyle oynasınlar mutlu olsunlar istedim. Onca üzdüğüm yıllardan sonra dünyanın en büyük mutluluklarını yaşasınlar istedim. Gözümün önüne ne sahneler geldi, ne perdeler indi o gözlerime. Ağladığımı görsünler istemedim. Kendimi sıkarak tuvalete kaçtım, kabine girdiğim an hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Bir kadın sordu ''ne oldu'' diye. İnanın ne olduğunu anlatabilecek kelime, cümle bulamadım. Şuan olduğu gibi...

Annemi ve babamı çok ama çok seviyorum. Onlarla 10 gün geçirmek 28 yılımı geçirdiğimden çok daha değerli ve güzeldi.Evli olanlar, ailesinden ayrı yaşayanlar ne demek istediğimi anlarlar...
Gezdik tozduk, sabahlara kadar oturduk, güldük, eğlendik...
10 günü böyle tükettik. 
Babaevimde, bana ne kadar ''burası senin evin'' deseler de misafirmişim, kendi evime girip, kokusunu içime çekip özlediğimi farkettiğimde anladım:)

BABAM VE ANNEM İYİ Kİ VARLAR. VE İYİ Kİ BENİM ANNEM BABAM OLMUŞLAR. 


19 Mart 2012 Pazartesi

KARARSIZLIK EN BÜYÜK KARARMIŞ

Kararsızlık en büyük kararmış, doğumu nerede yapsam diye düşünürken.
Hala net olmamakla birlikte pek bir netim aslında.
Doktorumdan çok memnun olduğumu daha evvel milyonlarca kez yazmıştım.
Ama doktorum eşim ve benim aileme 550 km uzakta.
Birinci dereceden yakın akrabaların görebileceği bir doğum olmasının sıkıntısı beni çok ama çok daraltıyor. İkinci dereceden akrabalara ''aa gelmeyin 1 hafta sonra biz kalkıp geleceğiz'' demek hiç hoş olmuyor.
İnsanlar görmek istiyor, hastaneye gelmek istiyor. En güzel günümüzde bizimle olmak istiyorlar.
Haklılar...
İzmir'de doğum yaptığımda belki çok güvendiğim doktorumun ellerinin altında mutlu mesut ameliyata gireceğim ama ya sonra? Ya 1 hafta sonra gitmemelisin derse? Ya başka sorunlar çıkarsa?
Gelen insanlar İzmir'de bana mı bakacaklar, bebekle mi ilgilenecekler, yoksa evde yemekti, içmekti onu mu düşünecekler? Hem duygusal hem mantıklı düşünmek gerekiyor sanırım.

Benim gözüm ve gönlümle baktığın zaman İstanbul'da doğum yapmam çok daha mantıklı.
Kimseyi bebeğimden mahrum etmemiş olurum. Hem de yapacağımız masrafı yarıya indirmiş olurum.

Sonuç olarak düşündüm taşındım, taşındım düşündüm.
Bizim için en sağlıklısı İstanbul'da olmak.

Plan kurulur, ama Allah'ın istediği olur.
Yaşayıp göreceğiz.


Ama İstanbul doğumlu, İzmir'de yaşayan kızım olsun istiyorum!

11 Mart 2012 Pazar

BÖYLE STAJA CAN KURBAN:)

Bazen ne yazacağını bilemediğin, çok mutlu an'lar olur ya hani... İşte o an'lardan birindeyim. 
Kızımın minicik tepikleri, eltimin 1 buçuk yaşındaki kızı Derinsu'nun oyunları...
Daha mutlu olacağımız gün sanırım bebeğimize kavuşacağımız an olur.
Son bir kaç gündür, bayağı uzak kaldım internetten. Bundan çok memnunum. Derinsu'yla stajdayız:)
Çünkü bütün vaktimi eltimle ve Derinsu'yla geçirmek inanılmaz keyifli. 
Derinsu'nun cümleleri, oyunları, Pepeesi, Kaiosu, Halay çekişi, uf istemesi(su), şeker yiyişi, kucağıma zıplaması, Durunun odasına gidelim mi yengem dediğim zaman, zıplayarak '' didelim, kardesin bunlar, onlar menim deyip Duru'nun eşyalarını bize anlatışı, hayvan taklitleri, ağlaması, gülmesi, kahkahaları... 
Onu hayranlıkla izliyorum. Ve bir an bile sıkılmıyorum. Allahım nazarlardan saklasın.
Bu kadar sevilirmiş bir bebek... 
Yıllardır bebek görmeyen ben onun ağzından 'gengeee' diye bağırışını duyduğumda çılgına dönen ben, 
Duru'nun 'anne' deyişini duyunca ne yaparım bilemiyorum. 
Zaman öyle güzel geçiyor ki...
Şimdi eltim Funda bebişi uyutuyor, bende fırsattan istifade biraz duygularımı, yaşadıklarımı karalamak istedim. 
Allah nazarlardan saklasın Derinsu'yumuzu, Duru'muzu ve bütün evlatları...

Şimdilik bu kadar:)
Salı günü doktor kontrolümüz var. 
6. ayımızın kontrolüne gireceğiz Allah nasip ederse. Artık doktordan sonra yeni bilgilerle blogumun başına otururum:) 

5 Mart 2012 Pazartesi

ŞANSIMIN TOPU YOK, TOPUNUZ ŞANSIMSINIZ

Çok şanslı bir kadınım vesselam...
Kendi kendime nazar edebileceğimi bilerek üstüne basa basa yazıyorum işte şanslı olduğumu.
Kendi şansımı kendim seçtim.
Ve seçtiğim şansım bana bütün mutluluk kapılarını araladı.
Durdurak bilmeden o kapılardan içeri giriyorum. Giriyoruz...
İlk olarak dünyanın en mükemmel annesine ve babasına sahip olmak,
çocukluğum, gençliğim, şimdi de kadınlığım açısından çok büyük şans oldu benim için.
 'Anne ve babamızı seçme hakkımız yok'tu cümlesini ağzıma almayacak kadar mutlu bir çocuk oldum ben. Babasına aşık annesine hayran bir kadın olmam bunun en büyük göstergesidir sanırım.

Eşim... Gerçekten EŞİM! Kağıtta ya da gösterişte değil. Ruhumda, kalbimde, bedenimde, bütün benliğimde eşim! Geç farkedip, erken kaybetmekten çok korktuğum günüm, güneşim! Annem babamı özleyip, duygusallaşsam da arada bir, bana onların yanımda olmayışını hissettirmemeye çalışan, en ufak bir darlanmamda ''hadi annenleri görmeye gidelim' diyen bir sevgilim... Gözümün içine bakan, ben ağladığımda benimle ağlayan, bana kıyamayan delim...


Kızım... İlkim. Duru Belis'im... Aşkımızın ilk, saf, temiz meyvesi...
Allah sevdiği kuluna ilk çocuğunu kız verirmiş.
Bende yeni duydum ama kız annesi olmak ŞANSMIŞ.
Sorunsuz geliyor prensesim bize. Sıkıntı vermedi hiç annesine. 5. ayı noktaladığımız bu günlere kadar mide bulantısız, sıkıntısız geldik. Dilerim iyice ağırlaştığım, eğilip kalkmakta zorlandığım bu günlerde ilk 5 ayım gibi rahat ve huzurlu geçer.

En sevdiğim insanlarla en büyük kavgaları ederim ben.
En sevdiğim insanlara en çok kızarım ben.
En sevdiğim insanlara dilimin kemiği olmaz hiç.
Ama en sevdiğim insanlara laf söyletmem, en acısını söylerim ben!

Şanslıyım ki, sevdiklerimi sövdüğümde bana kızmıyorlar.
Sevilmekten sövdüğümü biliyorlar.
Sövüldükçe sevildiğimi anladığımı görüyorlar.

ŞANSLIYIM.
Sevilmediğimi çok çabuk anladığım, zarar gelebilecek insanları hissettiğim için çok şanslıyım.
Yediğim kazıkları, jelibonmuşcasına istediğim zaman yiyebildiğim için şanslıyım.

ÇOK Şanslıyım.
Babam gibi kocam, kızıma annem gibi anne olabileceğim için şanslıyım. 

İçimden geçenleri, dışımdan paylaşmazsam ölürüm ben.
Beni okuyan, takip eden sizler olduğu için şanslıyım.

ÖYLE TOPU FALAN YOK BENİM ŞANSIMIN.
ŞANSIM GİRİŞTEN, GELİŞMEDEN VE SONUCUMDAN...


1 Mart 2012 Perşembe

DURU BELİS'İMİN İLK TEKMESİ:)

Baharın ilk günü. 
Yemişim baharı. 
Kızımı gerçek anlamda hissettiğim ilk gün.
Daha önce ufak hareketleri, kıpırtıları, pıtpıt diye adlandırdığım minicik gezintileri bugün tekmeye dönüştü. 
Karnımın ileri itildiğini hissettim. 
Kadın olduğumu, hamile olduğumu, en en en güzeli ise ANNE olduğumu hissettim. 

Şuan bu satırları yazarken bile hareketli içimde, dönüyor, vuruyor, geziyor...
Ve ben kelimeleri bir araya getirmekte ilk kez zorlanıyorum. 

Asıl şimdi kucağıma alacağım günü daha çok merak eder oldum. 
Bana göre ufacık, kızıma göre en hareketli, en büyük tekmeyi attığı gün bu kadar heyecanlanıp, kalp çarpıntısı yaşıyorsam, o günü hiç düşünemiyorum. 

Yalnız bir sorunumuz var:)
Tekmeyi yediğim anda çığlık atınca, evdeki yardımcımız korktu ve onunla gözgöze buldum kendimi.
Allahım günah yazmasın ama şimdi içimde ''ya ona benzerse'' diye bir korku oluştu:) 
Hafif şehla gözler, tombik, 110 beden göğüsler, 145cm boy, bakımsız bir kadın...
Hemen döndüm aynaya baktım ama ilk onunla gözgöze gelmiş olmam inşallah kızımın ona benzemesine sebep olmaz. Vallahi korktum şimdi:))
Kızım benim boyunu posunu babasından, yüzünü annesinden alacak inşallah:)

Neyse...
O bir kaza, o bir şok, o bir heyecan, o bir ilk'in muhteşem travmasının boş bakışıydı. Amma büyüttüm değil mi? An'ımın tadını çıkarmak istiyorum. Şükretmek istiyorum...

Allahım sana şükürler olsun cenneti ayaklarımın altına serdiğin için.
Şükürler olsun bana bu mucizevi duyguyu tattırdığın için. 
Şükürler olsun.
Binlerce, milyonlarca kez şükürler olsun. 
Onun koklamak, ısırmak için delirdiğim minicik ayaklarını karnımın üzerinden bana hissettirdiğin için. 


DURU BELİS'im, hayattaki en kıymetli varlığım, güzel kızım benim.
Kafa göz dal annene, tekmele, yumrukla, şimdiden alış dışarıdaki hayatla savaşmaya. Sana kurban olurum ben oynak kızım benim:)

KADINA (K)ADIN NEDİR DİYE SORSANIZ...(!)


Erken değil mi?
Daha 1 hafta var oysa KADINLAR GÜNÜ'ne...
Öyle mi sahi?
Hangi kadınların günü bu?
Öyleyse okuyun!
Geçen yıl yazmış olduğum KADINLAR GÜNÜ yazımı, 
bu yıl daha ŞİDDETLE paylaşma gereği duydum hem de 1 hafta evvelinden...


Kadınım ben.
Başarılı erkeğin arkasında duranım,
Zorla evlendirilenim,
Hırpalananım.
Tarlada çalışan,
Sokaklarda doğuranım.

4 mevsim 1 yüreğimdedir.
Ben kadınım.
Nedir peki benim asıl adım?


Kadınlar günüymüş…
Pardon ama hangi kadınların günü?
Kanlı acılara gebeliği sonlanmak bilmeyen kadınların mı?
Hangimiz mutluyuz kadın olmaktan? Hangimiz(!)

Kadın sever, ilgi bekler, kıskanır, sadıktır, evine, eşine, ailesine, tüm sevdiklerine bağlıdır.
Cefakardır, vefakardır. İş kadınıdır, ev kadınıdır kimi zaman 2si 1 aradadır.
Kocasından dayak yiyen, camlarda kocasının, çocuğunun yolunu bekleyen kadındır.
Kaynanadan çeken, tecavüze uğrayan, uğruna ölebileceği evladı tarafından katledilen kadındır.
Ülke ülke gezen, bir giydiğini bir daha giymeyen, parmağında kaç yüz bin dolarlık yüzük taşıyan,
yediği önünde yemediği arkasında olan, hergün kuaföre gideni de yine kadındır.
Ne farkeder...

Kadın yüreğiyle öpen, gözleriyle konuşandır.

8 Mart kadınlar gününü 1 güne sığdırmak...
Dayak yiyen Fatma bu akşam dayak yemeyecek mi alkolik kocasından?
Çocuğunu okutmak adına hayat kadınlığı yapan Lale, gününü çocuğuyla mı geçirebilecek?
Cezaevindeki kadın mahkumlar serbest mi bırakılacak?
Kırsal kesimde hatta büyük şehirlerde bile erkek arkadaşı var diye dayak yemeyecekler mi?
Güvendiği insanlar tarafından kucaktan kucağa satılmayacaklar mı?
2 bacak arasında aranılan namusları yüzünden doğranmayacaklar mı?
Töre cinayetleri 1 gün ertelenecek mi?
Bugün çiçek alan adam yarın yine aldatmayacak mı?
Sarışınına aptal denilmeyecek mi?
Dul kalanına kötü gözle bakılmayacak mı?
Bugün ne değişecek?

Çiçek verilen/verilmeyen o ellerden kan akıyor kan!

Kadınlar kendilerini keşfedemiyorlar mahremiyeti yoğunlaştırılmış bu toplumda.
Kadın lezbiyen olduğu zaman dışlanıyor, acaba neden kendi cinsine ilgisi kayıyor düşünülüyor mu?
Hepsi mi sapkın? Hayır!
Kimine babası, kimine akrabası, kimine sevgilisi tecavüz etmiş.
Kimi satılmış.
Kimine cinsellik dünyanın en büyük ayıbı olarak anlatılmış, kimine erkekler öcü diye tanıtılmış.

Ah benim yargısız infazı kendine hak bilen milletim!
Hangi kadınların gününden bahsediyoruz, bahşettiklerinizin yanında?

Kadın biyolojik tanımının dışında tanımlanamadığı sürece adının hakkını vererek yaşayamayacak.
Şimdi pembe kimlik taşıyan ve bundan bir adım öteye geçemeyen kadınların,
sadece 1 günü nasıl kutlu olur?

Kadına (k)adın nedir diye soracak olsanız acaba cevap verebilecek mi?

Ağlayan her bebeğin tek sesi olan kadına günü değil, adı lazım!

8 Mart 2012 PERŞEMBE
Dünya kadınlarının günü, bugün bizim günümüz.
Perşembenin gelişi, dünlerden, bugünlerden kaynaklanır.
VE, 1 günlük saltanatımız anca dilde kutlanır.



Sevgilerle;

Begüm Toro BAĞCI