18 Ağustos 2015 Salı

SİZ İNSANSANIZ BEN DEĞİLİM

Siz insansanız ben değilim. 
Yooo gerçekten ben sizin insanlığınıza baktığımda kendimi gerçekten değişik bir yaratık hissediyorum. O egolarınız, insanlar hakkında atıp ama tutamadıklarınız, sonra deve kuşu gibi saklanmanız, herkesi kendiniz gibi kötü sanmalarınız, o dilinize doladığınız ahlak kavramının ah'ına sadece sahip olmanız, sever gibi gözüküp, parmak atmalarınız, maalesef ki yüreğinizi apaçık gösteren bakışlarınız, yalanlarınız, yanlışlarınız, kıskançlıklarınız, doğrunun tek olduğundan nasip almayışlarınız... 
Sahi ne olacak lan sizin bu haliniz? 
Neşe kaynağımsınız.  

Delikanlı sadece erkeğe denmez baylar bayanlar! 
Delikanlılık, dürüstlüktür, neysen o'sunluktur. Açık olmaktır. 
Beynine oksijen gitmeyen zavallılar sizi... 
Bir musibet ortaya bir şey atar, diğerleri aklar paklar güzel saklar. Sonra yedi düvel birbirine girer. Şimdi musibete mi dövmeli, saklayanı mı sövmeli yoksa 7 düvele mi giydirmeli? 
Bence en güzeli uzaktan seyretmeli ve kahkahalarla gülmeli.
Olayın kahramanı uzar, mağduru bakar... 

Hay ben sizin insan yanınıza frenchkiss! :)


Uzuuun uzuuuun yazmak isterdim tüm hissetiklerimi ama çok sıcak. 
Esmiyooooor biliyor musunuz? 
ESTİĞİ ZAMAN GÖRÜŞMEK(GÜRLEMEK) ÜZERE SAYIN İNSANLAR :)

 

10 Aralık 2014 Çarşamba

GORİL OLMAK İSTİYORUM.

Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış...
Gerizekalı dağ işte!
Ne yaptığını farkında bile olmadan öyle duruyor orada.
Tavşansa almış havucunu kırt kırt yiyip, çöpünü dağa...

Çok enteresan bir dünyada, enteresan insanlarla yaşıyoruz.
Ve hepimiz kendi çağımız ve çapımızda ruh hastalarıyız.
İnsan sever yanım olmasa ben bir hiçim aslında. İnsan sever yanım yüzünden biraz da piçim...
O konuya pek girmek istemiyorum.
Üzerinde oturduğum sandalyem, erimeye yüz tuttu. Dolayısıyla totom sandalyemin şeklini aldı. Ne kimseyi göresim, ne kimseyi sevesim var. Ama işte öyle olmuyor. Görüyorum ve ne yazık ki seviyorum. Karşılık beklemeden, insan kayırmadan insan seviyorum. Ama sevmek istemiyorum. Çünkü sevdikçe büyüyor sorunlar. Beklentiler çoğalıyor, sevilen tarafından. Olduğu gibi kabul ettiklerin, olmadığın gibi oldurmaya çalışıyorlar seni ya da öldürmeye...
Bilmiyorum. Bilmek istiyor muyum bilmediklerimi onu da bilmiyorum.
Tek bildiğim biraz sükunet, biraz huzur istiyorum. Ve çokça yazmak...
Okunmak hoşuma gitse de, hissettiklerimi tam anlamayan insanların, kendi çaplarında yorum, kahvelerine şekerleme yapmaları pek hoşuma gitmiyor.
İnsanların iyi ya da kötü hissettikleri her şey önemli benim için. İyiysem bilmek istemem mesela.
Ama kötüysem neden kötü olduğumu bilmenin ya da neden böyle bir imaj bıraktığımı bilmek isterim. Argoyum, üslupsuzum, destursuzum, ağzım biraz bozuktur. Siz ona terbiyesizlik diyebilirsiniz. Kırılmam. Siz terbiyesiz dediniz diye de terbiyesiz sayılmam.

Biliyor musunuz büyüyemedim ben. Çocuk kaldım. Hem beden olarak hem ruh olarak.
Kimine göre güzel bir şey bu. Bana sorsanıza bi güzel mi diye? Büyümek istiyorum.
Gelişmek istiyorum. Bende herkes kadar anormal olmak istiyorum.

Kendime ait dünyamda, eğlendirmeyi bilmesem kendimi, yazmasam olur olmadık, ölürdüm biliyor musunuz?
Nereden bileceksiniz... Benimki de laf...

Affedin beni; ama beni hayata bağlayan, çok sıkıntı arasında, sanki azmışcasına kendimi şarlatan etmem, ve bununla eğlenebiliyor olmam... Yaşamak için kendimi böyle yaşatıyorum işte.
Ölmemek için, insanlardaki ölümüme razı geliyorum.
Üzgünüm ama ben o değil, ben buyum.

Mutsuzken ''düşmanlarım çatlasın, ohhh süpperr mutluyum, keyifliyim, herkes beni kıskanıyor, ohh yandan yandan'' tarzı iletiler yazarsam bir gün, katıksız doğrudur. İronim çoktur, ama hüznün dibine vurmuşken, hissettiğim iyi ya da kötü bir şey varken, yokmuş gibi davranmak bana göre değil. Herkes benim mutsuzluğumu, edepsizliğimi görmek zorunda mı?
Elbet değil.
Benden ne istiyor ne bekliyorsa insanlar önce kendileri o bekledikleri olsunlar.
Bende böyleyim işte uluorta, ne  varsa ortada...
İsterdim sizin gibi içimde yaşamayı. Ama en fazla 10 dakika başarabiliyorum.
Hislerimi ya da yaşadıklarımı paylaşmamak konusunda çok başarısızım.

Ben hayatımdan mutsuz, kendi karakterim ve duruşum ya da duramayışımla mutluyum en azından. Bu da her yeni güne, akan yaşlarımın gülümseyen gözlerimden gelmesiyle uyanmamı sağlıyor.
Bazen mutluluk bazen mutsuzluk.
Ama çokça edepsizlik.

Ah bu sosyal medya maymun etti hislerimi, beni elaleme...
Goril olmak istiyorum fena mı? :)

Son olarak; Mutlu ya da mutsuz, terbiyeli ya da terbiyesiz farketmez,
Allah korkusu olan değil, ALLAH SEVGİSİ olan insanlar olsun etrafımda.

14 Kasım 2014 Cuma

YİNE KİM(LER)E YAZDIM ACABA

Sen yaralarınla,
sen geçmişinle,
sen bugününle yüzleşemiyorsan ve bütün bunların hepsinin üzerini kapatmak için,
senden üst gördüğüne önden yalakalık, arkadan yavşaklık yapıyorsan,
senden altta olduğuna inandığın(!) kişiyi sürekli bir aşağılama,
hatasını arama modundaysan, kusura bakma arkadaşım ama sen dünyanın en ruh hastası insanısın.

Senin zayıflıklarını ve zaaflarını sana varlıklarıyla hatırlatan insanlara karşı bu hırçın tavırların,
senin o sanrılarını asla geçirmeyecek ve sen hep ezik olarak yaşayacaksın.
Senin egonu muhallebilerle, ballarla beslesek de sen doymayacaksın.
Çünkü o senin o kuyruk acılı açlığını doyurmanın imkanı yok.
Bir yerde yine patlayacak ve yine saçmalayacaksın.

Yenilgiyi kabullenebiliyor musun?
Senin yapamadıklarını başkası yaptığında yürekten alkışlayabiliyor musun?
Gerçekten sende hayranlık uyandıran insanlar yok mu?
Bırak başkalarını, kendini eleştirebiliyor musun?
Eleştiriyi kabullenebiliyor musun?
Kendinle dalga geçebiliyor musun?
Sana değer veren insanların değerini hak ettiğine inanıyor musun?

Yalnız kaldığında beyninde seviştirdiğin o filleri özgür bırakmanı tavsiye eder,
Önce, kendini kendinle seviştirmen gerektiğinin, hastalığının iyi sonuç verecek tek tedavisi olacağını belirtmek isterim.

Sevgiyle kal.

Kim mi?
İçinden ''acaba bana mı yazdı'' diyen sana.
Öptüm.


10 Kasım 2014 Pazartesi

BBSSOGG

Yazan insan azan insandır.
Öyle azan deyince çoğunuzun aklına başka şeyler gelecektir. Şaşırmam.
Çoğunuzla aynı telden çalmadığımı zaten biliyorum.
Benim tellerim kopuk belki ondandır.
Y a da ''telli telli telli şu telli turnam'' falan...

Saçmalamayı kim sevmiyor acaba.
Saçmalamayı bıraktığım gün ben yaşamıyorumdur.

Yaşasın ben. Yaşasın saçmalıklarım.

AMA YAŞASIN ''MESELA BEN''LERİM...

Mesela ben ''arkasından konuştuğum kişilerin yüzüne bakıp gülemem''.
Mesela ben '' birinin yüzüne söylemişsem arkasından konuşurum o da yüzüne konuştuğum gibi.''
Mesela ben ''yavşak olamam, yalakalık yapamam''.
Mesela ben '' birine bir bok atacaksam, önce kendi sıçmışlıklarıma bakarım''.
Mesela ben '' ağzımı öyle güzel bozarım ki, bütün çirkinlikleriniz utanır bu denli çirkin olmaya''.
Mesela ben '' doğallıktan yana olmasam da doğalım maalesef''.
Mesela ben '' kırık tırnaklarım, yenmiş etlerimle, çıkan kaşlarım, uzayan kol kıllarımla barışığım''.
Mesela ben '' 34 buçuk numara ayaklarımla epey dertliyim''.
Mesela ben '' insanları dinine, ırkına, inancına, tarzına, tavrına göre yargılamam''.
Mesela ben '' bir kaypaklıkla karşılaşınca, sanki kendim yapmışım gibi utanırım''.
Mesela ben '' kimsenin günahını alamam, sevabını da arzulamam''.
Mesela ben '' asala mükemmel değilim hatta sıradan da daha sıradanım''.
Mesela ben '' ufak şeyleri sorun etmem, soru ederim. Nerede hata var diye''.
Mesela ben '' yalanı hissettiğim ortamda duramam''.
Mesela ben '' kendimi asla kullandırtmam çünkü insanları asla kullanmam''.
Mesela ben '' çok eserekliyim, kafamı eseni anında yapmalıyım''.
Mesela ben '' kadın gibi kadın değilim belki ama adım kadın.''.
Mesela ben '' insanları gözlerinden tanırım ve asla yanılmam''.
Mesela ben '' nefretle beslenmem''.
Mesela ben '' hırslı değilim''.
Mesela ben '' kıskanç değilim''.
Mesela ben '' kendi yağında kavrulmaktan yanayım''
Mesela ben '' iyi içerim''
Mesela ben '' iyi severim''
Mesela ben '' onca hak yenmişliğime rağmen, hak yemem''.
Mesela ben '' kararlılığımda kararsızım''.
Mesela ben '' aşka aşığım''
Mesela ben '' benden çok sen dediğim için mutsuzluğun dibine vururum''
Mesela ben '' mutsuzlukla çoğu zaman ciddi düşünürüm''
Mesela ben '' sizi sever gibi görünmem, ya severim ya nötr kalırım'' ANLARSINIZ.
Mesela ben '' ya çok sevilirim, ya hiç sevilmem''
Mesela ben '' mesela ben diye başlayan cümleleri çok severim''...

Mesela ben '' herkes kadar kötü, kimse kadar iyiyim''.

Ne anlatmak istemediğimi anlamayan insanlar olduğunda çevremde midem bulanır benim.
Pipet soksam da gırtlağıma kusamam. Hem anlatmak istemediğimi anlamayıp, hem de o konuşanlar, çok konuşanlar yok mu... Katılıyorum onlara. Gülmekten katılıyorum ama.

Sorunsuz bir hayat, hayat değildir. Bunu biliyor musunuz?
Sorunlar sorunsuz günlerin kıyme
 
tini bilmek için varlar. Bunu hiç düşündünüz mü?
Ben düşündüm.
Acı yemiyor olmama aldırmayın bence.
Dilime sürülen acı beni yakmaz. Kalbime de...

Beni
Böyle
Sevmeyin
Sevmeyecekseniz,
Olmadığım
Gibi
Görmeyecekseniz.


Saygılar.

25 Temmuz 2014 Cuma

BAZI EGOLARA DİYET GEREK!


Canım sen egonu biraz rejime soksana...
Beden olarak iyi gözüküyorsun. Gayet fitsin. Oynama oranla buranla.
Senin egon pek kemikli ve yağlı cınım ya.
Herkese bok ata ata kendi sıçmışlıklarını ne kadar daha gizleyebilirsin acaba?

Bu SOSYAL PLATFORMLAR nasıl bir yer oldu hala anlamış değilim. Hangi fotoğrafı açsam bir şişik ego yarışı, kim daha uzağa işer kavgası. Abi herkes kendi klozetine işese sorun kalmayacak. Uzağa işemekten vazgeçtiler şimdi birbirlerine sıç(r)ar oldular. Vay kafataslarına sıçtıklarım :)
Ne kadar komiksiniz bi bilseniz...

Benim çocuğum seninkini döver, ay bu nasıl bir anne, hep kahve mi içilir, bikinili fotoğraf koymuş gördünüz mü, makyaj güzeli, filtre kullanıyor, videolara bak, ona bak, şuna bak, onun poposu, bunun kukusu derken kendinizi unuttunuz be. Çok itici ve bi o o kadar ezik gözüküyorsunuz.
Size ne anasını satayım milletin hayatından. İster kıçını açar ister içini açar. Rahatsızsan kendine sakla. Kişiyi ''sen böyle yapıyorsun'' diye saçma bir şekilde eleştiremeyeceğin gibi, başkalarına da 'dedikodusunu' yapmaya hakkın yok diye düşünüyorum.

He elbet bana da çakan vardır da, daha yüzüme karşı konuşacak bir delikanlıyla karşılaşamadım şu yalakalık kokan ortamda.

Dur sen konuşmadan ben senin konuşacaklarını yazayım yağlı ego seni!
Çocuğumu 2 yaşında yuvaya verdim, kötü anneyim.
Video çekip sürekli saçmalıyorum. Delinin tekiyim.
Kendi fotoğraflarımı çekiyorum. Çünkü meykap güzeliyim ve kendimi beğenmişim.
Alkol alıyorum alkoliğim. Hatta kızımı da alkol masasında bulunduruyorum. Çok sigara içiyorum, keşim.
Tüh bana vah bana.
Fotoğraf çekiyorum. Yaklaşık 17 yaşımdan beri çekiyorum!
Ama sen bilmezsin oradan beyin hücreleri reçellenmiş tatlı kişi.
Senden görmüş olmam gerek, özentiyimdir falan mazallah...

Daha neler neler... Bunlar hemen hemen herkesin fotoğraflarının altında birilerinin diğerleri için konuştuğu cümleler işte. Bugün ''ayyy cınımmmmm bebeeeem'' dediği kişiye yardıran karakter sana, bana mı saydırmayacak (çaktırmadan tabikisi).

Sen senden başka kişileri fotoğraflarından, yazdıklarından ne kadar tanıyabilirsin?
Herkes kendi yüzünü mü gösteriyor sanıyorsun o diktiminin sosyal medyasında? Ha beyinsiz.
İlk başta ne güzeldi değil mi? Aldığın laykla mı ölçüyorsun kendini?

Ah be yavrum. Zor gelmiyor mu her gün ''o ne yapmış bu ne yapmış, o kime ne demiş, bu buna ne demiş'' diye geçirdiğin zaman. Baksana fotoğrafların güzelliğine, baksana verilen mesajlara, senin gibi anne evlatların paylaşımlarını izlesene. Ama o ana teması ''sevgi'' olan bir karede senin ufacık noktadaki soktuğumun markasını dürbünle görmenin başka açıklamaları olması gerekiyor.
Pazardan alana 'pazardan alıyor ıyy' diyip, milyon dolarlar harcayana ''gerizekalı bu'' yapıştırmaları neden?
Herkes rızkını yer, rızkının altında yer üstünde yer. Sana dert mi?
Kimi aldıklarını boy boy paylaşır, kimi satmak istediği ürünlerini paylaşır, kimi fakirdir, kimi zengindir, kimi kendi halindedir. Peki sen nesindir bu sınıflayanların başı olarak sınıflamaların içinde?

Ben zenginim mesela. Çok zengin. Gönlü zenginim gönlü. Herkese eşit bakanım.
Kendi dünyasında kendi kendine bir şarlatanım.
Kimseyle işim yok. Kİmseyle gücüm yok. Kimin ne yaptığıyla alakam yok.
Anlatanı sabaha kadar dinlerim o ayrı. Sonra ertesi sabahlarımı başkalarına anlatmak için ziyan etmem.
Bana anlatılan bende kalır. Bilmem anlatabildim mi?

Vallahi son günlerde hesabımı kapatıp sıfırdan bir hesap açmayı düşünmüyor değilim. İki elin parmaklarını geçmeyen sevdiklerimi sadece kendime katıp, diğerlerine yol vermeyi düşünüyorum çoğu zaman.
Sadece kendi kendimin takipçisi bile olabilirim
taaa ki bu sosyal medya denen yerlerin olmadığı anlardaki gibi.
Yok o laykladı, yok beni layklamadın. Hay sıçayım laykınıza.

Ulan bir acı yaşanır. Başlar en çok acıyı kim çekiyor yarışı. Sanırsın ki yemeden içmeden kesildiler, evde evlatları yok, kapandılar odalarına, çektiler yorganı başlarına sadece acı çekiyorlar. He bir de ellerinde malum aletleri. Twitter, instagram, Facebook başlarlar en büyük acı benim yarışına. Es kaza normal gündem dışı, kendi hayatınla ilgili bir fotoğraf bir yazı paylaştın diyelim. Sıçtın! Bildiğin sıçtın. Üzerine bir ordu insan çöker.
Vay efendim ülke bu haldeyken, yastayken utanmıyor musun bıdıbıdıbıdı unfollow :)
Lan beynine tükürdüğümün kızı nereden biliyorsun sen boy boy kara kara sayfalar paylaşırken, o gülen suratını koyanın senden çok üzülmediğini. Hani üzüntü paylaştığın fotoğraflara, millete çaktığın laflara göre mi şekilleniyor. Hem sanane! He ben bunları yazarken şunu da eklemek istiyorum acıyı büyütüp boy boy kara fotoğraflar paylaşanlardan biri de benim. Yanlış anlaşılmasın. Ama acım kimsenin acısından büyük değil özellikle ateşin düştüğü yerden. Ben o kara kara fotoğrafları koyarken, kızımla eller havaya oynayarak, yemeğimi yaparken, Duru'yu oyalamak için şarkı söyleyerek, müzik dinleyerek, makyaj yapıp sokağa çıkarak vs vs günlük hayatıma devam ederek paylaşıyorum o acı fotoğrafları. Evet insanların acısına saygı duyuyorum kendimce. Ama fotoğraf paylaşan, normal hayatına evinde devam ettiği gibi, sosyal mecrada da devam edenlere kızmıyorum. Yadırgadığım elbet olabilir ama hepimiz farklı karakterleriz ve kimseye söz söyleme hakkına sahip değiliz.  Ha siz eğer farklıysanız bilmiyorum.
Ben her zaman kendi klozetime işiyorum canlarım. Uzağa işemek gibi bunu insanlara ispatlamak gibi bir derdim hiç olmadığı gibi küçük balıklarla oynarken, senin tuttuğun balina ya da köpek balığında gözüm yok. Anlatabildim mi?

Ramazanda oruç tutmuyorum. Karşımda eşlik eden olursa alkol de alabilirim. He bunu paylaşırım paylaşmam, o anca benim kararım ki paylaşmıyorum...
Sen beni Ramazan ayına saygısızlıkla suçlayamazsın.
Çünkü sen oruç tutuyorsan ve ben ramazanda alkol alıyorsam hangimizin daha iyi,
 müslümandan ziyade insan olduğu bununla ölçülmeyecek.
 Hatırlatayım istedim!

Gıpta etmeyi öğrenin. Kıskançlıktan arının.

Ay yorumuma cevap vermedi.
Vermesin! Ne olacak? Zorunda mı?
Ya şişik egosu cool takılıyor. Ya zamanı yok. Ya üşeniyor. Ya binlerce layk alınca gözden kaçırıyor.
Her şey olabilir değil mi? Neden ufacık şeyleri, ki sanal dünyanın ipe sapa gelmez ufacık minnacık şeylerini sanki dünyanın sonu gelmiş gibi bir hale getiriyoruz?

Tamam abi herkes ünlü, herkes fenomen, herkes zengin, herkes mükemmel anne, herkes mutlu, herkes en mutlu. Bırakın insanların hayatı oradan gördüğünüz gibi kalsın. Neden deşiyorsunuz?
Neden mutsuzlukta mutluluk arıyor, mutlulukta hüzün kovalıyorsunuz?
Neden bu kadar terssiniz? Neden bu kadar iticisiniz?

Ben kişisel olarak kabul ediyorum beyni reçellilerim!
En mutlu siz
En mutsuz siz
En düzgün siz
En deli siz
En anne siz
En rahat siz
En rahatsız siz
En duyarlı siz
En duyarsız siz
En yoğun siz
En boş siz
En hoş siz
En çirkin siz
En güzel siz
Ne kadar en varsa iyisi de kötüsü de sizsiniz.

Ben mi? Aman bana bir foto kadar uzakta durun. Layk etmeseniz de olur.
Bunca en arasında kendime seçtiğim bir EN var ki o asla siz değilsiniz.
SIRADAN...

Tisikkirler ig... :)



24 Temmuz 2014 Perşembe

KESİN BİLGİ

Birincisi şunu belirtmeliyim ''ben blogger'' değilim.
Ben sadece kendini kendi kendine yazan sıradan bir vatandaşım.
Ha okursunuz ya da okumazsınız o sizin kararınız. Ben sadece yazarım. Yerli yersiz hem de...
İnsanları gözlemlemeyi çok seviyorum. Fakat benim bi sıkıntım var.
Aslında oradan bakılınca ''aaa ne güzel'' diyebileceğiniz ama bana rahatsızlık veren bir şey bu.
Benim bir dışım var ''herkesin iyi olduğuna inanan''.
Bir de ASLA yanılmayan ''iç sesim'', beni sürekli huzursuz edip, konuşan ''iç sesim''...
Sen geç karşıma istediğin kadar masal anlat bana. Benim o iç sesim senin masalının gökten 3 elma düşürmeyeceğini bilir.
Ya da tam tersi işte. İnsanları bu kadar iyi anlamak istemiyorum.
Benimle konuşurlarken ''asıl ne hissettiklerini, ne düşündüklerini, kime ne yapmak istediklerini, kime ne demek istediklerini'' bilmek istemiyorum. Ama biliyorum.
Yooo falcı falan değilim. Bir boka benzetemem o şekilleri.
Baktırmaya gelince en önce ben kaparım fincanımı o ayrı.
Çocukluğumda bir müneccimin bokunu falan mı yedim bilemiyorum. Hatırlamıyorum.
Anneme bir sormam gerek.

Demem o ki; ben benden rahatsızım sizden değil.
Kiminiz iyi, kiminiz gerçekten kötü, kiminiz iyi görünümlü kötü, kiminiz kötü görünümlü iyi,
kiminiz hem iyi hem kötü... Hepimiz.
Neyse!

Öyle insanlar tanıdım ki şu yaşıma kadar, iyisi, kötüsü, ortası...
Kime güveneceğiz der ya insan, bende dedim onu zamanında hem de ''bile bile''.
Evet karşımdakilerin ne bok olduklarını 'bile bile'!
Görmezden geldiğim ikinci yüzlerini, hangi yüzüne vursam diye çok düşünmüşlüğüm olmuştur.
Ama vurmamışımdır. İnsanlığımdan çıkamamışımdır. Keşke çıksaymışımdır.

Bazen bazı insanlara ''ne olduğunu'' değil de '' ne olmadığını'' göstermek gerekir.
En tahammülümün olmadığı insan tipi yapmacıklığın dibine vurmuş, yalakalıkta sınır tanımayan, çıkarları uğruna BABALARINI, evet abartmıyorum ''babalarını'' satabilecek kadar aşağılık olanlar!
Yoksa herkese tahammül edebilirim. Çünkü hepimiz insanız. Hatalarımız, yanlışlarımızla insanız.

Ben bunları yazarken sanmayın ben 4 4 lüğüm.
4'ün yarısı olsam kafi...

Aman işte türlü türlü insanlarız!
Hangi birimizi yazsam ki...

Sanalistan desen ayrı bir tür, reelistan desen ayrı...
Ha neysen o'sundur. Oysa sen nesindir?
Aman banane be ne bok yerseniz yiyin. Yiyin birbirinizi.
Gülün birbirinizin suratına, arkadan ohh ver veriştir, yapıştırrrrr.
Nasılsa kulağına gitmez değil mi?

Ağızlarına dışkıladıklarım. Çemçük ağızlılar. Sizinle hiç uğraşamam.

Yağmur mu yağacak, güneş mi açacak şuan tek düşüncem bu. Balkonumda kuruldum.
Aha karşımda sayfam açık (blogger değilim!) hafiften müzik, bir gözüm gökte bir gözüm önümde.
Nasıl beceriyorum bende bilmiyorum bu kadar gözümün oynamasını.

Sabah elim bir vileda tuttu ayıptır söylemesi. Biraz terledim sanırım. Bütün evin camlarını açınca da biraz sağ tarafım tutuldu gibi. Baston yutmuş gibi dimdik duruyorum. Neyse dik durmak da güzel şey :)

Size bir dedikodu vereyim mi?
Hepiniz çok ciğersizsiniz. Kesin bilgi hadi yayalım :)

26 Mayıs 2014 Pazartesi

(B)AKICI SÜREÇ

Nerede kaldığımı unutmam çok normal en son taaa Aralık ayında karalamışım buralara. Eh beni özleyen var mı bilmiyorum ama ben çok özlemişim. En önemlisi de bu sanırım.
Hayatımızdan ekşın hiç eksik olmuyor bilen bilir :)
Nereden başlasam bilmiyorum ama çok fazla da detaya inmeden özetlemek istiyorum. Biz 6 ay içinde 4 adet bakıcı değiştirdik. Hepsinin çeşitli iyi yönleri vardı. Kötüsüne denk gelmedik. Ama iyi de değillerdi. Belki kendi çaplarında iyilerdi ama bize göre değillerdi. Mesela Medine'den taşınır ayak öyle güzel bir kazık yedik ki anlatamam. Yaptığım bütün iyilikler (söylenmez! söylemeyeceğim!) içime acı oturdu. Tam güvenmişken, tam çocuğumu ona emanet edebilmeyi başarmış, iş başvuruları yapmayı düşünürken, o lanet kocası yüzünden ortada kaldık. Hem de ertesi gün taşınacakken... Kocası bizim evi yönetti diyeyim siz anlayın. Neyse! Giden gitti biz şarkılar söyledik içimizden. Tabi Medine'ye olan güvenimiz biraz zorunlu oldu. Çünkü anneannem ölümlerden döndü. Anneannem yoğunbakımlardan aylarca çkamadı. Hastane ve ev arasında yaşadığımız o günlerde güvenmeye mecbur kaldık. Gerçi Ayten ablam sağolsun hep kontrol altında tuttu. Amma velakin acılar içinde kıvranırken güvenmek zorunda kaldık. 
Anneannem bu süreçte 4 kere gitti geldi. Hastaneye gitti geldi o ayrı ama bildiğin diğer tarafa gitti gitti geldi. Ömrümüzden ömür aldı. O günleri o saatleri, o acımı nasıl ifade edebilirim bilemiyorum...
Medine gitti akabinde Firuza geldi. 47 yaşında torun torba sahibi hoş bir kadın. Memleketinde patronluk falan yapmış. Belliydi ama her halinden... Yollamasaydık bana patronluk yapacaktı yakındı... Tırnaklar yapılı, serçe parmağım kadar tırnağı vardı, sen düşün. Her sabah kaşlar çiziliyor, saçlar fönleniyor. Ben mi? Haftada 1 anca yıkanabiliyor, tırnaklarım amele, saçlarım çıldıran kadın... Temizlik falan yapıyor iyi hoş da öyle dip bucak falan değil, kaynanamın gördüğü yerleri... Ulan onu bende yaparım kokona! İyi kadındı orası öyle ama Duru pek alışamadı. Çünkü biraz pasif kaldı. Varsa yoksa internette çocuklarıyla konuşsun... Yurtdışından getirdiği ayfonu da kitlendi mi! Aman Allahım! Tufan kadının sekreteri oldu. Herifler, çocukları Tufan'ı arar oldu :) Vallahi denyoyuz biz. Başka açıklaması yok. Bakkala gidiyorum diye çıkan kadın 5 saat ortadan kayboluyor ve ben geldiğinde ''amaaan izin kullanmıyor nasılsa, izne say'' diyorum kendi kendime. Çünkü bildiğin su katılmamış gerizekalıyım!!! Daha neler...
Hadi onu yolladık. Sonra geleni ne siz sorun ne ben söyleyeyim. O aslında bakıcılığa falan değil, bence burada koca bulmaya,(zengin koca bulmaya) gelmiş. Özbek ama bildiğin Rusya'da yetişmiş Özbek. Saçlar poposunun altında, simsiyah, giydiği pantolondan poposunun kıvrımları, belinin oyuğu, bluzlarından ufak memelerinin çıkıntısı, girintisi belli. Bir de bayağı filmli geldi. Yok pasaportu öbür evde kalmış, yok öbür evde adam buna sarkmış, yok her evde sarkarlarmış buna... Dedim ''benimki de sarkar aman dikkat et düşmesin''... Bakımlı olsun bu benim hoşuma gider. Güzel olsun gözümüz gönlümüz açılsın, o da hoşuma gider. Ama rahat olmasın arkadaş. Çocuk emanet edeceğiz. Bacak bacak üstüne atmalar, parka çıkarken giyecek kıyafetim yok ama diskoya falan gidersek kıyafetim var demeler!!! Te Allahım ulan salak karı biz diskoya çok gidiyoruz zaten, he bir de gidersek Duruyu'da yanımıza alacağız ki sen orada Duru'ya Lambada falan öğret! Zorla küfür ettirecekler bana. Ya da ben bakarım çocuğuma sen al kocamı git beybim! 
Vallahi başımızı belaya sokacaktı o bildim ben. Neyse aldım karşıma dedim ki sen ister 600 dolar yuva ister bu kadar dolar! :))) Dedim hoşçakal...
Rahatladım. Rahatım. Mutluyum. Bir daha büyük sözüme tövbe bakıcı falan istemem. 
He çooook zengin olurum böyle o zaman 3-5 tane olsun tabi ama çocuğa değil bana baksın :))

Duru yuvaya başladı. 1 aydır düzenli gidiyor. Çok çabuk adapte oldu. Tahmin ediyorduk zaten olacağını. 
''daha çok erken nasıl kıydınız, ayyy çok küçük daha'' Ulan kuş beyinli!!! İyi oku yazacaklarımı:
-Sen çalışıyorsun çocuğunu annene, kaynana falan bırakıyorsun ya hani. Ne öğreniyor onlarla? Ne yapıyorlar? Parka çıkarsalar totolarından soluyarak ne kadar koşabiliyorlar peşlerinde? Hele ki benim çocuğum kadar park ve çocuk manyağı bir çocuksa? 
-Sen çalışmıyor, çalışmayı da düşünmüyorsun, kendin bakmak istiyorsun mesela diyelim aynı ben gibi... Ne kadar sağlıklı vakit geçiriyorsun evde çocuğunla? Kaç saat? Senin evinin işi, yemeği, temizliği, çamaşırı, boku püsürü yok mu hiç? Ya da evde yardımcın var sen bütüüüün gün çocuğunla onun yaşına inerek oyunlar oynuyorsun hee (!) Hadi canım sende. 
-Çalışmıyor, benim gibi çalışmak istiyor, bakıcıya alışmaya çalışıyorsun... Türk ya da yabancı... Ne verecek o bakıcı çocuğuna? Hadi 6 aylıktan, 1 buçuk yaşına kadar anlarım! Çocuğun tam sosyalleşmeye çalıştığı, oyun oynamak istediği zamanlarda ne öğretecek çocuğuna eğer durumun bizimki gibiyse MÜREBBİYE tutamıyorsan! Yani dersen Fransız mürebbiyem var eğitiyor çocuğumu, he o zaman anlarım, çocuğun çocuğa ihtiyacı var, mürebbiyeye dersin günde 1-2 saat parka çıkar diye, o iş tamam! 
Be manyak! 
Bizim çocuk 2 yaşına girecek 1 ay sonra hala belirli kelimeler kullanıyor. Eğer bu bakıcılara devam etseydik 5 parmak yerine 5 pormah falan dyecekti haberin var mı senin? Ben ki diksiyon konusunda takıntılı bir kadın olarak!!!

Neyse sen, o ya da bir başkası mükemmel olabilir. Ama ben çocuğumu 22 aylık yuvaya başlatacak kadar gaddarım. Güle oynaya gitmesine, ağlayarak evine gelmesine sebep olduğum için çok kötü bi anneyim. 

Çocuğumu verdiğim yuva hakkında sorularınız olursa mail adresimden bana ulaşabilirsiniz. 
Çok memnunum, gözüm hiç arkada kalmıyor. Sahipleri o kadar şeker, o kadar tatlılar ki... 
Bir pedagog var başlarında daha ne isterim ki? Hem de öyle böyle bir pedagog değil. Kapalı kapılar ardında değil, çocuklarla iç içeler. Ticaretten evvel çocuğun mutluluğu ve ailenin mutluluğunu düşünüyorlar. Ve aldıklarını paranın hakkını fazlasıyla veriyorlar. İşin en enteresan en sürpriz yanıysa resmen 30 yıl evvel benim yuva öğretmenliğimi yapmış Ayşegül öğretmenin, Duru'nun okulunda öğretmen olması... Allah'tan başka bir şey istesem olur muydu acaba? 
Sözün özü en önemlisi çocuğumun mutluluğu. Şimdilik Duru çok mutlu. Gülerek, koşa koşa gidiyor, ve ağlayarak çıkıyor. Her sabah ''atta abba atta abba'' diyor. Abba okuldaki arkadaşları, atta da okul :)
Keşke daha evvelden haftada 3 gün falan yollasaydım. Bunca bakıcıyla zaman öldürüp sinir hastası olacağıma... 

Gelelim bana... 
Ben iyiyim. Arada sinir harbi yaşıyorum yine. Geleneksel Begüm tripleri. Ama genel anlamda mutluyum. 
Evimi yeniden süpürmeye başladım, elime viledayı aldım alalı böyle huzurlandı içim. Temizlikte bir numarayım diyemem ama özlemişim be! Sabahları, gece kaçta yatarsam yatayım erken kalkıyorum. En sevdiğim de bu. Erken kalkmaya alıştım. Şimdi 3-5 güne havuz açılacak hele bir açılsın, sabah sporu sonrasında havuz. Biraz kendime gelip, akabinde işe başlamayı planlıyorum. Kafama göre bir iş bulursam deymeyin benim keyfime :)
Otur otur otur... Nereye kadar. Al sana çocuk çıktı ortaya. Eskiden evde oturan annem olsun isterdin ama şimdi dönüp bakıyorum da iyi ki çalışan, kariyer sahibi bir annenin kızı olmuşum diyorum.

Amaaaaan neyse sizi bilmem ama kendi kafamı pek şişirdim:)
Bu konu uzamasın. 
Özetleyecektim sözde.
Al sana özet.
Bakıcıya bakıcı olmaktan vazgeçtim :) 
Hepsi bu kadar.