29 Şubat 2012 Çarşamba

ÇEKİYORUM, ÇÜNKÜ BEKLİYORUM!

En güzel günler'miş bu günler.
Bugünlerde yarınların hayalini kurarken, hele bir de bu kadar hassasken,
çok da güzel değil açıkçası bu günler.
İstiyorsun ki hemen gelsin beklediğin günler...
Ne getireceğini bilmediğin geleceğe gel diye yalvarırken buluyorum kendimi çoğu zaman.
Nedensiz gözyaşları, sebebi bariz belli olan hırçınlıklar, kendini güzel hissedememe,
kendini bir boka yaramıyor hissine kapılma, yemek yaparken bayılma hissi,
duş alırken bile nefes nefese kalma, dökülen saçlar, içe gelen fenalıklar,
giyinip terleme, soyunup üşüme,
çamaşırları makineye yerleştirirken 20 saniyede doğrulabilme eğildiğin yerden...
Yeni uyanmış olsam bile gözümden akan uyku.
Belki size göre hamileliğin en güzel en hatırlanası an'ları...
Belki bana göre de öyle olacak bir kaç ay sonra.
Ama şimdi!
Bunları yaşarken yaşadığım yorgunluk bir kenara,
uzandığım vakit düşündüğüm zaman elim kolum tutmaz hale geliyor.

Bunlar olurken, ya da olmak üzereyken karnımda minicik bir kıpırtı hissettiğim zaman geçiyor işte o yaşadıklarım, ya da yaşarken hissetmez oluyorum hiçbirini...

Nazar! Bugünlerde en çok geldiğim şey!
Kimse üzerine alınmasın sakın.
İnsanın en çok kendine nazarı değermiş.
Ki zaten öyle değil mi insan en büyük kötülüğü yine kendine yapmaz mı?
Başkasından gelen zarar bile yine insanın kendi yüzünden değil mi?

Geçsin istediğim günler hangi günlere gebe bilmiyorum ama ben güzel kızımı bir an önce kollarımın arasına sağlıkla almak istiyorum.

Yalnızım buralarda. Ama İstanbul'da dahi olsam yine yalnızlığı seçerdim.
Sakinlik huzur'muş çünkü, evlendikten sonra bunu anladım.
Tek can yakan, bazen konuşmak istediğinde yanında kimsenin olmaması.
Sağolsun canım annem bu konuda beni hiç yalnız bırakmıyor. Sürekli konuşuyoruz...

Bir söz var ya hani, eskiden hep gülerdim... Ama gerçeklik payı ne kadar da fazlaymış.
Beklenen gün gelecekse çekilen çileler kutsalmış!
Çekiyorum, çünkü en kutsal o an'ı bekliyorum!

Gerisini bana sormayın.
Çünkü gerisi zaten geride...
Yüreğim ve gözüm sadece ileride!

SEVGİLER!!!

27 Şubat 2012 Pazartesi

Blog'unuz Anne Bebek Dergisi'nde olsun mu?


http://aslihangunduz.blogspot.com/2010/12/blogunuz-anne-bebek-dergisinde-olsun-mu.html

Ne duruyorsunuz?
Üstte sizi bekleyen linki tıkayın, blog sayfanızı Anne Bebek Dergisi'nde yayınlatın...

VE İŞTE O AN'LAR...

Amanın bu da neydi denilen an'lar...
Evet evet o an'lar.

19. haftamızı geride bıraktığımız bugünlerde, 'ayy, o da neydi, eveeeet, bak yaaa' diye kısa kısa konuşurken buluyorum kendimi. İlk 3-4 ay sadece psikolojik olarak varlığını hissettiğim bebeğimi
artık karnımda yavaş yavaş titreşimler halinde hisseder oldum.
Nasıl muhteşem bir duygu anlatılmaz anca yaşanır...
Sanki balık gibi kayıyor, ya da kelebek kanadın çarpıyor. Minik kıpırtılar...
Henüz güçsüz olsa da ''ben burdayım'' mesajları veriyor güzel kızım.

İnternet doktorculuğunu bırakmakla bırakmamak arasında bir yerlerdeyim.
İlk zamanlardaki gibi takip etmiyorum.
2 haftada 1 ''acaba ne durumdayızdır'' diye bakmadan edemiyorum.
Tabi yazılanlara göre de psikolojim değişiyor. Hamileyim ya:)
Sırt ağrısı olur derse sırtıma, baş ağrısı yazıyorsa başıma hallenmeler oluyor:)

Fazla uzatamayacağım.
Ocakta yemeğim var, vaktim dar:)
Seviyorum sizi...

Bu arada vaktimin çoğunu alan bloglar'da yok değil.
Bunlardan 1 tanesi

http://blogger-anneler.blogspot.com/2012/02/roportaj-isteyenler-bloglar-kimler.html#comment-form

Bakalım bizimle ne zaman röportaj yapacaklar:)



23 Şubat 2012 Perşembe

AŞKIMIZIN İLK SAF, TEMİZ MEYVESİ KARARSIZLIKLARIMIN ZİRVESİ:)

Kararsızlıklarımın kararlarını verdim...
Doğumu nerede yapacağım, Duru kızımın ikinci adı ne olacak?
Allah'tan bir mani çıkmadığı sürece kafamda netleştirdim.

Doktorumdan vazgeçemeyeceğim ve İstanbul'da doğum yapmak, gitmek, gelmek bizi bayağı zorlayacağı ve evimden çok fazla uzak kalacağım için İzmir'de kalmaya karar verdim.
15 gün izin alabilen annemle beraber doğumdan 1 hafta 10 gün sonra İstanbul'a geleceğim Allah nasip ederse. Çok zorlu, yoğun bir süreç bizi bekliyor farkındayım ama ben doğumdan sonraki süreci burada geçiremeyeceğimi az çok tahmin edebiliyorum.Bir kadının doğumdan evvel ve hemen önce annesine çok ihtiyacı oluyormuş. Tecrübeli arkadaşlarım sağolsunlar benimle deneyimlerini paylaştılar...
Gerek temizlik olsun, gerek dertleşme, gerek nazını, kaprisini çektirmek için olsun, en rahat edebileceğin yer annenin ve kocanın yanı oluyormuş. Gözlerimi kapattığım zaman gözümün önüne gelen görüntüleri seçebiliyorum. Yeri geliyor heyecanlanıyorum, bazen korkuyorum, endişeleniyorum, sıkılıyorum, sıkılmıyorum, tuhaf tuhaf türlü türlü duygular yaşıyorum.

Bu tuhaflıkların arasında en çok da annemi özlüyorum. 
Ve gerçekten anneliği hissettiğim şu günlerde, anneme ihtiyaç duyuyorum.
Kendime bile tahammülümün olmadığı anlarda annemi yanımda hayal ediyorum.
Herkesin annesi kendine ama ben annemi sevmem bir kenara HAYRANIM ona!!!

Şimdi kızım oluyor. Biliyorum zorlu bir o kadar keyifli bir süreç bizi bekliyor.
Çatışmalar, kapışmalar, yasaklar, asilikler... Ve daha neler neler.
Üzdüğüm kadar üzülürsem, ben annem kadar güçlü olabilir miyim bilmiyorum.
Allahım annemin tahtı benim bahtım olsun diye boşuna yazmamıştım ben günün birinde...

Neyse duygusal terminatörlüğümü bir kenara koyup isme geçelim:)

Kızımın bir ismi belliydi zaten. DURU...
İkinci ismi için DENİZ diyorduk fakat ben ikisininde aynı harfle başlamasını istemediğimden, ve daha AZ kullanılmış bir isim olmasını arzu ettiğimden uzun araştırmalar sonucunda kararımı verdim.
Rüyama herhangi bir isim girmediği sürece artık değiştireceğimi pek sanmıyorum. 

İki isim yanyana geldiğinde bütün olarak o kadar güzel bir anlam taşıyor ki...

DURU BELİS BAĞCI

BELİS: Aşkın ilk meyvesi:)

Yeriz biz o saf, temiz meyveyi, Duru Belis'i :)

Aslında otursam daha neler yazarım neler...

Öperiz güzel nanaklarınızdan.

Şimdilik bu kadar:)



20 Şubat 2012 Pazartesi

İSİM TRAFİĞİNDE DURU'YA YEŞİL IŞIK YANDI DA; İKİNCİ İSİM(LER)İ SARI IŞIKTA TAKILI KALDI

Kızımın adını daha cinsiyetini bilmeden belirlemiştim.
Tabi 2 isim vardı aklımda.
GÜNEŞ ve DENİZ...
Fakat ikiside unisex isim olduğundan oğlum olsa da koyabilecektim.

Hamile kaldığımı öğrendiğim vakit doğacak çocuğuma hiç bir ismi yakıştıramaz oldum.
Benim kızımdı o.
Babasının kızıydı.
Annesi prenses, babası çok kuvvetli rüzgardı.

Kızım olduğunu öğrenmeden bir gün evvel DURU isminin kızımıza çok yakışacağını düşündük babasıyla...
Yanına DENİZ'i uygun bulduk.
DURU DENİZ...
Yaklaşık 2 aydır Duru Deniz diyoruz...

Fakat benim yıllardır en sevdiğim isim olan Deniz sanki Duru'nun yanına olmuyor.
Yakışmıyor.
Ya da yakışıyor ben aç gözlülük yapıyorum. Bilmiyorum.
İkisi birden D harfiyle başlamasın en azından diye düşünüyorum.

Şimdi kafamda 2 isim var.
Biri ADA diğeri TALİA...

Talia'nın anlamı: 1. Tulû eden, çehre. 2. Talih, şans, kısmet.

Şimdi;
 ADA DURU & DURU ADA ya da; TALİA DURU & DURU TALİA

Ne olmalı kafam karıştı. Babamız ADA olsun istiyor.

İleride ismini sevsin istiyorum. İsmi gibi olsun istiyorum.
Adını severek söylesin, adıyla kimse dalga geçmesin istiyorum.
Bana hep gümgüm derlerdi mesela...
Demesinler benim DURU kızıma...

Ah bu kararsızlık.
Ah bu annelik.
Ah ah!

Nasıl hitap edeceğimi şaşırıyorum prensesime.

Ah şimdi bir de İZMİR girdi aklımıza.

Yoksa İZMİR DURU...

Tamam be tamam sustum.
Daha 4 ay var önümüzde...
İçimden düşünüp, son kararımı sizlerle paylaşacağım.

Kafam karışık olduğunda kelimelerim yarışıyor, cümlelerim karışıyor.

Hadi sustum:)

15 Şubat 2012 Çarşamba

NE KAKATECEYMİŞ BE:)

Yıllar sonra Kıbrıs'a gitmek...
Yanımda kocam, karnımda kızımla...
Uçak indiği an gözlerim dolu dolu oldu, tutamadım kendimi.
Yıllar önce %50 burslu olarak kazanmıştım.
İstediğim bölümü seçme şansımda vardı. Psikoloji okumaktı niyetim.
Annem ''o bölümü seçeceksen göndermem'' deyiverdi.
Ne kadar iyi tanımış kızını. Gerçekten yapamazmışım...
En kolay bölümü seçmeliydim, sevdiğim işi yapamayacaksam...
Radyo-Tv-Sinema...
Seçmez olaydım!
Hiç bir şeyden habersizdim. 19 yaşında, şimdikilere nazaran küçücük bir kızdım.
Evimden kilometrelerce uzağa gelmiştim.
Bambaşka bir hayattı, bambaşka bir yerdi, her türden insan vardı.
Adapte olmakta çok zorlandım.
Öyle ya da böyle 1 yıl kalabildim orada...
Üniversite için değil ama bazen keşke kalsaydım, dönmeseydim diye çok hayıflandım.
Bazen iyi ki döndüm diye...

Sonuç olarak dönmeseydim, belki bugün kocamla oraya gidemeyecektim.
Kim bilir belki orada bir hayat kurmuş olacaktım, belki bambaşka alemlerde olacaktım.
Belki bir trafik kazasında hayatımı kaybedecektim.
Belki yanlış arkadaş seçimlerim yüzünden sürünecektim. Kim bilir...

Orada kalsaydım eğer yaşayabileceğim tüm sıkıntıların kat be kat fazlasını ana&baba evinde yaşadım.
Yaşayacakmışım. Kötü insanları tanıyacakmışım. Kazık yiyecekmişim. Ağlayacakmışım.
Oradan bunları yaşama korkusuyla dönüp, anamın babamın kanatları altında o sıkıntıları yaşadığım için iyi ki yaşadım diyebiliyorum. En azından en yalnız,en boktan hissettiğim anlarda kendimi annem babam vardı yanımda.

Kıbrıs benden çok şey aldı, bana çok şey verdi...

En güzeli ne biliyor musunuz? Öğrenci olarak gittiğim o yerde bugün kocamla gezdim.

Büyük konuşmayı hiç sevmiyorum. Ama içimden geçen ufak bir şeyi paylaşmadan edemeyeceğim...
Annem benim isteğimle, benim geleceğimle oynamamak için beni yolladı.
,Edindiğim tecrübe sonucu, kızımı en fazla buradan İstanbul'a yollarım.Ya da nereye gidiyorsa peşinden giderim. Anasına benzerse gerçi o da 'sıçarım özgürlüğüne, üniversitesine, ben bu ortama mı geldim'' der ve döner. Ama ne gerek var değil mi?


Dün oralarda olmasaydım bugün buralarda olamazdım.
Dün o kadar ağlamasaydım bugün bu kadar gülemezdim. 

Son olarak fotoğraf aşkımın 2003 yılında başladığı yerde, 2012'de  fotoğraf çekmek ayrı bir keyifti...




14 Şubat 2012 Salı

BUGÜN SEVGİLİLER GÜNÜ AMA ''HER GÜN'' SEVENLERİN GÜNÜ

Sevgililer günü...
Aslında kızmıyorum böyle günlere.
Sevgi sadece 1 güne sığmaz ama haykıramayanlar, yalnızlar,
platonikler için yapılmış bir gün gibi geliyor bana.
Çünkü nerede sevgilisi olmayan, yalnızlıktan bunalan, terk edilen insan varsa bugünü aylar öncesinden bekler. Hatta bugün yalnızsa, gelecek senenin sevgililer gününün hayalini kurmaya başlar.

Sevgililer günüyse ne olmuş anasını satayım!
İlle bugün mü hediye alınmalı sevgiliye?
Hem de dün alabileceğin fiyatın bugün x2 olacağını bile bile...

Sevgi; sevgililer gününe sığabilecek bir şey değildir.
Sevgiyi 365 güne zor sığdırırken insan 1 günde kutlanmasını beklemek ahmaklıktır.
Ama işte hepimiz ahmağız. Kutluyoruz bir şekilde...
Ayak uyduruyoruz toplumun bize dayattıklarına.

Tanışma günümüz
Kaynaşma günümüz
İlk öpüştüğümüz gün
Sözlendiğimiz gün
Evlilik yıldönümü
Yılbaşı
Sevgililer günü
İlk ayımız
2. ayımız
3. ayımız
17. ayımız
39. ayımız

Böyle uzar gider bu...

Bugünü hatırlamayan insanlar olduğunda yanımızda küplere biner, sevilmediğimizi düşünürüz.

Oysa insanlar 1 gün değil 1 ömür sevilmek ister.

Bana soracak olursanız SEVGİLİLER GÜNÜ'nde sevgilin ne yaptı senin için diye?
Size benim sevgilim beni 1 ömür sevmeye 16 Temmuz'da söz verdi.
Beni her gün bir önceki günden daha fazla seviyor.
İlle çiçek böcekse zaten benim sevgilim sevgliler gününü,
yıldönümü, ay dönümü , kıl dönümü vs beklemiyor...
Önemli olanda bu zaten.
Şimdi sevgililer günü bizim için önemsiz mi?
Evet önemsiz!
Dayatılan bu günü kutlamayacak mıyız?
Elbette kutlayacağız.
Ama bugüne özel değil, her günkü gibi, ilk günümüz gibi, son nefesimizde olacağı gibi...

Unutmadan 'her gününüz sevgililer günü tadında kutlu olsun ki, ömrünüzün sonuna kadar geçireceğiniz her an mutlu olsun''...

Hem sizin hem bizim için.


Sevgililer, sevgisizler, sevimsizler, seviyesizler, sevilenler, sevilecekler, sevişenler, sevişgenler

Hepinize bol bol SEVGİLER...


13 Şubat 2012 Pazartesi

YARDIMA İHTİYACIM VAR! SİZ OLSANIZ N'APARDINIZ???

Önceden planlanması şart bir durum bu...
Daha 4 ay var önümüzde ama geçer su gibi hem de...

Bilenler biliyor İstanbul'dan İzmir'e yerleştim evlenince.
Tufikoyla ailelerimiz İstanbul'da.

Şimdi ben doğumu nerede yapmalıyım?

Hani insanların ufacık şeylerden kafası karışır ya, asıl kafa karışıklığı hakikaten buymuş.
Tövbe tövbe:)

İzmir'de doğum yaparsam;

İnanılmaz severek ve güvenerek gittiğim doktorum yapacak doğumumu. (Doğum fiyatları hakkında kesinlikle bilgi vermiyor, doğuma kadar)
Kendi evimde, kendi şartlarımla, kendimi o koltuktan diğerine atarak rahat rahat hamileliğimin son günlerini keyifle geçirebilirim.
8. ayda bana bakmaya birileri gelebilir. (annem çalışıyor gelemez, gelirse doğumdan sonra yanımda olamaz, teyzem, perihan, kayınvaldem, kuzenlerim vs.)
Peki benim son günlerimde herhangi birinin yanımda olması ve bana ait olan bir yerde olması beni ne kadar rahat ettirir? Demem o ki; evde bana dahi bakılıyor olsa sonuçta gelen misafir...
Bunun yemeği, yatağı, dağınığı, temizliği, kafana göre takılamayacak olması vs. var.
Mesela uykum geldiğinde 'ya benim uykum var yatacağım' demek bile zor geliyor bana evde birileri varken...
Misafir 'bana bakmak için' değil de normal zamanda gelse başımın tepesinde yeri var...
Ama yaşamadım, bilmiyorum. Doğru muyum onu da bilmiyorum.
Kimseyi kırmak istemiyorum.
Sanırım kafayı yiyorum:)
Sonra; en kötüsünü düşünelim tuvalet ihtiyacım olsa, ve zorlanacak olsam ya da düşsem o halde, ben kimsenin beni görmesini istemem annem dışında. Teyzem anne yarısı olabilir ama onun yanında bile çocuğumu emziremem ileride o kadar söyleyeyim...
Hadi geldi x biri bana bakmaya...
Doğum vakti geldi.
Herkes İzmir'e mi gelecek? Bütün yakınlarımız İstanbul'dayken...
Hadi geldiler diyelim.
O kadar insan nerede yatacak, kalacak?
Hadi yattılar, kaldılar diyelim...
Ev sahibi lohusa yatakta evde herkes mutfakta, tuvalette, odalarda, temizlikte, misafir olarak geldikleri evde misafir ağırlamakta. Ben ne olacağım Allah korusun stresten sütüm kesilecek...
Her kafadan bir ses vs vs.


Gelelim İstanbul'da doğum yaparsama;

Yeni bir doktor arayışına bugünden başlamamız gerekecek. Tavsiyeler, o doktor olmazlar, bu doktora da gidelimler, ben o doktoru istememler, ama bu doktor daha iyiydiler...
Ben doğumdan ne kadar evvel İstanbul'a gideceğim?
7 aydan sonra yolculuğun yasaklandığı gebelikte ben nasıl İstanbul'a gideceğim?
Hadi gittim.
Evet annem bana prensesler gibi yatağımı, bebeğimizin yatağını, herşeyini hazırlar, prensesler gibi olur, prensesler gibi doğururum. Herkes bebeğimle bizi görmeye gelebilir. İstanbul'da doğuracak olmam bir çok kişiyi mutlu edebilir...Kimseyi yollara düşürmeden rahat rahat...
Peki doğumdan en fazla 1 evvel İstanbul'a gideceksem, en az Bayrama kadar kalmam gerekecek.
Bunun mevlutu var, bayramı var, bebek gezdirmesi var.
İstanbul'a demir atmak gerekecek.
Eeee ama benimde bir evim var, benimde bir kocam var.
Adam ne yiyecek ne içecek diye düşünmüyorum. Benim kocam yıllardır kendi yaşayan bir adam. Kendine çok iyi bakar. Belki ben yokum diye redbull içer bol bol o kadar:)
Ama kocam bebeğimizi ve beni özler. Yine sevgili olduğumuz zamanki gibi her hafta sonu İstanbul- İzmir arası mekik mi dokuyacak? Hadi varsın dokusun, dokurda...


Demem o ki hatta sormam o ki ben şimdi ne yapmalıyım?
Sizce kıçımı kırıp, İzmir'de kalıp,  kendimi birilerine baktırma kisvesi altında strese girip, çok güvendiğim doktorumda doğum yapıp, 2 aydan fazla mı zindan mı edeyim?

Yoksa her kadının ihtiyacı olan annesinin dizinin dibine gidip evinden belki aylarca uzak kalıp, yeni doktor telaşına girip İstanbul'da mı doğumumu yapayım?

Ben mi ne istiyorum?
Bakın anlatayım:
Kendi evimde olmak istiyorum, kendi doktorumda doğum yapmak istiyorum.
Doğuma kadar annem dışında başımda kimse olsun istemiyorum.
Kendi yatak odamda yatmak istiyorum.
Annem ve babamın evindeki odamda olmak istiyorum.
Herkesin orda beni ziyaret edebilmesini istiyorum.
Ama çok kalmak istemiyorum.

Mesela İzmir'de doğursam 2-3 gün sonra İstanbul'a geçsem? En az 1 hafta dinlenmem gerekiyormuş.
Tamam o zaman doğursam 1 hafta sonra İstanbul'a geçsem, İzmir'e doğum için gelenlere '' hadi ben doğurdum, 1 haftayı devirdim, şimdi İstanbul'a gidiyorum'' desem...

Ay ben ne istediğimi bilmiyorum!!!


Sizce ben ne yapayım?
Fikir ve önerilerinize açığım.
İster özel ister genel yorumlarınızı benden esirgemeyin.
Çünkü 5. aya girdim ve buna biran evvel karar vermem şart!!!

SİZ OLSANIZ NE YAPARDINIZ???
SİZ OLSANIZ NE YAPARDINIZ???
SİZ OLSANIZ NE YAPARDINIZ???





İSTANBULİZMİRİSTANBULİZMİRİSTANBULİZMİRİSTANBULİZMİRİSTANBUL:(

HOŞGELİYORSUN DURU KIZIM...

KIZIM...

Evet sana artık doya doya, bağıra bağıra KIZIM diyebilirim.
Bugün doktor amcan senin %100 kız olduğunu söyledi baban
ve bana...

Dünyayla tanışmana az kaldı yavrum.
Ana rahmine düştüğün ilk andan bugüne kadar geçen süreyi bir kez daha yaşadığımızda sen Allah nasip ederse babanla benim kucağımızda olacaksın.


Ben çocukken evcilik oynardım.
En çok oynnadığım oyundu gelincilik ve annecilik...
Annecilik oynarken hep kızım olurdu benim.
Kıvırcık kara saçlı, renkli gözlü, azıcık fenalık topu, güzel, şirin, yaramaz bir bebeğin annesi olurdum.
Şimdi gerçekten anneyim.
Senin annenim...
Sen babanla bizim yemeye kıyamayacağımız meyvemizsin.
Sen bizim meleğimizsin.
Sen annen gibi prensessin...

Yaz kızı olacaksın meleğim.
Güneş bizi yakarken sen güneşten bile çok aydınlatacaksın bizi.
Gecelerimizi bile...

Seni kucağıma aldığım an en sevdiğim olacağını biliyorum.
Babanın en sevdiği olacağını biliyorum.
Çünkü sen henüz doğmadan bile bizim en sevdiğimizsin.
Nasıl bir dünyaya geldiğinin önemi yok, nasıl bir aileye geldiğinin önemi çok yavrum.
Sen seni çok sevecek, senin için hiç bir fedakarlıktan kaçınmayacak deli bir anne, deli bir babaya sahipsin.
Annen gibi çok sevileceksin. Anneannen gibi anne olacağım sana.
Benim gibi üzeceksin belki sende beni.
Ama sende benim annemi sevdiğim gibi sev kızım beni...
Çünkü sevgi denen o şey var ya, o kadar güçlü bir şey ki... Tarifi yok.
Çatışırız, dalaşırız, anlaşamayız, ama sadece birbirimizin dilinden anlarız, birbirimizin ellerini tutunca cenneti anlarız...

Benim gibi herkesi sev, benim gibi yağmurları sev, benim gibi ezan sesini sev.
Benim gibi babanı sev.
Baban gibi güçlü ol, baban gibi dürüst ol, baban gibi Allah'tan kork.
Baban gibi anneni sev.

Bizi seçme hakkın yoktu ama bizi sev kızım.
Çünkü biz seni çok seviyoruz.

Hayata yenilme.
Arkadaşların çok olsun ama dostun olarak hep beni bil.
Çünkü ileride bir gün yüzleşeceğin bu durum seni çok üzer...

Her önüne gelene güvenme, sırrını verme.
Sırrını saklayabilecek tek insan ben olacağım bunu asla unutma güzel kızım.

Annemden uygulayamasam da öğrendiğim ne varsa sana öğreteceğim.

Şimdi en güvenli yerde, sıcacık bana sımsıkı sarılarak yaşıyorsun. Ama hayat böyle güvenli olmayacak...
Bu denli güvenli olmayacak bu hayatta baban ve ben seni koruyabilecek miyiz bütün kötülüklerden, ve seni kusursuz bir insan olarak yetiştirebilecek miyiz?
Şimdi düşündüklerim bunlar...

Hata yapmayan insan hatasızlığı yaşayamaz kızım. Elbette sende hatalar yapacaksın. Yanlışların olacak.
Başkaları yüzünden ya da kendi yüzünden...
Her acı, her göz yaşı, her kazık, her yanlış, seni doğruya götürecek ve hata yapmamayı ya da en aza indirmeyi öğreneceksin. Hiçbirimiz dört dörtlük insanlar değiliz. Ama dört üçlük olabiliriz...
Sen hiç ağlama meleğim.
Kimseler seni üzemesin.
Sende kimseleri üzme.

Kimseyi kıskanma annen gibi...
Ailesinin bir tanecik prensesi olan sen de benim gibi sadece babanı kıskan annenden...

Tavsiyeye ihtiyacın olursa, kimsenin tavsiyesine kulak asma.
En doğrusunu sana annen ve o tertemiz yüreğin gösterir melek yüzlüm...

Geçmişimizde sadece bir hayaldin, şimdi plan, bir kaç ay sonra gerçek olacaksın.
Gelecekte okuyacağın bu yazıyı ben geçmişte yazmış olacağım.
Belki olurum belki olmam, sıralı değildir ölümler...

Sen sadece sen ol kızım.Güçlü ol.
Masumiyetinle bütün çirkinlikleri güzelleştir annecim.


Allah korkusu olmayanlardan kork, babana aşık ol, anneni dost bil,
zaten yeter...

Seni çok ama çok seviyorum DURU DENİZ'im.



9 Şubat 2012 Perşembe

HEYECANLIYIM, YOLUN ORTALARINDAYIM:)

16+5
17. haftanın sonları...
Zaman ilk 8 haftanın aksine hızla ilerliyor. Karnım gün geçtikçe şekilleniyor. 
Tartıda hayatında 60'ı görmemiş ben bu aralar göreceğime hazırlıyorum kendimi.
Göbek o göbek. Evet hem de bebekle kaplı göbek.

Sanki çok yorulmaya başladım. Nefes alıp verirken zorlanıyorum kimi zaman.
Kalçam son günlerde çok ağrıyor. Oturup kalkarken yaşlı teyzeler gibi ''amaaaan, offf, ahhh'' diye hayıflanıyorum. 

Heyecanlıyım.
Gün içinde bebeğimizin boş odasına girip öylece oturup hayal kuruyorum.
Nasıl olacak, neye benzeyecek, sesi, gülüşü, bakışı, ilk kelimesi, ilk yürüyüşü, emekleyişi...
Allah isteyen herkese bu muhteşem duyguyu mutlaka yaşatsın inşallah.

Hani biz hiçbir şey almamıştık ya, almayacaktık ya... Bugün yalan oldu işte o...
Tufiko'yla bir bebek mağazasına girince kendimizi kaybettik.
Bir baktık Tufiko almış eline emzik, biberon, kanguru, tırnak makası, sümük temizleyici, ''bunları alıyoruz'' diyor. 
Hızını ve gazını alamayan kocam bir paket içinde 12'li renkli ve kalpli kilot takımını almış eline ''ayy bunlarıda alıyoruz' derken, satış temsilcisi bayan ''o kilotlar 8-10 yaşlar için'' deyince benim heyecanlı kocam hemen yerine koydu güzel kilotları:) 
Neyse sonuç olarak 3-5 parça bir şeyler almış olduk bebişimize.
Ve asıl önemlisi bilmediğimiz çok şey öğrendik.
Ya da fikir edindik...

Bebek odası yapmalıyım diye tutturan ben, oda almaktan vazgeçtim.
Tamamen pratik olduğuna gözlerimle inandığım park yataklardan almaya karar verdim.
Hem bütçeye, hem de bebeğe daha uygun olduğunu düşünüyorum.
Hem oyun oynayabilecek, hem uyuyabilecek.
Hem de bir ayağı İstanbul'da olan ben, bebeğimi yatağından asla ayırmamış olacağım.
Çantasının içine katlanıp istediğin yere taşıyabileceğin bir yatak.
Ve yaklaşık 2-3 yaşına kadar rahatlıkla kullanabileceğiz.

Bebek arabası konusunda çok kararsız kaldık. 
Ama Kraft'ın 3 tekerleklisi ve 4 tekerlekli bir modeli çok hoşumuza gitti. 
Benim istediğim ana kucağıyla beraber olsun...

2 çocuk annesi bir arkadaşım Maxicosi ve Maclaren'lerin kullanışlı olduğunu söylerken, 2 ay evvel doğum yapan bir arkadaşımsa Kraft'ın bebek arabasını aldığını, ana kucağına gerek olmadığını, sürekli kucağında taşıdığını, kucağından ayırmadığını ve benimde ayıramayacağımı söyledi. 
Doğum yapan arkadaşlarımın yaşadıklarını, aldıklarını benimle paylaşmaları çok hoşuma gidiyor, çünkü fikir ediniyorum.Özellikle yeni nesil annelerden bilgi almak beni daha fazla tatmin ediyor.
Çünkü devir eskisi gibi değil. Bebekler bizlerin bebekliği gibi değil. 

Sonuç olarak bebek arabasında hala kararsızım. Daha erken zaten. Fikir edinme aşamasındayız henüz:)

He doğumumu İstanbul'da yapmaya karar vermiş gibiyim. Annemin yanında daha rahat edebileceğimi düşünüyorum. 1 ayı orada geçirip ondan sonra bebişimizi alıp 3 kişilik ailemizle evimize dönmenin hayalini kuruyorum. İzmir-İstanbul arası doğum yapma kararsızlıklarımı, kararlarımı ayrıca sizlerle paylaşacağım.

Şimdilik bu kadar.
Hem sevgililer günü, hem de bir daha ne zaman gideriz kimbilir düşüncesiyle Kıbrıs yolcusuyuz.
Bize iyi yolculuklar...
Büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öperim. 

Bye:)