30 Ocak 2012 Pazartesi

MİNİK ANNE BÜYÜYOR:)

Şaka maka geldik 16. haftamıza...
Problemsiz gelmiş olmanın huzuruyla, şimdi deli gibi ''ne zaman hareket edecek, ne zaman tekmeleyecek'' diye hazır olda bekliyorum. Arada kanat çarpması mı desem, seyirme gibi mi desem, işte o tarz bir şeyler hissediyorum. Anlık geliyor ve geçiyor.
Heyecanlanıyorum.
Acı eşiğim çok yüksek aslında benim.
5 kez böbrek taşı düşürmüş, diş sancısının dibine vurmuş,
regli dönemlerini hastanelerde, ya da yataklarda geçirmiş biri olarak doğumu geçtim
''acaba tekmeler acıtıyor mu'' diye düşünüyorum:)
Panik, meraklı, heyecanlı bir insanım.
Doktorum her ne kadar ''internet doktorculuğundan uzak dur'' dese de ben hala hafta hafta takipteyim, görüntüleri izliyor, yorumları okuyor, diğer hamilelerin deneyimlerine göz atıyor,
kendi yaşadıklarımla kıyaslıyorum.
Hala bir don bile almadım bebeğime.
6. aya kadar almayı pek düşünmüyorum aslında...
4. aya girmiş olsak bile saçlarımı hala boyatmadım.
13.Şubat'ı bekliyorum.
Kontrolümüzden çıkar çıkmaz kendimi kuaföre atacağım ve özüme kömür karası saçlarıma geri döneceğim:)

Saçlarımı uçlarından kestirmek istiyorum, kahkül istiyorum...
Ama istemekle kalıyorum.
Batıl inanışlar kafamın içinde duvardan duvara çarpıyorlar.
Hamilelikte saçlarını kestirirsen çocuğunun ömrü kısa olurmuş muş muş...
İnsanın inanası gelmiyor böyle hurafelere ama işte herkes aynı şeyi söyleyince miden bulanıyor,
''aman be 5 ay daha kestirmem'' diyorsun. Öyleyse bırakalım uzasın, kırpık kırpık...
Hem ne olacak, çocuğumdan önemli mi kafamdaki kıl yumağı...!

He bir de kendi evimde bile bir şey yemekten korkar oldum. Birinin evinde ev sahibine sormadan bir şey yiyip bir yerine sürersen bebeğinde o yediğin şeyin lekesi olurmuş. Anneme bile ''anne bak mandalina yedim, anne bak kahvaltı yaptım, anne bak hıyar yiyorum vs. diye haber veriyorum. İyice psikopatlaştım.
Sakınan göze çöp batar be kardeşim! Bu kadar ince düşünmemek gerek ama işte insanoğlu, annelik duygusu, ilk olmanın verdiği korkusu! Görmemişin çocuğu olmuş tutmuş şeyini koparmış misali yaşıyoruz işte:)

Bu arada taşındık, yerleştik, bittik...
Bir daha taşınırsam kafamı kessinler ama!
Anca Allah nasip ederse kendi evimize çıkarım.
Bir daha tövbe. Vallahi tövbe!

Şimdi artık sevgilimi, bebeğimi ve kendimi düşünmek istiyorum.
Önümüzdeki 5 ayı mutlu mutlu geçirmek, bebişimin gerilmesini, üzülmesini, engellemek istiyorum.

''Kızımız olacaktı gittin küçüğüm'' derken ''geldim, kızımız oluyor büyüğüm'' diyorum:)
Canım kocam, canım yavrum!
İkinizide çok öyle çok seviyorum ki...
Tarifi zor...
Ama ben tarif edemesem de siz bunu çok iyi biliyorsunuz!!!


Şimdi ben kocamın kalbini çaldım ya ondan habersiz, elimi kalbime sürdüm,acaba kızımında kocaman bir kalbi olur mu???



18 Ocak 2012 Çarşamba

BİR SONRAKİ EV KENDİ EVİMİZ ve BU SON (T)AŞINMAMIZ OLSUN

Hem içimi dökmek, hem de ''neden bunlar habire taşınıyorlar'' diye düşünüp,
konuşanları aydınlatmak istedim...

Taşınma telaşına alışkınız biz.
İlk çeyizlerimiz yerleşti, Sasalı'da villamıza taşındık.
Havuzlu, bahçeli, mükemmel bir evdi.
Tek eksiği çok fazla uzak oluşuydu. Tek başıma dışarı çıkamamam ve site içinde insanların birbiriyle iletişimsizlikleri yüzünden epey soğudum.
Zaten ev sahibi evimizi satmıştı, çıkın demiyordu, demeyecekti ama midemiz bulanmıştı bir kere...
Başladık ev arayışına.
İlk adresimiz Tufan'ın bekarken oturduğu Mavişehir'di.
Onun dışında Güzelyalı tarafında da yalı dairelerine baktık.
Ama evlerin çoğu dolaptan ev olduğundan vazgeçtik.
En son Mavişehir Pamukkale Blokları'ndaki evde karar verdik.
Göl ve yeşillik manzaralı, geniş, şık bir evdi.
Ve o olmalıydı.
Emlakçıyla anlaştık kontrat yapmak için Bostanlı sahildeki emlak ofisine geldik.
Oturduk kontratı okurken, Tufan ''ya bu sırada yalı dairesi yok mu bu fiyatlarda'' diye sorunca, kadın ''aa 2 apartman ötemizde var'' dedi. Tabi Tufan durur mu! Yalı dairesi...
Ben ''eskidir, şöyledir, böyledir'' diye söylene söylene gezerken buldum kendimi evde.
Salona girdim. Girmez olaydım.
O nasıl bir manzara.
O nasıl bir deniz.
O nasıl vapurlar, kuşlar, palmiyeler...
Aklımı kaçıracaktım.
Mutfak ve salonun manzarası anlatılmaz yaşanır cinstendi.
3 odası küçücüktü ama eşyalarımız kocamandı. Manzarayı görünce bir şekilde sığmalıydı.
Ve 15 dakika içinde karar verip imzamızı attık.
Badana, boya, tadilat derken büyük bir hevesle taşındık.
Manzara bizi bizden alıyordu.
Balkondan içeri giremiyorduk.
Bostanlı iskelesinden kalkan vapurlar, gelen vapurlar, bütün deniz trafiği evimizin salonundaydı.
Mutfak eşyalarım sığmadı, ortada kalan aletler, yiyecekler oldu.
Ama olsundu. Yani o manzaraya değerdi.
Yemek yapmak bile keyifti sonuçta.

Sasalı'da kırmızı odamızda yaşayan biz, Bostanlı'da salona terfi etmiştik. Salonda yaşamak çok güzeldi çünkü  oturduğun yerden tevlevizyonu izlerken, deniz trafiğini camının önünde izliyordun. Eşyalarımız büyük olduğundan bu evde kendini pek gösterememişti. Tek duvarı siyaha boyayıp, yaşanılır hale getirme sebebim bundandı.
2 kez deprem oldu. Birini yaşadım, ikincisini duydum. Daha sonra 7 küsür lafları aldı başını yürüdü.
Yaklaşık 200 m ilerimiz yamuk evlerle dolu olduğundan, beni korku aldı. Uyuyamaz oldum.
Uykularım kaçtı. Evimizin altının deniz olduğunu daha sonradan doldurulmuş olduğunu duyunca iyice soğudum. Ama daha taşınalı 1 ay olmuştu. Hamile kaldım. Önce evin 4 bir tarafında bulunan panjurlar beni sıkmaya başladı. Kaldıramıyordum. Tufan'da her gece kapatıp her sabah açmaktan sıkıldığından salonun balkonunda bulunan 7 panjurdan 2'sini açıyor, mutfaktaki 2 panjurdan çoğu zaman 1 ini açıyor, yatak odasını açmıyor ve beni karanlığa mahkum bırakıyordu. Daralıyordum. Hamile olmadan bile ağırlığından kaldıramadığım 35 yıllık panjurları, hamile kaldıktan sonra hiç elleyemiyordum bile.
Ee bir de bebek odasını nereye yapacaktı? Bir oda yatak odamızın gardolabı ve misafir yatağıyla dolmuştu. Diğer odaya tıkış tıkış kırmızı odamızın anca iki çekyatını ve üniteyi koyabilmiştik. Arka balkona çıkamıyorduk. Panjurlarını hala daha açmış değiliz. Hep karanlık hep karanlık.
Bizim yatak odasında gömme dolap, yatak ve tuvalet masası dışında bir şey almak mümkün değildi.
Taşınmak farz olmuştu.
Ama ya insanlar ne derdi?
Ulan 7 ayda 3. evlerine taşınacaklar demezler miydi?
Ama artık desinlerdi.
Ben ki İstanbul'dan yeni bir şehre gelmişim. Şehri tanımam, evlerini keşfetmem, talihsizce anlık verdiğimiz kararlar yüzünden, akılsız başımızın cezasını çeken ayaklarımız.
He bu arada biz villada oturduk, yalı dairesinde oturduk diye zengin değiliz! Hani kocamı miltimilyarder falan sanan varsa yanılır. Biz İstanbul'da Mecidiyeköy'de oturulan kiralara oturduk bu evlerde.
Evet İstanbulda bu oturduğumuz dairelerde 5000 liradan aşağı oturulmaz ama burası İstanbul değil.
Ve yineliyorum benim kocam milyarder değil, kendi yağımızda kavrulan, karnımızı doyurup, şükreden bir aileyiz.

Şimdi tek isteğimiz bebeğimizin sağlıkla büyüyeceği daha geniş, yine merkezi, bahçesi olan bir evdi.
Ve tek adresimiz Mavişehir oldu. Şimdi oturduğumuz evi tutmadan önce tutmaya karar verdiğimiz siteye gittik. Pamukkale evleri. İlk etapta 4 oda bulalım dedik. Sonra baktık ki 3 oda bize hayli hayli yetiyor...
Kocaman 3 oda, kocaman salon, salonun kış bahçesi yapılmış balkonu, kocaman mutfağı, kocaman girişi, ebeveyn banyosu... Evet dedik budur. Diğer tutacağımız evden tek farkı köşe daire olup, avm'ye 100m mesafede oluşu, site, deniz, yeşillik, ve Sports İnternational manzaralı oluşu... Tufan deniz manzarasına delirdiği için bu evde aklı kalmayacağı için ayrıca sevinçliyim. Depreme dayanıklı, çocuklar için bahçeli ve parklı...

Bugün hazırlığa başladık.
Boyacıya renkleri söyledim. Mutfak ve balkon için kesekağıdı, giriş ve yatak odasının yatak başı için simli vişne çürüğü, diğer kalan her yer için kırık beyaz...
Yavaş yavaş teyzeminde yardımıyla toparlanmaya başladık. Boyacı yarın başlıyor. Pazartesi günü temizlik yapılıyor, salı günü nasipse taşınıyoruz.
Umarım bundan sonra çıkacağımız ev kendi evimiz olur.
Eğer kendi evimizi alamayacaksak ta uzunca bir süre Mavişehir'de oturmak, kızımı orada büyütmek çok isterim.

Şuraya geldim geleli totomu bir rahat ettiremedim.

Şimdi inşallah, sağlıkla, huzurla yeni evimizde rahat rahat oturabilmeyi Allah nasip etsin bize.
Ve herkese.

Bizi bu taşınma işi aşındırdı. Belki çoğunuz 'çok dedikodu yaptınız'.
Ama sizde haklısınız.
AMA BİZ DAHA ÇOK HAKLIYIZ!

SASALI 1. EVİMİZ

BOSTANLI 2. EVİMİZ

İNŞALLAH SON EVİMİZ

MAVİŞEHİR...





15 Ocak 2012 Pazar

KRALİÇE OLUYORUM SANIRIM:)

Şimdi ben kız annesi mi olacağım?

Anlatamadım. Paylaşamadım.
Vaktim pek olmadı.
Doktordan çıktığımız gibi Yalova'ya doğru yol aldık.

Şimdi evimizdeyiz...

12+5'te doktor randevumuza gittik, 15 dakika rötarlı olarak bizi odasına aldı.
Kiloma baktı ilk olarak.
4. ayda 2 kilo almışım sadece. İyisin dedi...
Tabi benim aklım ense kalınlığında ve cinsiyetinde...
Konuşuyor da konuşuyor...
İçimden ay bi sussa da bizi içeri alsa artık diyorum...
O sıra telefonun çantamda titreyip duruyor. Arayan arayana...

Odaya geçtik, uzandık yatağa...
Kalbim güp güp güp atıyor, yutkunamıyorum.
Doktor oturdu ve başladı o buz gibi aleti karnımda gezdirmeye.
Sağ tarafa doğru bastırdı.
Evet ben sağ tarafımda hissediyordum varlığını, yanılmadım.
Allahım en son gördüğümüzde fasülye olan bebeğimiz resmen küçük bir insan modeline dönmüş.
Kolları, bacakları, parmakları, gözleri, ağzı burnu, kafası...
7 cm olmuş bizim küçük sıpamız.
Ense kalınlığına baktı şükürler olsun normal olduğunu söyledi, derin bir nefes alıyordum ki,
yanında bulunan asistanına sence ne diye sordu.
Ben o sırada ''aaa pipiyi gördüm ben '' diye bağırırken güldü ve asistan ''kız'' dedi. Diktim kafamı kalbim gümlemeye devam etti.
Doktorum '' evet kız, duruşu, pozisyonu itibariyle kız gibi gözüküyor''
Tufan '' Yüzde kaç?''
Doktor:: Yüzde veremem ama tahminlerimde yanıldığım hiç görülmemiştir.
Fakat %100 olarak 13 Şubat'ta söyleyeceğim'' dedi.


Şimdi biz Duru dedik bir kere...
Kızım demeye başladık sevinçle.

Ama kendi haftasından 2 gün ileride kız gözüken bebeğim için 1 ay sonra ya ''erkek'' derse:)
Komik olur:)
Ondan henüz pek bir şey almayı düşünmüyorum.
Türlü hikayeler dinliyorum.
Değişebiliyormuş.
Ama bizim doktorumuz için ''yanılmaz'' diyorlar.
Kendine güvenli.

Ama ya 'ben pipiyi gördüm'' diye bağırdığım için kız dediyse?
Hani erkek deyip kız çıkanlar çok oluyormuş ya o yüzden kız dediyse?

Erkek olsun kız olsun bizim olsun, ama insan alıştırıyor kendini.

Şimdilik Duru Deniz kızımızla gayet mutluyuz.
Onun için hayaller kurup, planlar yapıyoruz.
Genç kızlığını bile hayal ettik biz:)

Sağlıklı olsun benim minik kızım...
Güzel kızım.
Prenses kızım.

Beni kraliçeliğe transfer ettiren kızım:)








12 Ocak 2012 Perşembe

BENİM MİNİK YAVRUM!

Bugün yazmazsam ölürdüm.
Dünden beri cinsiyet tahminleri alıyorum, ailemden, arkadaşlarımdan...
%70'i kız %30'u erkek diyor.
Bense yine çekimser kalıyorum.
Tahminlere göre çoğunluk kız diyorsa erkek olacak diyorum.
Düşündükçe heyecanlanıyorum.
Cinsiyetini gösterir ya da göstermez bilemiyorum.
13. haftamızdayız. Ve yarın en önemlisi 2'li testimize giriyoruz.
Yavrum anasının karnında ilk sınavını verecek.
Ense kalınlığı ölçülecek. El ve ayaklarına bakılacak, parmakları sayılacak.
O kadar heyecanlı ve o kadar meraklıyım ki başka bir şey düşünemiyorum.
İster kız olsun ister erkek olsun farketmez ama lütfen lütfen lütfen sağlıklı olsun.

Sesimi duyacak biliyorum... Miniminiciğime sesleniyorum...

Önümüzdeki ömrün en vazgeçilmezi!

Yavrum benim.
Senin annen, anne karnında rahat durmayan, annesinin plesentasını yırtan,
8. ayda kanamalarla doğmak zorunda kalan, öleceği beklenen bir bebekti.
Sen bana bezeme yavrum. İstikrarlı ol, sağlıklı ol. Kilo al. İyi beslen.
Dünyadaki en güvenli yerin tadını son ana kadar çıkar. Sabırsız olma.
Senin yerine ben sabırsız olurum annem...
Henüz cinsiyetini bilmiyoruz. Herkes tahminlerde bulunuyor.
Eminim sen bizi duyuyor, hissediyorsun. Ve ilk gülücüklerini atmaya başlıyorsun.
Hep gül bebeğim sen, hiç ağlama.
Sen ne olursan ol, benim ve babanın her şeyi olacaksın.
Seni o kadar çok seviyoruz ki, bunu şimdiden hissettiğini biliyoruz.
Sesini dinlemeye çalışıyoruz.
Şuan rahat rahat dolanıyorsun, tekme atıyorsun ama bize daha duyuramıyorsun.
Ama babanla ben onunda yolunu bulduk, sen bize sesini duyurana kadar steteskopla seni dinliyoruz.
Canım benim.
Senin yaşadığını bilmek, seni hissedebilmek,
karnımın yavaş yavaş büyümesi beni nasıl heyecanlandırıyor bir bilsen...

Baban ilk varolduğunu duyduğundan beri, her sabah işe giderken seni öperek gidiyor.
Sende her sabah babanı öperek işine yollayacak, okuluna gideceksin...

Doktorumuzun bize alıştırdığı gibi yaşamaya çalışıyorum.
Bize bir sonraki randevumuza kadar olan zamanı anlattığından,
bende hiç ötesini düşünmemeye çalışıyorum. Hafta hafta inceliyorum seni, öteye gitmiyorum.
Merak etmiyor muyum sanıyorsun, sesin nasıl olacak, yüzün kime benzeyecek, ellerin, ayakların annen gibi küçük mü olacak? Ama düşünmemeye çalışıyorum.

Bizi sakın üzme bebeğim olur mu?
Sağlıklı ol. Rahat ol.
Seni çok seven ve her şeyden çok sevecek olan annen ve baban seni sabırsız bir sabırla bekliyorlar.
Yarın o güzel ellerinle bize el salla meleğim olmaz mı?
Bizde babanla sana kocaman öpücük veririz.
Annen çok duygusal, ara sıra ağlar, tamam çok ağlar:)
Ama sen etkilenme olur mu? Sen, ben ağlarken bile gül. Çünkü ben mutluluktan ağlıyorum.
Bazen sana oğlum, bazen sana kızım diyorum...
Ama inan yapılan tahminlerden dolayı annen olarak %50'de kalıyorum.
Hissedemiyorum cinsiyetini... Kırılma bana.
Babanla bizi fazla merakta bırakma.

Sen benim yıllardır istediğim, hep hayalini kurduğum miniminicik bebeğimsin.
Allahın bize mucizesi, en güzel hediyesisin.
Babanla ben senin hayırlı, iyi, sağlıklı bir evlat olabilmen için elimizden gelenin fazlasını yapacağız,
bundan hiç şüphen olmasın kuzum.

Yavrum! Güzel bebeğim.
Yarın doktorumuzun bize güzel haberler vermesi dileğimle satırlarıma son veriyorum.
Sen ne olursan ol bizim evladımızsın. BUNU ASLA UNUTMA.

4 aydır hayatta hiçbir şeyi sevmediği kadar seni seven annen,
güzel haberlerinden başka hiçbir şey duymak istemiyor.
Üzme anneni.
Hee bir de göster kukuşunu ya da pipişini:)


Seni çok seviyorum miniminiciğim:)


6 Ocak 2012 Cuma

FACE'ER & TWİT'BOOK'TAN NELER ÖĞRENMİŞİM NELER:)

İyi ki varlar..
İyi ki elimin altındalar.
Sanki birileri beni çok düşünmüş.
Sanki benim için piyasaya sürülmüş.
Onlar olmasa ben ne yapardım?
Eminim daha fazla kitap okur, daha fazla yazar, daha fazla film izler, daha fazla gezerdim.
Yapmadığım şeyler değil tabi bunlar ama daha fazla yapardım.


Mesela bana çok öğretisi oldu sosyal paylaşım sitelerinin...
Neler mi?

Kendini farklı göstermeye çalışan insanları tanıdım.
Profil fotoğrafına bakınca ''anaa ne yakışıklı laaan'' ya da ''oha be ne güzel kız'' dediklerinin aslında bir boka benzemediğini, en başta kendilerini buralarda kandırdıklarını öğrendim.
Çakma profiller açarak, başkalarının fotoğraflarıyla erkek ya da kız tavlamaya çalışıp,
egolarını tatmin edenleri gördüm.
Kendi düşüncesi olmayıp, başkalarının düşüncelerini sanki kendi düşünceleriymiş gibi paylaşanları okudum.
Dinledikleri müzikleri seçmece yaparak ''amaan bu kıro şarkıyı paylaşamam' deyip dinleyenlere şahit oldum.
Oysa ki herkes İbrahim Tatlıses dinliyor ve dinledi hayatında değil mi???
Fotoğraflarda kötü çıktı diye etiketlendiği fotoğrafları kapayanları bildim.
Her gelen abaza mesajlarına cevap verenleri gördüm.
Yazdıklarına, paylaştıklarına kendi bile inanmayanların, inandırma çabalarını yaşadım.
Fotoğraflarını alenen ortalara döküp, her hissettiğini dan dun yazanların (misal ben) eleştirildiğini ama aradan çok geçmeden aynısının yapıldığını gözlerimle gördüm.
Facebook'ta değilim imajı verip, milletin özelini didik didik inceleyip, iç geçireni, eleştireni,
bok atanı, sap tutanı vs. gördüm.
Listesine tanımadığı adam&kadınları ekleyip, sonra ona buna ahkam kesenlere tanık oldum.
Sosyal paylaşım sitesini, sosyal koca bulma sitesi haline getirenleri tanıdım.
Milletin kendilerine ait olan iletilerini çatır çatır çalıp,
orda burda kendim yazdım imajı veren gerizekalıları okudum.
Paylaşılan fotoğraflara ''ay herkes beğenmiş, ben beğenmezsem kıskandığım düşünülür'' mantığıyla beğenenleri, ya da 'bak beğenmiyorum, çünkü gereksizsin'' imajı verip gizli hayranları da biliyorum.
1 günde 10 kere tekrar tekrar incelenen profiller var.
İncelensin diye koyuyoruz ama saklamanın alemi yok değil mi?

Eminim bu diyaloğu çoook kişi yaşamıştır...

-Albüm ekledim gördün mü??
-Hadi ya görmedim. (iç ses: Gördüm de beğendi yapmamak için görmedim diyorum aslında)
-Aaa bakarsın o zaman ... (İç ses: Nah görmedin.)
-Biara bakarım.

Yediniz mi? Ben yemedim!

Adı üzerinde sosyal paylaşım siteleri...
İsteyen istediğini paylaşmakta özgür. Herkesin anlayışı farklı. Tarzı farklı.
Ama ortak bir şey var  : Sesimizi duyurmak, hüznümüzü, mutluluğumuzu, gündemi
 gerek cümlelerle gerek fotoğraflarla anlatmaya çalışmak.

He eğer yazılanlardan, paylaşılanlardan rahatsız olan, facebook ya da twitter'da neden bulunduğuna dair gerekli bir açıklaması olmayan insanlar çıksın gitsin. Değil mi?

İsteyen 'şuan tuvalete gidiyorum' deyip sosyal mesaj verir,
İsteyen hiçbir şey yazmaz. Sadece okur olur...
İster inceleyici ol, ister paylaşımcı ol yeter ki herkesin şu sosyal alemde duruşuna saygılı ol.
Kimse sen olamaz, sen de kimse olamazsın.

Ben yazarak rahatlıyorsam, sen okuyarak çıldırıyorsan yapabilecek bir şeyim yok değil mi?
Ama senin var! Beni takip etmezsin olur biter.
Ama yok o da yemiyor değil mi?
Beni takip etmezsen günün nasıl geçer sonra?

Hakikaten sizin de var mı bilmiyorum ama;
Facebook ve twitter profillerimi kapatsam, günlerini nasıl geçirir diye düşündüğüm insanlar var:) 


Sırf onlar yüzünden yaşadığım müddetçe buralardayım. 
Nazardan korkuyoruz ama Allah'a emanetiz.

Büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öperim...
Saygılar ve Sevgiler:)




GEYİKSE BU KADARCIK GEYİK:)

12. Haftamızı sürüyoruz...
Diş tedavimize başladık.
İştahımız öyle bir açık ki, 7/24 yemek istiyoruz.
Doktor kontrolümüze 1 hafta kaldı, heyecanımız dorukta.
1 ay evvel tanıştığımız meleğimiz eğer kendini gösterirse cinsiyetini öğrenebileceğiz.
Aşermeler feci...
Burnuma gelen kokular, öyle güzel geliyorlar ki, ağzım sulanıyor.
Aşermenin ne demek olduğunu bu ay çok daha iyi anladım.
Unuttuğum, ya da hiç duymadığım, ya da hasret kaldığım o kokular hep burnumun dibinde...
Ne kadar tuhaf.
2 haftadır ilk 2 aya göre çok daha iyiyim.
Halim var, enerjim var.
Duygusallık tavan durumda.
Alınganlık fena...
Hadi beni bilen bilir sulugözümdür. Ama şimdi o gözyaşı sanki çıkmak için bekliyor.
Mutlu olsam da üzgün olsam da, n'olursam olayım çıkmak için can atan gözyaşlarım var.

Cinsiyet tahminlerinden sıkılmış durumdayım.
Her tahminde bulunan %100 diyor. Ve hiçbirininki birbirini tutmuyor.
Kız diyenler çoğunlukta.
Bense %50'de kalıyorum.
Hem ne istediğime karar veremiyorum, hem ne olduğuna..
Hisleri bu kadar kuvvetli birinin bunca %100 tahminlerden sonra bir şey hissedememesi çok normal:)

Hamile kadınların rüyaları gerçek çıkıyorsa eğer ultrasonda pipişkoyu göreceğiz:)
Ayy babamızın yüzünü çok merak ediyorum pipişkoyu görürsek eğer:)

Neyse bugünlük bu kadar yeter. Ocakta yemeğim, karşımda manzaram, fonda müziğim var...
Hiç geyik havamda değilim.

Çok ama çok romantikim:)))